Masal Odası
Eğitici Masallar

Arda ve Rengârenk Oyun Bahçesi

Arda, Fısıldayan Çayır'da arkadaşlarıyla ortak bir oyun kurmak ister. Farklı tercihleri dinledikçe Rengârenk Oyun Bahçesi'nde herkese yer açan bir fikir filizlenir.

5-8 yaş 11 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Arda ve Rengârenk Oyun Bahçesi
Tarayıcı seslendirmesi Arda ve Rengârenk Oyun Bahçesi
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Arda, Fısıldayan Çayır'ın kıvrılan yolunda sarı bir yaprağın yanında yürüyordu. Yaprak rüzgârla biraz ilerliyor, sonra çimenlere konuyordu. Arda da onunla birlikte durup yeniden yürüyordu. Yolun sonunda, alçak ahşap kapının ardında renkli çemberler göründü. Kapının üstünde Rengârenk Oyun Bahçesi yazıyordu.

Arda kapıyı itince yaprak da aralıktan süzüldü. Bahçede papatyaların yanından geçen geniş bir yol, gölge veren bir ağaç ve yumuşak minderler vardı. Ağacın altında, içi kumaş parçalarıyla dolu sepetler duruyordu. Kimi parçalar yuvarlaktı, kimileri uzundu, kimileri yaprağa benziyordu. Yanlarında da kocaman, açık renkli bir örtü katlanmıştı.

Arda, arkadaşları gelmeden çemberleri çimlerin üzerine yan yana koydu. Az sonra İpek, papatya desenli şapkasıyla kapıdan girdi. Ekin, yol kenarındaki uğur böceğini izleyerek geldi. Poyraz ise bir adım yürüyor, ardından küçük bir sıçrayış yapıyordu. Dördü ağacın altında buluştu.

“Birlikte bir oyun kuralım mı?” diye sordu Arda. “Şu kıvrımlı yoldan koşar, çemberlerin içinden geçer, ağacın yanına döneriz.” Anlatırken iki kolunu yana açtı. Aklındaki oyunda dört arkadaş bir arada hareket ediyor, son dönüşte birbirlerine gülümseyerek el sallıyordu.

İpek, Arda'nın gösterdiği yola baktı. “Ben bugün koşmak istemiyorum,” dedi. “Şu kumaşlardan bir desen yapmak hoşuma gider.” Sepetin kenarından görünen mor parçayı gösterdi. Morun yanına hangi rengin yakışacağını merak eder gibi başını hafifçe eğdi.

“Ben de yavaş yürümek istiyorum,” dedi Ekin. “Gelirken uğur böceği bir yaprağın altına saklandı. Acele edersem böyle küçük şeyleri göremiyorum.” Yere çömelip bir otun üstündeki çiy damlasına baktı. Damlada, bahçenin minicik ve ters dönmüş bir resmi parlıyordu.

“Ben çemberleri sevdim,” dedi Poyraz. İki ayağını birleştirip boş bir çemberin içine usulca sıçradı. “Ama bütün yolu koşmak yerine burada zıplamak isterim.” Sonra çemberden çıkıp Arda'nın yanına geldi. Arkadaşının cevabını merak ediyordu.

Arda, dizdiği çemberlere baktı. Herkesle aynı oyunu oynamayı istemişti. Şimdi kafasında yan yana duran dört ayrı oyun vardı. Hepsini nereye sığdıracağını bilemedi. Ağacın altındaki mindere oturup ellerini dizlerine koydu. Bir süre, çemberin içine düşen yaprağı izledi.

İpek de yanına oturdu. Ekin çiy damlasından başını kaldırdı, Poyraz bir çemberi kucağına aldı. Kimse acele etmiyordu. Arda, “Ayrı ayrı oynamak istemiyorum,” dedi. “Ben de,” dedi İpek. “Sen yanımdayken yaptığım resmi sana göstermek güzel oluyor.”

Rüzgâr ağacın dallarından geçti. İnce yapraklar çabucak titreşti, kalın yapraklar ağır ağır sallandı. Dalın ucundaki tek bir yapraksa kendi çevresinde döndü. Arda onları izlerken sepetin yanındaki katlı örtüyü fark etti. Ucundan tutup açınca yuvarlak örtü çimlerin üzerine yayıldı.

Arda'nın aklına bir şey geldi. “Kumaşlarla buraya bir bahçe yapsak?” dedi. “Kocaman bir oyun bahçesi! Parçaları buraya getiririz. İsteyen yürüyerek gelir, isteyen çemberlerden zıplayarak. İsteyen de sepeti yanına alıp burada oturur. Hepimiz aynı resme bir şey ekleriz.”

