Masal Odası
Eğitici Masallar

Nehir ve Birlikte Kurulan Oyun

Nehir, çok sevdiği mavi vagonunu hemen paylaşmak istemez. Gizli Koruluk’ta arkadaşlarıyla hem kendi isteğine hem birbirlerinin sırasına yer açan bir oyun kurar.

5-8 yaş 11 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Nehir ve Birlikte Kurulan Oyun
Tarayıcı seslendirmesi Nehir ve Birlikte Kurulan Oyun
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Nehir, Gizli Koruluk’un yumuşak çimenlerine serdiği örtünün üzerinde mavi vagonunu yürütüyordu. Sarı tekerlekler örtünün kıvrımına gelince hafifçe tıkırdıyordu. Nehir kıvrımı düzeltti, vagonu bir kez daha sürdü. Bu kez tekerleklerden incecik bir şarkı çıktı sanki: “Tıkır tıkır, yol açıktır.”

Gizli Koruluk, ninesinin bahçesindeki üç iri ağacın altında uzanıyordu. Dalları birbirine değdiği için burası dışarıdan küçük, yeşil bir oda gibi görünürdü. Bu korulukta yapraklar duydukları sesleri bir süre saklar, sonra usulca geri fısıldardı. Ninesi az ilerideki masada bez torbaları katlıyordu. Nehir, başını kaldırdığında onu yaprakların arasından görebiliyordu.

Vagonun bir yanında küçük, beyaz bir bulut resmi vardı. Nehir bu bulutu ninesiyle birlikte çizmişti. Bulutun bir ucu biraz uzundu; Nehir’e göre tam da uykulu bir tavşanın kulağına benziyordu. Vagonunu sevmesinin nedenlerinden biri buydu. Her oyunun sonunda tekerleklerine dolanan otları temizler, onu kendi kutusuna yerleştirirdi.

Duru ile Ekin, taş yoldan yan yana geldiler. Duru’nun sepetinde renkli kumaş parçaları ve büyük kozalaklar vardı. Ekin ise bez torbasında pürüzsüz tahta oyun parçaları getirmişti. Nehir, oturabilmeleri için örtünün kenarını açtı. Sonra vagonunu dizlerinin yanına çekti.

Duru mavi vagona bakıp gülümsedi.

“Bir kez de ben sürebilir miyim?”

Nehir’in eli vagonun üstünde durdu. Duru’yla oynamak istiyordu. Ama vagon başka birinin eline geçtiğinde kendisi ne yapacaktı? Onu hemen vermeye hazır değildi. Parmaklarıyla beyaz bulutun kenarını yokladı.

“Şimdi vermek istemiyorum,” dedi. “Biraz yanımda kalsın.”

“Olur,” dedi Duru. Sepetini yere bıraktı. “Ben de buraya bir durak yapacağım.”

Duru, iki tahta parçasını yan yana koydu. Üstlerine yeşil bir kumaş serdi. Ekin de yanına oturup kozalakları dizdi. Büyük kozalağı yeşil kumaşın altına yatırınca ikisi birden güldüler. Kozalak, yorganına sarılmış tombul bir yolcuya benzemişti.

Nehir vagonunu yeniden yürüttü. Bu defa örtünün kenarına kadar gitti, sonra geri döndü. Tekerlekler yine tıkırdıyordu ama Nehir’in gözü arkadaşlarının yaptığı duraktaydı. Duru kumaştan bir gölgelik hazırlıyor, Ekin kozalak yolcuya bir oturma yeri arıyordu.

“Benim vagonum oraya gelebilir,” dedi Nehir. “Yaprak taşıyabilir. Kozalağın yastığı olur.”

Duru başını kaldırdı.

“Gelsin. Yolunu da birlikte yapalım mı?”

Nehir vagonu kendine doğru çekip düşündü. Oyunun yalnızca kendi köşesinde kalmasını istemiyordu. Durağa gitmek, oradan bir şey almak, arkadaşlarının bulduğu sesleri duymak istiyordu. Ama vagonun nasıl kullanılacağını da söylemek istiyordu.

“İlk turu ben süreyim,” dedi. “Sonra isteyen sırayla sürebilir. Vagona ağır şeyler koymak istemiyorum. Yaprak taşıyalım; tahtalar durakta kalsın.”

Ekin, örtünün çevresini parmağıyla gösterdi.

“Bir tur dediğin, bütün duraklara uğrayıp buraya dönmek mi?”

“Evet. Buraya gelince vagonu durdururuz.”

“Ben senden sonra sürmek isterim,” dedi Duru.

“Ben de Duru’dan sonra,” dedi Ekin.

Nehir başını salladı. Sırasının nerede başlayıp nerede biteceğini bilmek hoşuna gitmişti. Vagonunu yeşil kumaşın yanına koydu. Duru, koyu renkli bir yaprağı avucunda düzeltti.

“Şuna bak, tam bir yastık. Kozalak da burada beklesin.”

