Masal Odası
Eğitici Masallar

Sincap Mino ve Bakımı Paylaşılan Bahçe

Bir nane saksısının bakımını üstlenen Sincap Mino, oyun sırasında görevini unutur. Küçük Liman’daki dostlarının desteğiyle, işini hatırlamasına yardımcı olacak bir yol bulur.

6-8 yaş 11 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Sincap Mino ve Bakımı Paylaşılan Bahçe
Tarayıcı seslendirmesi Sincap Mino ve Bakımı Paylaşılan Bahçe
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Mino, bahçe kapısını açınca yaprakların arasındaki çiy damlaları parladı. Sarı yeleğinin cebinden çıkardığı düz taşı, yolun kenarına bıraktı. Taşın üstüne bir yaprak çizmişti. Kapının yanındaki nane saksısından gelen serin kokuyu içine çekti. Küçük Liman’da sabah yeni başlıyor, karşı sokaktaki fırından sıcak ekmek kokusu geliyordu.

Alçak çitlerle çevrili bu yerin adı Bakımı Paylaşılan Bahçe’ydi. Adını, kapıya asılı tahta levhaya hep birlikte yazmışlardı. Bahçenin ortasında küçük bir masa vardı. Masaya uzanan geniş yolun iki yanında çiçekler, kokulu otlar ve sebze fideleri büyüyordu. Saksılar alçak tahtaların üstündeydi; herkes onlara rahatça ulaşabiliyordu.

Kirpi Pera, çiçeklerin önüne düşen yaprakları sepetine topluyordu. Bahçeyle uzun zamandır ilgilenen Kaplumbağa Neri ise bir fasulye fidesinin yanındaki ince desteği düzeltiyordu. Mino, Pera’nın sepetine kendi bulduğu sarı yaprağı bıraktı. Sonra ellerini yeleğinin ceplerine sokup çevresine bakındı. Her sabah bahçede kendisini bekleyen küçük bir işi olsun istiyordu.

“Ben ne yapabilirim?” diye sordu. Neri, kapının yanındaki yuvarlak saksıyı gösterdi. “Bu nanenin sabah bakımını üstlenmek ister misin? Kahvaltıdan sonra gelip toprağına bakarsın. Kuruysa küçük kabımızla biraz su verirsin.” Mino saksının önünde çömeldi. Nane, burnuna kadar uzanmıyordu bile. Bir yaprağı rüzgârla kıpırdayıp sanki ona selam verdi. “İsterim,” dedi Mino. “Tam bana göre.”

Neri, parmağının ucuyla toprağın üstüne hafifçe dokundu. Mino da aynı şeyi yaptı. Toprak serin ve nemliydi. “Bugün suya ihtiyacı yok,” dedi Neri. Sonra mavi sulama kabının içindeki çizgiyi gösterdi. “Toprak kuruduğunda buraya kadar su doldururuz. Yavaşça toprağa dökeriz.” Kabın iki yanında küçük kulplar vardı. Mino iki eliyle tutmayı denedi; boş kabı rahatça taşıyabiliyordu.

Mino o gün eve dönerken yeni işini düşündü. Kahvaltıdan sonra nane saksısına bakacaktı. Bu kadar küçük bir işi unutacağını hiç sanmıyordu. Hatta yürürken bir nane yaprağının şeklini havaya çizdi. Eve varınca annesine bahçedeki saksıyı anlattı. Akşam yemeğinde de aklında nane vardı; ince sapını, yumuşak yapraklarını bir bir hatırlıyordu.

Ertesi sabah kahvaltı masasındaki ekmeği henüz bitirmişti ki pencerede Pera göründü. Elinde evinden getirdiği bir sepet dolusu deniz kabuğu vardı. “Meydandaki masada bir desen yapacağım,” dedi. “Küçük kabuklar ortada mı dursa, kenarda mı, karar veremedim.” Mino son lokmasını yuttu. Kabukların çizgilerini incelemeyi çok severdi. “Geliyorum!” diye seslendi.

Meydandaki alçak masanın üzerinde geniş bir tepsi duruyordu. Pera kabukları tepsiye döktü. Mino, yuvarlak olanlarla ince uzun olanları yan yana koydu. Ortaya önce kocaman bir çiçek çıktı. Sonra çiçeğin çevresine dolanan bir yol yaptılar. Mino her yeni kabukta başka bir şekil görüyordu. Kahvaltıdan sonra yapacağı küçük iş, bütün bu şekillerin arasında aklından çıkıverdi.