Poyraz, kucağındaki çemberi yere koydu. “O zaman benim yolum şuradan geçsin,” dedi. “Resme giden bir zıplama yolu olur.” Ekin, papatyaların yanındaki geniş patikayı gösterdi. “Ben de buradan dolanırım. Yol üzerinde hangi rengi getireceğimi düşünürüm.”

“Ben örtünün kenarında oturmak isterim,” dedi İpek. “Sepetlerden biri burada kalabilir mi?” Arda, mor parçanın göründüğü sepeti onun yanına taşıdı. Sonra birlikte örtünün kenarını düzelttiler. İpek yanına bir minder daha koydu. İsteyen oraya oturup onunla birlikte desen yapabilirdi.

Çemberler, aralarında rahatça adım atılabilecek boşluklar bırakılarak çimlere dizildi. Ekin'in yürüyüş yolu da açık kaldı. Arda kendi yolunu ağacın çevresinden geçirdi. Biraz kıvrılıp biraz düz giderek sepete ulaşmayı denedi. Ağacın gölgesinden güneşe çıkmak hoşuna gitmişti. Geri dönüp arkadaşlarına yolunu gösterdi.

Arda önce uzun, mavi bir parça seçti. Kıvrımlı yoldan yürüyüp örtünün kenarına bıraktı. “Burada su olsun,” dedi. Kumaşı eliyle düzelterek ince bir dereye benzetti. İpek, mavinin ucunu biraz yana çevirdi. “Böyle kıvrılırsa çiçeklere de uğrar,” dedi. Arda başıyla onayladı.

Ekin, sarı bir kumaşı iki elinin arasında açarak geldi. Yürürken güneşin çimlerde bıraktığı aydınlık yerlere bakmıştı. “Bu da derenin yanındaki güneşli yer,” dedi. Sarıyı mavinin biraz ilerisine serdi. Sonra resmi uzaktan görmek için geri çekildi. “Burada oturduğumuzu düşünebiliriz.”

İpek, mor yaprak biçimli parçaları sarının çevresine yerleştirdi. Birini dik, ötekini yana koydu. Poyraz çemberlerden küçük sıçrayışlarla gelirken elindeki yeşil parçayı gösterdi. “Bir kurbağa yapabilir miyim?” İpek örtüde boş bir yeri işaret etti. “Derenin burasına yakışır.”

Poyraz, yeşil kumaşı iki yanından içeri kıvırdı. Ortası tombul bir göbek gibi kabardı. Arda iki yuvarlak kahverengi parçayı yakınına koydu. “Kurbağanın suya atlayacağı taşlar da bunlar olsun.” Poyraz, parmağıyla hayalî kurbağayı taşların üzerinde gezdirdi. Son taşta durup minicik bir kurbağa sesi çıkardı.

İpek, kurbağanın yanına mor bir yaprak uzattı. “Güneş çok gelirse bunun altında dinlenir.” Poyraz kurbağayı oraya oturttu. Sonra elini çenesine koyup onun gibi durdu. Ekin güldü. Gelirken gördüğü uğur böceğinin de böyle bir gölge aramış olabileceğini düşündü. Eğilip mor yaprağın altına baktı.

Arda bir sonraki parçayı almak için kıvrımlı yoluna çıktı. Ağacın çevresini dolanmak eğlenceliydi. Gölgeden güneşe çıkıyor, papatyaların yanından dönüyordu. Sepetten kırmızı bir parça seçip geri geldiğinde İpek'in ona el salladığını fark etti. Elindekini örtünün yanına bırakarak arkadaşına yaklaştı.

“Sana kelebeği gösterecektim,” dedi İpek. Mor çiçeklerin yanına, iki yana açılmış pembe kumaşlar koymuştu. Ortalarında incecik sarı bir parça vardı. Arda yanına çömeldi. Kelebeğin bir kanadının ucu kıvrılmıştı. İpek parmağıyla gösterince o da gördü. Sanki kelebek çiçeğe konmak üzereydi.

“Ben yolu dolaşırken senin yaptıklarını kaçırıyorum,” dedi Arda. Hem kıvrımlı yolunu seviyordu hem de resmin yanında olmak istiyordu. Bir ağaca, bir örtüye baktı. Sonra eliyle çimlerin üzerinde daha küçük bir dönüş çizdi. “Yolum buradan dönse yine kıvrılır. Ama size daha yakın olurum.”

Ekin ayağa kalkıp gösterilen yerden yürüdü. “Buradan geçebilirsin. Benim yolumun yanında boşluk var,” dedi. Poyraz da çemberlerini biraz yana kaydırdı. “Ben zıplarken sen de yanımdan geçersin.” İpek öteki kumaş sepetini ortaya yaklaştırdı. Böylece parçalar her iki yolun da yakınında duruyordu.

