Tilki Lina ve Yeşil Patikanın Dostları
Tilki Lina, Yıldız Bahçesi’nde küçük bir fidanla ilgilenmek ister. Annesiyle birlikte seçtiği bakım işi, onu yaprakların altındaki sessiz komşusuyla tanıştırır.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Lina, Yıldız Bahçesi’ndeki geniş tahta sıraya mavi topunu bıraktı. Tam oyun alanına dönecekken kuyruğuna bir yonca yaprağı değdi. Çimenlerin arasında minicik beyaz çiçekler vardı. Lina, taş yolun üstünde çömeldi. Bir çiçeğin üzerinde sarı kanatlı bir kelebek duruyordu. Kelebek kanatlarını açınca çiçek de hafifçe sallandı.
Annesi yanına eğildi. İkisi kelebeğin uçuşunu izledi. Kelebek, salıncakların yanındaki çiçeklere kondu. Lina her gelişinde salıncaklara, kum alanına ve top oynanan geniş düzlüğe bakardı. Bugün gözleri çimenlerin arasına takılmıştı. İncecik otların ucunda su damlaları parlıyor, mor çiçeklerin gölgeleri taşların üzerine düşüyordu.
Lina burnunu havaya kaldırdı. Yakınlarında tatlı bir koku vardı. Yolun kenarındaki nane yaprakları esintiyle kıpırdıyordu. Lina onları koparmadan, bulunduğu yerden kokladı.
“Bahçenin her köşesi aynı kokmuyor,” dedi.
Annesi de havayı kokladı. Sonra birlikte oyun alanının yanından geçen patikaya döndüler. Yolun başında küçük bir raf bulunuyordu. Rafta farklı boylarda sulama kapları vardı. Rafın üzerindeki tahta levhaya yeşil yapraklar çizilmişti. Lina yazıyı gösterince annesi yavaşça okudu:
“Yeşil Patikanın Dostları.”
“Dostları kim?” diye sordu Lina.
“Ben de bu bahçeyle ilgilenen dostlardan biriyim,” dedi annesi. “Bu levhayı komşularımızla hazırladık. Sulama kaplarını da buraya yerleştirdik.”
Lina levhanın altındaki yaprak resimlerine baktı. Birinin ucu kıvrıktı, öteki yuvarlaktı. Hemen yanlarındaki gerçek yapraklar da birbirine benzemiyordu. Lina, yuvarlak yaprağın gölgesini patisinin üzerine düşürdü. Gölge, esintiyle birlikte patisinde gezindi. Tam o sırada patikanın kıvrıldığı yerde küçük bir ağaç gördü.
Bu, ince gövdeli bir ıhlamur fidanıydı. Dallarında taze, yeşil yapraklar vardı. Çevresindeki toprağın açıkta kalan kısmı açık renkli görünüyordu. Lina, evdeki saksıları suladıklarında toprağın koyulaştığını hatırladı. Başını kaldırıp annesine baktı.
“Burası kuru mu?”
Annesi fidanın yanına çömeldi. Patikadan ayrılmadan, toprağın açık kenarına parmağıyla hafifçe dokundu.
“Evet, burası kurumuş. Bugün biraz su iyi gelir.”
Lina’nın kulakları dikildi. Annesiyle bahçede küçük bir bakım işi yapacaklardı ama henüz ne yapacaklarını seçmemişlerdi. Lina bir fidana, bir sulama kaplarının durduğu rafa baktı. Sonra ince gövdenin yanındaki yaprak gölgesini izledi.
“Ben bu küçük ağaçla ilgilenmek istiyorum,” dedi. “Birlikte sulayabilir miyiz?”
“Sulayabiliriz,” dedi annesi. “Sana rahatça tutabileceğin bir kap seçelim.”
Rafa geri döndüler. Lina, uzun ağızlı kırmızı kabı beğendi. Sapı iki patisinin arasına güzelce oturuyordu. Annesi kabın içine az miktarda su doldurdu. Sonra birlikte tuttular. Kap hafifçe kıpırdayınca içinden yumuşak bir su sesi geldi. Lina da başını eğip dinledi.
“İçinde küçük bir dalga var,” dedi.
Kabı taş yol boyunca yavaşça taşıdılar. Lina bir eliyle sapı tutuyor, annesi de ağırlığını destekliyordu. Toprakla taşların birleştiği yerde minik yoncalar uzanıyordu. Lina adımlarını taşların ortasına denk getirdi. Kırmızı kabın uzun ağzı, önlerinde ince bir kuş gagası gibi görünüyordu.
