Masal Odası
Eğitici Masallar

Duru ve Yeniden Açılan Oyun Kutusu

Duru, Yıldız Bahçesi’nde oynadığı oyunu kaybedince üzülür. Arkadaşı Ekin’in yanında duygusunu söyleyebilir, biraz dinlenebilir ve yeniden oynayıp oynamayacağına kendisi karar verebilir.

5-8 yaş 10 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Duru ve Yeniden Açılan Oyun Kutusu
Tarayıcı seslendirmesi Duru ve Yeniden Açılan Oyun Kutusu
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Yıldız Bahçesi’ndeki çan çiçekleri sabah esintisiyle usulca çınlarken Duru, alçak masanın üstüne mavi bir kutu koydu. Kutuyu iki eliyle taşıyordu; içindeki oyun taşları birbirine değdikçe tok bir tıkırtı çıkarıyordu. Arkadaşı Ekin, masanın çevresine minderleri yerleştirdi. Duru’nun ninesi de yakındaki asmanın altında oturmuş, bir örtünün kenarına yaprak işliyordu.

Kutunun kapağında sarı bir yıldız, yıldızın altında da adı vardı: Yeniden Açılan Oyun Kutusu. Duru kapağın küçük tahta sapını kaldırdı. İçerideki boyalı yıldızlar, gün ışığı değmiş su damlaları gibi parıldadı. Kapak açıldığında duyulan küçücük çın sesi, çan çiçeklerinin sesine karıştı. Duru bu sesi her duyuşunda elini kapağın kenarında bir an dinlendirirdi. Ekin de çenesini avuçlarına koyup kutunun içini seyretti.

İçeride yan yana çizilmiş iki yol vardı. Her yol altı yuvarlak duraktan oluşuyordu. Son durakların üzerinde sarı birer yıldız parlıyordu. Küçük bir kesede yaprak resimli kartlar, bölmeli bir gözdeyse mavi ve yeşil iki taş duruyordu. Duru mavi taşı seçti. Ekin yeşil olanı avucunda çevirdi, sonra kendi yolunun başına bıraktı.

Kurallar kısaydı. Sırayla keseden bir kart çekeceklerdi. Bir yapraklı kart gelirse bir durak, iki yapraklı kart gelirse iki durak ilerleyeceklerdi. Yıldızlı son durağa ilk varan oyunu kazanacaktı. Çektikleri kartlar masanın kenarında, resimli yüzleri yukarı bakacak biçimde duracaktı.

Ekin keseden iki yapraklı bir kart çıkarıp gösterdi.

— İki küçük adım, dedi.

Duru mavi taşıyla masada iki kez tık tık yaptı. Sonra Ekin örnek kartı yeniden keseye attı. Keseyi ikisi birlikte salladı; kartların nerede durduğunu artık bilmiyorlardı.

Duru, yıldızlı durağa parmağıyla dokundu. Mavi taşının orada durmasını istiyordu. Hatta kazanınca nasıl sevineceğini bile düşündü: Ellerini başının üzerinde birleştirip kocaman bir yıldız yapacaktı. Bu düşünceyle gülümsedi. Ekin de kesenin ağzını genişçe açtı.

— Sen başlamak ister misin?

— İsterim, dedi Duru.

Duru’nun ilk kartında bir yaprak vardı. Mavi taşını ilk durağa götürdü. Ekin iki yaprak çekince yeşil taş ikinci durağa ilerledi. Duru iki taş arasındaki boşluğa baktı. Daha oyun yeni başlamıştı ama kendi taşının biraz geride durması hoşuna gitmemişti. Taşını parmağının ucuyla düzeltti; yıldızın tam karşısına bakmasını sağladı.

Bir sonraki kartta iki yaprak görünce Duru’nun yüzü aydınlandı. Mavi taş üçüncü durağa ulaştı. Ekin’in tek yapraklı kartı da yeşil taşı üçüncü durağa getirdi. Şimdi yan yana duruyorlardı. Ekin taşları iki küçük yolcuya benzetti.

— İkisi de mola vermiş gibi, dedi.

Duru güldü. Bir karınca masanın kenarından geçiyordu. İkisi de kartlarını kaldırıp onun incecik yolunu açık bıraktı. Karınca masanın öteki ucuna gidince oyuna döndüler.