Önce yolun yerini seçtiler. Ekin iki uzun kumaş şeridini örtünün üstüne serdi. Nehir vagonu şeritlerin arasından geçirdi. Duru da kenarlara yuvarlak yapraklar yerleştirdi. Böylece yolun nereden döndüğü belli oldu. Durakları yolun dışına kurdular; vagonun geçeceği yer açık kaldı.

Nehir, yolun genişliğini vagonuyla ölçtü. Sarı tekerlekler iki şeride de değmeden geçebiliyordu. Ekin, kıvrılan bölümün dışına bir tahta parçası yatırdı.

“Burası da bekleme yeri olsun. Buradan bütün durakları görebiliriz,” dedi.

Duru tahta parçasının yanına küçük bir kumaş minder koydu.

Duru’nun durağına Yaprak Durağı dediler. Ekin, kendi durağını iki düz tahta ve bir sarı kumaşla kurdu. Orada kozalak yolcular dinlenecekti. Nehir de başlangıç yerine mavi bir kumaş parçası serdi. Vagon oraya geldiğinde bir tur tamamlanmış olacaktı.

Nehir kendi durağına yalnızca düz bir tahta koymuştu. Sonra Duru’nun kumaşlara nasıl şekil verdiğine baktı.

“Buraya da bir gölgelik yapabilir misin?” diye sordu.

Duru, tahtalardan iki alçak kule yaptı. Üzerlerine bir kumaş serdi. Nehir kumaşın bir köşesini düzeltirken Ekin öbür köşesini açtı. Altında kozalakların oturabileceği gölgeli bir yer kaldı.

“Bu oyunun adı ne olsun?” diye sordu Ekin.

Nehir, kendi vagonuna, Duru’nun durağına, Ekin’in yoluna baktı.

“Birlikte Kurulan Oyun,” dedi.

Duru adı beğenip başını salladı. “Öyleyse oyun açıldı!” diyerek iki avucunu usulca birbirine vurdu.

Nehir ilk yolculuğa başladı. Vagonu iki eliyle yavaşça ilerletti. Duru, Yaprak Durağı’nda bekliyordu. Elinde, kenarları hafifçe kıvrılmış geniş bir yaprak vardı.

“Bir yastık gönderiyoruz,” dedi. “Yumuşak tarafından taşınacak.”

Nehir yaprağı vagonun içine serdi. “Yastık hazır. Yolcuya doğru gidiyoruz.”

Ekin durağının önüne çömelmiş, kozalak yolcuyu bekletiyordu. Kozalağın yanına küçük bir kumaş kare koymuştu. Vagon gelince ellerini ağzının iki yanına götürdü. Komik, ince bir ses çıkardı.

“Yastığımız geldi mi acaba?”

Nehir güldü. Yaprağı alıp kozalağın yanına bıraktı. Ekin, kozalağı yaprağa yasladı. Duru da uzaktan bakıp, “Gözlerini kapattı bile,” dedi. Kozalağın gözleri yoktu ama Nehir şimdi iki küçük kapalı göz görür gibi olmuştu.

Vagon mavi kumaşa döndüğünde Nehir onu durdurdu. Duru hemen uzanmadı. Ellerini dizlerine koyup bekledi. Nehir’in parmakları vagonun kenarında bir an daha kaldı. Sonra onu Duru’ya doğru çevirdi.

“Şimdi senin sıran. İlk durağa kadar yanında yürümek istiyorum.”

“Olur,” dedi Duru. “Sen de bana durakta duracağım yeri göster.”

Duru vagonu yavaşça itti. Nehir yanında yürürken elini uzatıp tekerleğe dokunacak gibi oldu. Sonra elini dizine koydu. Vagon yolun içinde ilerliyordu. Duru, kıvrıma gelince daha da yavaşlamıştı.

Yaprak Durağı’nda Duru başını Nehir’e çevirdi.

“Burada ne taşıyacağız?”

Nehir çevresine bakındı. Kenarda duran açık yeşil yaprağı seçti.

“Bunu. Öteki yaprak yastıktı. Bu da yolcunun battaniyesi olsun.”

Yaprağı vagona kendisi yerleştirdi. Duru bir eliyle vagonu sabit tuttu. İkisi de ellerini aynı anda çekince yaprak yerinde kaldı.

Nehir bu kez vagonun peşinden gitmedi. Ekin’in yanına geçip kozalağın kumaştan minderini düzeltti. Duru gelmeden önce ona söylenecek sözleri düşündüler. Ekin ince sesiyle konuştu, Nehir ise uykulu bir ses denedi. İkisinin sesi birbirine karışınca gülüştüler.

“Battaniyem gelmiş,” dedi Nehir, kozalak yolcuymuş gibi. “Tam da ayaklarımı uzatacaktım.”

“Senin ayakların yok ki,” dedi Ekin.

“Öyleyse hayalimdeki ayaklarımı uzatırım.”

Duru battaniyeyi bıraktı. Sonra vagonu mavi kumaşa geri götürdü. Nehir oraya vardığında vagon durmuş, sarı tekerlekleri çimenin gölgesinde kalmıştı.