Fidanın dibine geldiklerinde Lina, toprağın üzerinde kıvrılmış büyükçe bir sarı yaprak gördü. Yaprak, ağacın bir yanını örtüyordu. Lina suyu oradan dökmeyi düşünmüştü. Önce yaprağı kaldırırsa toprağı daha iyi görebileceğini sandı.
“Şu yaprağı alsam…” diye başladı.
Annesi kabı düz tuttu. İkisi yaprağa yandan bakmak için biraz eğildi. Yaprağın kalkık kenarının altında küçücük bir salyangoz vardı. Yuvarlak kabuğu kahverengiydi. Başını yaprağın gölgesinden çıkarmış, incecik duyargalarını uzatmıştı.
Lina elini olduğu yerde durdurdu. Salyangoz öyle küçüktü ki uzaktan bakınca onu bir toprak parçası sanabilirdi. Şimdi ise kabuğundaki kıvrımı bile seçebiliyordu. Yaprağın altı, güneş alan taşlardan daha serin görünüyordu. Salyangoz ağır ağır yaprağın kenarına doğru ilerliyordu.
“Burada biri varmış,” diye fısıldadı Lina.
“Gördüm,” dedi annesi, aynı alçak sesle.
Lina yaprağa bir daha baktı.
“Bunu kaldırmayalım. Üstünde çatısı gibi duruyor.”
Annesi başını salladı. Kırmızı kap hâlâ ikisinin arasında duruyordu. Lina’nın aklındaki kolay sulama yeri artık uygun görünmüyordu. Suyu doğrudan buraya dökmek istemedi. Bir an dudaklarını büzdü. Fidanla ilgilenmek istemişti ama salyangozun gölgeli yerini de değiştirmek istemiyordu.
Kabı annesine bıraktı ve taş yolun üzerinde bir adım yana kaydı. Buradan bakınca fidanın öbür tarafı görünüyordu. Orada yaprakların örtmediği küçük bir toprak açıklığı vardı. Açıklığın hemen yanında da üzerine rahatça basılabilecek geniş, düz bir taş duruyordu.
“Buradan uzansak?” dedi Lina. “Kabın uzun ağzı şu boş toprağa yetişir mi?”
Annesi gösterdiği yere baktı. Sonra sulama kabını su dökmeden yaklaştırdı.
“Yetişiyor. Ben de yanında tutarım.”
Lina yeniden sapı kavradı. Bu kez ne yapacağını biliyordu. Ayaklarını düz taşın üzerine yerleştirdi. Yaprağa dokunması gerekmiyordu. Salyangozu başka bir yere taşımaları da gerekmiyordu. Kırmızı kabın ağzı, patikadan toprağın açık kısmına kadar uzanıyordu.
Tam o sırada Tavşan Talu, oyun alanından onlara el salladı. Sıranın üzerindeki mavi topu görmüştü. İki kulağı birden, merakla fidanın olduğu yana döndü. Yanlarına gelirken o da taş yolun üzerinde yürüdü.
“Top oynayacak mıyız?” diye sordu.
“Oynayacağız,” dedi Lina. “Önce bu fidanı suluyoruz. Şu sarı yaprağın altında da bir salyangoz var.”
Talu, bulunduğu yerden görebilmek için dizlerini biraz büktü. Salyangozun kabuğunu seçince gülümsedi.
“Ben topu sırada bekleteyim,” dedi. “Yere koyunca yuvarlanıyor.”
Topu sıranın arkalığına yasladı, sonra geri gelip Lina’nın yanında durdu. Annesi kabın ağırlığını tuttu. Lina sapı yavaşça öne eğdi. İnce bir su çizgisi, yapraktan uzaktaki açık toprağa döküldü. Toprağın rengi, suyun değdiği yerde koyulaşmaya başladı.
Lina hemen biraz daha eğmek istedi ama annesinin kabı durdurduğunu hissedince bekledi. Birlikte toprağı izlediler. Küçük su birikintisi yavaşça kayboldu. Kenarda duran minicik bir taş, ıslanınca eskisinden daha koyu göründü. Lina’nın gözü oradan sarı yaprağa kaydı. Yaprak yerindeydi.
Salyangoz da kendi hızında ilerliyordu. Kabuğu yaprağın kıvrımına değdi. Sonra başını biraz başka yöne çevirdi. Lina sessizce gülümsedi. Kırmızı kabın ağzını yine aynı açık yere çevirdiler. Bu kez suyun toprağa karışırken çıkardığı hafif sesi Talu da duydu.