Sonra Duru bir yaprak çekti, dördüncü durağa geçti. Ekin’in kartında iki yaprak vardı. Yeşil taş beşinci durağa kadar ilerledi. Duru, kese kendisine uzatılınca elini içine dikkatle soktu. Parmakları birkaç kartın kenarına değdi. Birini seçti, çıkardı. Üzerinde tek yaprak vardı.

Mavi taş da şimdi beşinci duraktaydı. İki taşın da yıldızlı durağa ulaşmasına bir adım kalmıştı. Sıra Ekin’deydi.

Ekin kartını çevirdi. Bir yaprak. Yeşil taşı sarı yıldızın üstüne bıraktı.

— Ulaştım! dedi sevinçle.

Ellerini bir kez birbirine vurdu. Sonra Duru’ya gülümsedi.

Duru kendi taşını avucuna aldı. Az önce kafasında canlandırdığı yıldız hareketini artık yapmak istemiyordu. Ağzının kenarları aşağı çekildi. Gözleri doldu; bakınca oyun yolları biraz bulanık görünüyordu.

Kutunun kapağına uzandı. Onu kapatırsa masanın üstündeki yıldızları da görmeyecekti. Kapağı yarıya kadar indirdi, sonra durdu. Ekin’in yeşil taşı hâlâ son duraktaydı. Duru kapağı yeniden kaldırdı ama gülümsemedi.

— Ben kazanmak istiyordum, dedi. Kaybedince üzüldüm.

Sesi her zamankinden daha ince çıktı. Söylediği şey havada bir an asılı kaldı. Çan çiçeklerinden yumuşacık bir ses geldi.

Ekin’in sevinçle kalkmış elleri yavaşça dizlerine indi.

— Ben kazandığıma sevindim, dedi.

Duru başını salladı. İkisi de bir süre konuşmadı. Duru parmağını mavi taşın pürüzsüz yüzünde gezdirdi. Bir yandan ağlamak istiyor, bir yandan da arkadaşına söyleyecek söz arıyordu. Elindeki taş, avucunun içinde yavaşça ısındı.

— Taşın yıldızda biraz daha kalabilir, dedi sonunda. Hemen toplamayacağım.

Ekin kutunun kenarından çekildi.

— Tamam. Seninkini de yerine koyayım mı?

— Ben koyarım.

Duru mavi taşını beşinci durağa bıraktı. Yeşil taşın altındaki yıldızın sarı kenarını gördü.

— Kazandın, Ekin, dedi. Son kartını beklemek bana zor geldi.

— Senin de bir adımın kalmıştı, dedi Ekin.

Duru yine başını salladı.

Bir damla yaş yanağına indi. Duru cebinden küçük mendilini çıkardı. Mendilin köşesinde, ninesinin diktiği bir papatya vardı. Gözünü sildi, sonra mendili avucunda tuttu. Ekin ona yeni bir kart uzatmadı. Kesenin ağzını kapatıp masanın kenarına koydu.

— Şimdi ne yapmak istersin? diye sordu.

— Şu minderde biraz oturmak.

Duru masadan kalkıp asmanın gölgesindeki geniş mindere geçti. Ninesi dikişini dizine bıraktı, yanında yer açtı. Duru mindere oturunca ayaklarını altına topladı. Bir süre örtünün kenarındaki yarım kalmış yaprağa baktı.

— Oyun bitti mi? diye sordu ninesi.

— Bitti. Ekin kazandı. Ben de ağladım.

Ninesi temiz bir bardağa su doldurup ona uzattı.

— Biraz oturalım mı?

— Oturalım.

Duru sudan küçük bir yudum aldı. Ninesi hemen bir şey anlatmaya başlamadı. İpi iğneden çekip örtüsünü katladı. İkisi bahçeyi dinledi. Masada Ekin, kartları düzgünce üst üste koyuyordu. Sonra yıldızdaki yeşil taşına bir daha bakıp gülümsedi. Duru da ona baktı. Bu kez gözleri yeniden dolmadı. Ama içindeki üzüntü de bütünüyle geçmemişti.

— Tekrar oynamak istemezsem ne olacak? diye sordu Duru.

— Kutuyu kaldırabiliriz, dedi ninesi.