Arda yeni yolunu denedi. Küçük dönüşünü yaparken İpek'in kelebeğin yanına eklediği çiçeği görebiliyordu. Poyraz çemberden çıkınca ikisi de örtünün yanında durdu. Ekin yürüyerek gelip sarı bir kumaş uzattı. Arda kumaşı aldı, arkadaşlarının yüzüne baktı. Bu kez anlatılanların hiçbirini kaçırmamıştı.

Poyraz bir tur sonra çemberlere dönmek yerine minderin yanına oturdu. “Kurbağaya bir sazlık yapacağım,” dedi. Uzun yeşil kumaşı aradı. Arda onu sepetten bulup uzattı. Birlikte kumaşı ince kıvrımlar hâlinde derenin kenarına yerleştirdiler. Poyraz son kıvrımı düzelttikten sonra kurbağasına yeniden yer açtı.

Ekin, elinde turuncu bir parçayla çemberlerin yanına geldi. “Bunu bu yoldan götürmek istiyorum,” dedi. İlk çembere adım attı, ikincisine küçükçe sıçradı. Sonra yürüyerek örtünün yanına ulaştı. Turuncuyu mor çiçeklerin arasına koydu. Biraz geri çekilip yeni çiçeğin nasıl göründüğüne baktı.

İpek de açık mavi bir kumaş aramak için sepetlerin çevresinde dolaştı. Aradığını bulunca ağacın gölgesini fark etti. “Bizim bahçeye de gölgeli bir köşe yapalım mı?” diye sordu. Arda geniş, yeşil bir parça seçti. İpek onun altına açık maviyi yerleştirdi. Kumaştan ağacın altında serin bir oturma yeri belirmişti.

Resim büyümüştü ama örtünün ortasında hâlâ geniş bir boşluk vardı. Arda parmağını oraya uzattı. “Burayı ne yapalım?” İpek avucundaki pembeyi açtı. “Büyük bir çiçek olabilir.” Ekin sarı bir parça buldu. Poyraz sepetin dibindeki kırmızıyı getirdi. Arda da maviyi aldı. Dördü örtünün çevresine oturup parçaları yan yana koydu. Kimi yaprak uzundu, kimi yuvarlaktı. Arda maviyi biraz çevirince ortada kocaman bir çiçek oluştu.

Tam o sırada yumuşak bir rüzgâr geldi. Pembe kumaşın ucu havalandı, sarının kenarı hafifçe titredi. Mavi parça yerinde dururken kırmızı usulca kıpırdadı. Çiçek sanki onlara el sallıyordu. Poyraz da elini salladı. Ekin gülerek ona katıldı. İpek avucunu pembe yaprağın yanına koydu.

“Çiçeğimiz rüzgârla oynuyor,” dedi Arda. Bahçedeki çimenler de aynı anda fısıldaştı. Arda'nın içi, aradığı bir şeyi bulmuş gibi ısındı. Yanında İpek'in minderi, biraz ötede Poyraz'ın çemberleri vardı. Ekin'in yürüyüş yolu papatyaların önünden geçiyordu. Hepsi bu rengârenk resmin yanında buluşuyordu.

Bir süre, yaptıkları bahçede yürüdüklerini hayal ettiler. Ekin, “Ben şu çiçeğin kokusuna bakacağım,” dedi. İpek gölgeli köşeye parmağıyla dokundu. “Ben de burada otururum.” Poyraz kurbağayı sazlığın arasından geçirdi. Arda derenin kıvrımını izleyip kelebeklerin çiçekten çiçeğe uçtuğunu düşündü. Örtünün çevresinde konuşmaları ve gülüşmeleri birbirine karıştı.

Güneş ağacın öte yanına geçtiğinde kumaşları toplamaya başladılar. Herkes yakınındaki parçaları sepete koydu. Poyraz yeşil kurbağayı açıp düzeltmeden önce ona bir kez daha el salladı. İpek örtüyü Arda'yla karşılıklı tuttu. Ekin minderleri gölgeye taşıdı. Birlikte örtüyü katlayıp sepetlerin yanına bıraktılar.

Kapıdan çıkarken Arda dönüp bahçeye baktı. Örtü katlanmış, yollar boşalmıştı; ama rengârenk çiçek hâlâ gözünün önündeydi. Poyraz yanında küçük bir sıçrayış yaptı. İpek onunla gülümseyerek yürüdü. Ekin bir yaprağı seyretmek için kısacık durunca Arda da durup bekledi. Fısıldayan Çayır'ın yolu, dört arkadaşın adımlarını usulca taşıdı.