Duru vagonu Ekin’e çevirdi.

“Benim turum bitti.”

Ekin ellerini açtı ama sürmeye başlamadan Nehir’e baktı.

“Ben de böyle yavaş götüreyim mi?”

“Evet,” dedi Nehir. “Bir de mavi kumaşa gelince duralım.”

“Tamam.”

Ekin’in turunda Nehir, Yaprak Durağı’na geçti. Duru onun yanına oturdu. Birlikte geniş bir yaprağı iki ucundan tutup vagona yerleştirdiler. Yaprağın ortası hafifçe çukur olmuştu.

“Bu da salıncak olsun,” dedi Duru.

“Kozalak yolcu sallanmak isterse durağında kurarız,” dedi Nehir.

Ekin vagonu ilerletirken iki arkadaşı son durağa gitti. Yaprağın uçlarını iki alçak tahtanın üzerine koydular. Ortasına kozalak değil, küçük bir kumaş topu yerleştirdiler. Kozalak ağır gelebilirdi. Kumaş topu kıpırdamadan durdu; Duru parmağıyla yaprağın kenarına hafifçe dokundu. Minik salıncak usul usul sallandı.

Ekin mavi kumaşa dönünce vagonu park etti. Bu kez Nehir aceleyle elini uzatmadı. Salıncağın yanına bir yaprak daha seriyordu.

“Vagon burada beklesin,” dedi. “Biz de yolcuların yanına oturalım.”

Üçü örtünün çevresine yerleşti. Ekin bir kozalağı ötekine yaklaştırdı. Duru bir kumaşı küçük bir piknik örtüsü gibi açtı.

Nehir vagonunu boş bulunca içine bir minder koymak istedi. Duru’nun sepetindeki turuncu kumaşa baktı.

“Bundan biraz kullanabilir miyim?” diye sordu.

Duru sepetten iki turuncu parça çıkardı. “Şunu vagonuna serebilirsin. Ötekini durağın örtüsü yapacağım.”

Nehir gösterilen parçayı aldı. Katlayıp vagonun içine küçük bir minder yaptı.

Duru durağın gölgeliğine bir kozalak daha yatırdı. Nehir onun bulduğu uykulu sesi taklit etti; Ekin de kozalak yolcunun önüne yapraktan bir tabak koydu. Üçü, küçük bir piknik kurmuş gibi durakların arasında konuşup durdu. Vagon mavi kumaşın üzerinde bekliyordu.

Bir ara rüzgâr, ağaçtan sarı bir yaprak indirdi. Yaprak döne döne gelip yolun tam başına kondu. Üç çocuk birden ona baktı. Nehir yaprağı kaldırıp havada tuttu.

“Yeni yolcu,” dedi.

“Bileti var mı?” diye sordu Ekin.

Duru yaprağın sapını gösterdi. “Kendi biletini getirmiş.”

Nehir sarı yaprağı kozalağın yanındaki boş mindere yatırdı.

“Bu yolcu zaten gelmiş,” dedi. “Ağaçtan buraya kadar rüzgârla yolculuk yapmış.”

Duru yaprağın yanına kumaştan bir yastık bıraktı. Ekin de sarı yaprağın kıvrılan ucunu düzeltti. Biraz öylece oturdular. Yaprak yolcu, gölgeli durağında dinlendi.

Ninesi masadan seslendi. Elma dilimleri hazırdı. Nehir başını kaldırdı, sonra arkadaşlarına baktı.

“Önce oyunu toplayalım mı?”

Ekin başını salladı. Duru kumaş gölgelikleri katlamaya başladı. Her biri, kurduğu parçayı yavaşça topladı. Tahtaları torbaya, kozalakları sepete koydular. Yaprakları da örtünün yanındaki çimenlere bıraktılar.

Nehir sarı tekerleklere takılmış bir çimen ucunu çıkardı. Duru turuncu kumaşı katlamak için elini uzattı. Nehir kumaşı dikkatle çıkarıp ona verdi.

“Yine buraya durak kurmak isterim,” dedi Duru.

“Ben de,” dedi Ekin. “Tahtaları aynı torbaya koyalım. Hepsi bir arada bulunsun.”

Nehir mavi vagonunu avucuna yerleştirdi.

“Bunu kendim taşıyacağım,” dedi.

Duru sepetini, Ekin tahta parçalarının torbasını aldı. Birlikte taş yola çıktılar. Nehir’in vagonu avucundaydı; beyaz bulut yine uykulu bir tavşan kulağına benziyordu. Nehir yürürken başparmağıyla bulutun uzun ucuna dokundu.

Masaya vardıklarında Nehir vagonunu yanındaki sandalyeye koydu. Gizli Koruluk’un yaprakları, sakladıkları şarkıyı usulca geri fısıldadı: “Tıkır tıkır, yol açıktır.” Nehir bir elma dilimi aldı. Duru’yla Ekin de yanına oturdu. Vagonun beyaz bulutu, ağaçların arasından süzülen ışıkta yumuşacık görünüyordu.