Duru bardağı yanındaki tepsiye bıraktı. Henüz karar vermesi gerekmiyordu. Biraz daha minderde kaldı. Sonra masaya baktı. Ekin boş keseyi ikiye katlayıp masaya bırakmıştı. Duru elini kaldırarak onu yanına çağırdı. Ninesi de örtüsünü alıp öteki mindere geçti.

Ekin oturunca Duru mendilini katladı.

— Sana kızmadım, dedi. Ama şimdi gülmek istemiyorum.

— Ben yanında oturabilirim, dedi Ekin.

Minder ikisini de taşıyacak kadar genişti. Aralarında küçük bir boşluk bırakarak oturdular. Ekin, kutunun kapağındaki yıldızın buradan da göründüğünü söyledi. Duru bakmak için başını çevirdi. Kapak hâlâ açıktı; güneş ışığı yıldızın bir ucunu daha parlak gösteriyordu.

Duru bir süre sonra ayağa kalktı. Ekin de onunla masaya yürüdü. Önce taşları küçük gözlerine yerleştirdiler. Duru mavi taşı dikkatlice bıraktı, Ekin yeşili yanına koydu. Kartları keseye doldurup bağını gevşekçe kapattılar. Duru kapağı indirdi. Küçük çın sesi bu kez duyulmadı. O ses yalnızca kutu açılırken gelirdi.

Masada şimdi kapalı, mavi bir kutu vardı.

Duru avuçlarını kapağın üzerine koydu. Oyun bitmişti. Ekin kazanmıştı. Kutuyu kapatmaları bunu değiştirmemişti. Yine de artık önünde bekleyen bir kart yoktu. İsterse minderine dönebilir, isterse ninesiyle bahçedeki çiçeklere bakabilirdi. Duru bir süre hiçbirini yapmadı. Başparmağını kapağın üzerindeki tahta yıldızın çevresinde dolaştırdı.

— Bir daha oynarsak yine kaybedebilirim, dedi.

— Olabilir, dedi Ekin. Ben de kaybedebilirim.

Bahçede rüzgâr hafifledi. Çan çiçeklerinin sesi de inceldi. Duru kutuyu kendine doğru biraz çevirdi. İlk oyunda seçtiği mavi taşın pürüzsüzlüğünü hatırladı. Taşı yeniden eline almak, resimli bir kart çekmek istiyordu. Kazanmak isteği de hâlâ oradaydı. Üzüntüsüyle yan yana duruyordu.

— Bir el daha oynamak istiyorum, dedi sonunda. Ama önce sana bir şey söyleyeceğim.

Ekin bekledi.

— Kazandığın için seni kutlarım.

Duru bunu söylerken gözleri hâlâ biraz ıslaktı. Kocaman gülümsemeye çalışmadı. Ekin’in yüzündeki sevinci gördü, kendi elini ona uzattı. Arkadaşı elini hafifçe sıktı.

— Teşekkür ederim, dedi.

Sonra ikisi de ellerini çekip kutuya baktı. Duru, sapı kaldırmadan önce bir şey daha sordu:

— Bu oyundan sonra çiçeklere bakalım mı?

— Bakalım.

Duru kapağı açtı. Küçücük çın sesi yeniden duyuldu. İçerideki yıldızlar, ilk açılıştaki gibi usulca parıldadı. Ekin keseyi alıp kartları karıştırdı. Duru iki taşı başlangıç yerlerine koydu. İlk oyundaki kadar heyecanlı değildi. Yine de kartların arasından hangisinin eline geleceğini merak ediyordu.

— Bu kez sen başla, dedi.

Ekin bir kart çekti. Tek yaprak. Yeşil taş ilk durağa gitti. Sonra Duru kartını çıkardı. Onunkinde de bir yaprak vardı. Mavi taşı arkadaşının taşıyla yan yana getirdi.

— Yolcular yine aynı yerde, dedi Ekin.

Duru’nun ağzının kenarı azıcık yukarı kıvrıldı. İkisi de aynı benzetmeyi hatırlamıştı.

Ninesi asmanın altından onlara baktı. Duru elindeki kartı masanın kenarına bıraktı, keseyi Ekin’e uzattı. İçinde hâlâ küçücük bir üzüntü vardı; onu saklamak için acele etmiyordu. O sırada hafif bir esinti çan çiçeklerini yeniden salladı. Mavi kutunun kapağı açık, minderler yan yanaydı. Duru, arkadaşının çekeceği kartı beklerken ayaklarını masanın altında rahatça uzattı.