Güneş meydandaki ağacın öbür yanına geçtiğinde Pera eve gitmek için kabukların üstünü ince bir bezle örttü. Deseni daha sonra bitireceklerdi. Mino da bahçenin yanından geçen yola saptı. Kapı açıktı. İçeriden gelen nane kokusunu alınca olduğu yerde durdu. Başını yavaşça saksıya çevirdi. Sabah yapacağı iş, birden aklına geri dönmüştü.

Mino’nun kulakları ısındı. Kuyruğunun ucunu iki eliyle tuttu. Nane hâlâ yeşildi; yaprakları hafif rüzgârda sallanıyordu. Neri masanın yanında, boş saksıları üst üste koyuyordu. Mino ona doğru yürüdü. “Ben sabah gelmedim,” dedi. “Saksıya bakacaktım ama kabuklarla oynarken unuttum.” Son sözünü biraz yavaş söyledi. Sonra gözlerini kaldırıp Neri’ye baktı.

Neri elindeki saksıyı masaya bıraktı. “Şimdi birlikte bakalım mı?” diye sordu. Yan yana nane saksısının önüne gittiler. Mino toprağın üstüne dokundu. Bu kez önceki günkü gibi serin ve nemli değildi. Neri de kontrol etti. “Biraz su iyi olur,” dedi. Mino’nun omuzları gevşedi. Yapabileceği şey hâlâ oradaydı, küçük mavi kabın hemen yanında.

Mino sulama kabını aldı. Suyun durduğu testiye baktı, sonra kabın içindeki çizgiyi aradı. “Suyu buraya kadar doldurmama yardım eder misin?” diye sordu. Neri testiden yavaşça su dökerken Mino kabı iki kulpundan tuttu. Çizgiye geldiklerinde Neri durdu. Mino, kabın içindeki küçük dalgaların yatışmasını bekledi. Ardından düz yolda, saksıya doğru yürüdü.

Suyu yaprakların üstüne değil, toprağa döktü. Acele etmeden, küçük bir halka çizerek suladı. Toprağın rengi koyulaştı. Bir damla saksının kenarına takılıp kaldı. Mino son damlayı da bekledi ve kabı doğrulttu. Nane bir anda büyümemişti, yeni yaprak da açmamıştı. Yine aynı naneydi. Ama Mino artık onun toprağına bakmış, ihtiyacı olan suyu vermişti.

Kabı yerine koyduktan sonra küçük muslukta ellerini yıkadı. Suyun serinliği parmaklarında kalmıştı. Kabuklardan yaptıkları çiçeği hatırlayınca gülümsedi, ardından başını yana eğdi. “Yarın yine unutabilirim,” dedi Neri’ye. “Hatırlamak için ne yapabilirim?” Neri bahçe masasının üstündeki kâğıt kutusunu açtı. İçinden kalın bir kart ve birkaç boya kalemi çıkardı.

“Gördüğünde naneyi hatırlayacağın bir resim çizsek?” diye sordu Neri. Mino kartı önüne çekti. Önce yuvarlak saksıyı çizdi. Üstüne iki ince sap, saplara da yeşil yapraklar ekledi. Sonra mavi sulama kabını yapmaya çalıştı. Fakat kabın ağzı çok uzayınca çizdiği şey bir çaydanlığa benzedi. Mino kıkırdadı. “Nane çay içmeyecek ki!”

“Kulpunu çizmeme yardım eder misin?” dedi. Neri, ayrı bir kâğıda küçük bir kulp çizdi. Mino ona bakıp kendi resmini tamamladı. Kartın ortasında artık yuvarlak saksı ile mavi kap duruyordu. Köşeye de toprak gibi kahverengi bir nokta koydu. Parmağıyla noktaya dokundu. “Önce toprağa bakacağım,” diye mırıldandı. Resim, ona yalnızca suyu değil, küçük işinin başlangıcını da hatırlatıyordu.

Mino kartı bahçe kapısına asmak istedi. Sonra durup düşündü. “Kapıya gelirsem zaten naneyi görüyorum,” dedi. Kartı yeleğinin cebine koyacak oldu, fakat cebinde katlanıp görünmeyecekti. Bir süre masanın başında sessizce oturdu. Sonra gözleri parladı. “Kahvaltıda kullandığım bardağın yanına koyarım! Ekmeğimi bitirdiğimde tam önümde olur.” Neri kalemleri kutuya koyarken Mino kartını dikkatlice kaldırdı.

Eve gelince annesini mutfakta buldu. “Masada bunun için bir yer açabilir miyiz?” diye sordu. Annesi küçük ekmek sepetini biraz yana çekti. Mino kartı bardağının yanına yerleştirdi. Sandalyesine oturup resme baktı. Sonra kalkıp yeniden oturdu. Yeşil yaprakları yine gördü. “Tam burada,” dedi. Annesi de kendi bardağını resmin önünü kapatmayacak bir yere koydu.