“Pıt pıt değil,” diye fısıldadı Talu. “Daha çok fısır fısır.”
Lina gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Sonra ikisi de usulca güldü. Annesi de gülümsüyordu. Kabı yeniden düz tuttular. Fidanın çevresindeki açık toprak artık nemliydi. Sarı yaprağın altına su dökmemişler, yoncaların üzerine basmamışlardı.
Annesi toprağı kontrol ettikten sonra kabı geri çekti.
“Bu kadarı yeter,” dedi.
Lina sapı bıraktı. Patilerini birbirine sürttü. Kırmızı kabı taşırken biraz heyecanlanmıştı; şimdi omuzları gevşemişti. Yukarıdaki yapraklara baktı. Fidanın boyu aynıydı. Dalları aynı yerdeydi. Ama dibindeki açık renkli toprak artık koyu, nemli bir halka olmuştu.
Talu da eğilip o halkaya baktı. Sonra sarı yaprağı gösterdi.
“Salyangoz hâlâ orada.”
Lina başını salladı. Ona bakmak için yaprağı kaldırmasına gerek yoktu. Kabuğunun küçük bir kısmını görmesi yetiyordu. Bir an, salyangozun boyunda olsaydı bu yaprağın ne kadar büyük görüneceğini düşündü. Belki de tahta sıra kadar geniş bir gölgelik olabilirdi.
Annesiyle birlikte sulama kabını rafa götürdüler. Lina kabı yerine koyarken sapının dışarı taşmamasına dikkat etti. Raftaki tahta levha yine göz hizasındaydı. Yeşil yaprakların arasındaki yazıya baktı. Bu kez annesinin okumasını beklemeden adını söyledi:
“Yeşil Patikanın Dostları.”
Sonra başını fidanın olduğu yana çevirdi.
“Ben de bugün onun dostu oldum mu?” diye sordu.
Annesi Lina’nın yanında çömeldi.
“Oldun,” dedi.
Lina’nın kuyruğu hafifçe sallandı. Talu da sıradan mavi topu aldı. Birlikte çimenlerden uzaktaki geniş oyun alanına geçtiler. Annesi onları görebileceği sıraya oturdu. Lina topu Talu’ya yavaşça yuvarladı. Talu topu iki patisiyle yakalayıp geri gönderdi. Top, düz zeminde küçük bir yay çizdi.
Güneşin yeri değiştikçe yakındaki ağacın gölgesi oyun alanına uzanıyordu. Gölgede yuvarlak, ince ve sivri yaprak şekilleri vardı. Lina bunları görünce topu dizlerinin arasında tuttu. Talu’ya yerdeki şekillerden birini gösterdi. İki ucu yana açılan gölge, tavşan kulağına benziyordu.
Talu kendi kulaklarını oynattı. Yerdeki yaprak gölgesi ise esintiyle başka yöne döndü. Lina kahkaha attı. Sonraki atışta topu gölgenin yanından geçirmeye çalıştılar. Top bazen tam ortadan gidiyor, bazen kenarda kalıyordu. Her seferinde gölge biraz değişmiş oluyordu. Oyunları böylece yeni bir şekil aldı.
Bir süre sonra Lina topu alıp annesinin yanına oturdu. Sıranın kenarında ayaklarını sallarken gözleri yine çimenlere kaydı. Sarı kanatlı kelebek, beyaz çiçeklerden birine konmuştu. Lina onu Talu’ya gösterdi. İkisi de bu kez yerlerinden kalkmadan izledi. Kelebek kanatlarını kapatınca neredeyse çiçeğin bir parçası gibi görünüyordu.
Eve dönme vakti geldiğinde Lina topunu kolunun altına aldı. Talu’yla vedalaştıktan sonra annesiyle patikadan yürüdü. Küçük ıhlamurun yanında durdular. Sarı yaprak hâlâ toprağın üzerindeydi. Salyangoz gölgeli tarafa çekildiği için kabuğu artık pek görünmüyordu. Lina eğilip aramadı; taş yolun üzerinden sessizce el salladı.
“Görüşürüz, küçük komşu,” dedi.
Annesinin patisini tuttu. Birlikte yürürlerken arkalarında sulanmış fidan, yerinde duran yaprak ve esintide kıpırdayan yoncalar kaldı. Lina’nın mavi topu kolunun altında sıcacıktı. Yıldız Bahçesi’nden çıkmadan önce burnunu bir kez daha havaya kaldırdı. Nane kokusu, yolun o köşesinde hâlâ onları bekliyordu.