Ertesi sabah Mino, ekmeğine peynir sürerken pencereden meydandaki masayı gördü. Pera tepsinin üstündeki bezi kaldırıyordu. Kabuklardan yaptıkları çiçeğin bir yanı henüz boştu. Mino sandalyesinden inmeye hazırlanırken bardağını almak için elini uzattı. Tam o sırada karttaki yeşil yaprakları gördü. Elini durdurdu. “Nane,” dedi usulca. Son lokmasını yavaşça yedi, suyunu içip bardağını masaya bıraktı.

Pera pencereye yaklaşmıştı. “Bugün çiçeği bitirelim mi?” diye sordu. “Bitirelim,” dedi Mino. “Önce bahçedeki saksıya bakacağım. Sonra gelirim.” Pera başını salladı. “Ben de beyaz kabukları ayırırım.” Mino sarı yeleğini giydi. Kapıdan çıkmadan önce resme bir kez daha baktı. Mavi kabın yanındaki kahverengi nokta, ona toprağı kontrol etmeyi de hatırlatmıştı.

Bahçe kapısından girince Neri’yi masanın yanında gördü. “Günaydın!” dedi Mino. Ardından nane saksısının önüne çömeldi. Önce yapraklara baktı; uçlarında sabah ışığı vardı. Sonra parmağının ucuyla toprağa dokundu. Toprak bu kez serindi. Parmağına minicik bir toprak tanesi yapıştı. Mino sulama kabına uzanmak yerine elini dizinin üstünde tuttu. Biraz daha dikkatle baktı.

“Neri, bugün de birlikte kontrol eder miyiz?” diye sordu. Neri yanına gelip toprağa dokundu. “Evet, hâlâ nemli,” dedi. Mino mavi kabı yerinden çıkarmadı. “O zaman bugün su dökmeme gerek yok.” Neri başını salladı. Mino saksının çevresine de baktı. Her şey yerindeydi. Sabah bakımı bu kez su vermeden tamamlanmıştı. Mino’nun yüzüne küçük, sakin bir gülümseme yayıldı.

Neri masadan boş bir saksı alırken Mino ellerini yıkadı. Sonra kapıya doğru yürüdü. Eşiğin yanında bir an durup bahçeye baktı. Kulaklarına yalnızca güneşin sıcaklığı vuruyordu. Sabah yapacağı işi hatırlamıştı. Emin olamadığında da Neri’ye sorabilmişti. Yeleğinin düğmesini düzeltti ve meydandaki masaya doğru yola çıktı.

Pera beyaz kabukları bir kenara dizmişti. Mino yanına oturdu. “Baktın mı?” diye sordu Pera. “Baktım. Toprak hâlâ nemliymiş,” dedi Mino. Tepsideki çiçeğin eksik tarafını tamamlamaya başladılar. Mino, uzun bir kabuğu iki yuvarlak kabuğun arasına yerleştirdi. Desenin bir yanı kocaman bir nane yaprağına benzedi. İkisi de aynı anda fark edip güldü.

Tepsiyi bahçe masasına götürmeye karar verdiler. Her biri bir yanından tuttu; düz yolda yavaşça yürüdüler. Neri masada onlara yer açtı. Kabukların açık renkleri, masanın koyu tahtası üzerinde parlıyordu. Pera tepsiyi biraz çevirdi. “Buradan bakınca yaprak,” dedi. Mino öbür tarafa geçti. “Buradan da!” Sonra tepsiyi masanın ortasına bıraktılar. Bahçenin içinde küçük bir deniz parçası gibi duruyordu.

Öğleye doğru fırından gelen ekmekleri masaya koydular. Neri’nin getirdiği salatalıkları da küçük tabaklara paylaştırdılar. Mino bardağını alırken evdeki resmini hatırladı. Burada bardağının yanında resim yoktu; kabuklardan bir yaprak vardı. Parmaklarıyla tepsinin kenarına hafifçe dokundu. Pera bir ekmek parçasını ikiye böldü. Yan yana oturup bahçenin içinden geçen yumuşak rüzgârı dinlediler.

Akşam eve döndüğünde kahvaltı kartı yine bardağının yanındaydı. Mino kartın kıvrılan köşesini eliyle düzeltti. Annesi masaya temiz bir örtü sererken o da kartı kaldırıp aynı yere geri koydu. Pencereden bahçenin kapısı görünüyordu. Nane görünmüyordu ama Mino onun nerede olduğunu biliyordu. Sarı yeleğini sandalyesine astı. Küçük resimdeki yeşil yapraklar, sabah onu karşılamak için orada kaldı.