Masal Odası
Eğitici Masallar

Arda ve Yavaş Büyüyen Tohum

Arda, Ay Patikası'ndaki saksısında hemen bir çiçek görmek ister. Yavaş Büyüyen Tohum'un küçücük filizini fark edince beklerken de görebileceği pek çok şey olduğunu keşfeder.

5-8 yaş 11 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Tarayıcı seslendirmesi Arda ve Yavaş Büyüyen Tohum
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Arda, Ay Patikası'nın kıvrımındaki küçük bankın önüne çömeldi. Avucunda, üstünde ince bir çizgi bulunan kahverengi bir tohum vardı. Yanındaki boş saksıya baktı, sonra tohumu güneşe doğru kaldırdı. Tohum, parmaklarının arasında minicik bir düğme gibi duruyordu. Ninesi Suna, getirdiği toprağı saksıya dolduruyordu.

Ay Patikası, bahçelerin arasından geçen beyaz taşlı bir yoldu. Taşları yuvarlaktı; kimisi yumurta kadar küçük, kimisi bir yastık kadar büyüktü. Güneş üzerlerine vurunca süt dökülmüş gibi parlarlardı. Arda en çok bu kıvrımı severdi. Buradan hem evlerinin mavi kapısı hem de ninesinin sevdiği dut ağacı görünürdü.

Tohumun geldiği kâğıt zarf, bankın üzerinde duruyordu. Suna Nine zarfın üstüne “Yavaş Büyüyen Tohum” yazmış, altına gümüş kenarlı iki yaprak çizmişti. Zarfın arkasında da sarı bir çiçek resmi vardı. Arda resmi parmağıyla izledi. Çiçek, güneşi içine almış küçücük bir kâseye benziyordu.

“Burada açsın,” dedi Arda. “Sen bankta otururken çiçeğin de yanında olsun. Bugün oturabiliriz, değil mi?” Suna Nine gülümsedi. “Bugün de otururuz. Ama çiçek henüz bir tohum.” Arda bir kez daha avucuna baktı. Resimdeki sarı kâseyle bu kahverengi tanecik birbirine hiç benzemiyordu.

Birlikte toprağa küçük bir çukur açtılar. Arda tohumu içine bıraktı, üzerini yumuşakça örttü. Ninesi küçük sürahiyi onunla birlikte tuttu. Arda elini biraz eğince ince bir su toprağa aktı. Toprak koyulaştı. Sürahiyi kenara koydular. Arda, saksının kenarına çizgili, düz bir taş yerleştirdi. Burası artık tohumun yeriydi.

Sonra banka oturup bekledi. Ayaklarını salladı, taşın üstündeki çizgileri saydı, saksının bir yanından öbür yanına baktı. Toprakta hiçbir kıpırtı yoktu. Eğilip fısıldadı: “Hazırım. İstersen şimdi çıkabilirsin.” Ninesi onu duyunca yanına oturdu. “Ben de görmeyi çok istiyorum,” dedi. İkisi bir süre saksıya baktı.

Öğleden sonra Arda, çiçek açmış olabilir diye mavi kapıdan yeniden çıktı. Saksı aynı yerdeydi. Çizgili taş da duruyordu. Yalnızca toprağın üstü biraz daha açık renkti. Arda dudaklarını büzdü. Sabah boyunca aklında büyüttüğü çiçeğin yerinde hâlâ dümdüz bir toprak vardı. “Belki çok aşağıda kaldı,” diye düşündü.

Küçük küreği alıp saksının yanına geldi. Tohumu bulup üstünü biraz açarsa daha çabuk görebilecekti. Küreğin ucunu toprağa değdirmeden ninesine baktı. Suna Nine, “Orada incecik bir kök uzamaya başlamış olabilir,” dedi. “Küreği sokarsak onun yerini de oynatabiliriz.” Arda elindeki küreği çevirdi. Sonra bankın altındaki sepete bıraktı.

“Ama beklemek çok uzun,” dedi. Sesinde küçük bir kırgınlık vardı. Suna Nine, Arda'nın yanına çömeldi. “Toprağın altını göremiyoruz,” dedi. “İstersen gördüklerini bir kâğıda çizebilirsin.” Arda evden kâğıtla boyalarını getirdi. Önce kocaman, sarı bir çiçek çizdi. Sonra gerçek saksıya bakıp kâğıdın köşesine yalnızca kahverengi bir oval ekledi.

O sırada komşuları Ekin, kolunun altında resim defteriyle patikaya geldi. Arda'nın kocaman sarı çiçeğini görünce saksıya eğildi. “Nerede?” diye sordu. Arda omuzlarını indirdi. “Daha yok. Tohumu ektim.” Ekin boş toprağa biraz baktı, sonra bankın öteki ucuna oturdu. “Ben de patikayı çizecektim. Senin saksın da resimde olsun mu?”

Arda başını salladı. Birlikte beyaz taşları çizdiler. Ekin yolu kâğıdın kenarına kadar uzattı. Arda bankın altında kalan gölgeyi boyadı. Saksının yanına gelince sarı boyasını eline aldı, ama bu kez kapağını açmadı. İnce bir kahverengi çizgi çekti. “Şimdilik böyle,” dedi. Sarı boyayı yanına, diğer renklerin arasına koydu.

Sonraki günlerde Arda, ninesiyle bahçeye çıktığında önce saksıya uğradı. Bazen toprağa hafifçe dokundu, bazen yalnızca baktı. Nemliyse suyu başka çiçeklere götürdü. Henüz yeşil bir şey görünmeyince içi yine sıkılıyordu. Ama bütün günü bankta geçirmedi. Ekin'le çizdikleri yolu büyüttü; resme mavi kapıyı ve dut ağacını da ekledi.

Bir sabah çizgili taşın yanında incecik bir çatlak gördü. Arda hemen çömeldi. Çatlağın ortasında, ucu kıvrılmış küçücük bir yeşillik vardı. Önce bunun toprağa düşmüş bir ot parçası olduğunu sandı. Sonra yeşilliğin bir ucunun toprağın içinde olduğunu fark etti. Yerinden kaldırmak yerine yüzünü biraz daha yaklaştırdı.

“Nine!” diye seslendi. “Burada minicik bir şey var!” Suna Nine yanına geldi. İkisi omuz omuza eğildi. “Filiz,” dedi ninesi. Arda kelimeyi alçak sesle tekrarladı: “Filiz.” Resimdeki çiçeğe hiç benzemiyordu. Yine de Arda gülümsedi. Çizgili taşı biraz yana çekti; filizin çevresini boş bıraktı.

Kâğıdını getirdiğinde kahverengi ovalin üstüne yeşil bir kıvrım çizdi. Elindeki yeşil boya neredeyse hiç kısalmadı; filiz o kadar küçüktü. Arda önce resmini biraz daha büyük yapmak istedi. Sonra saksıya bakıp güldü. “Sen küçüksün ama buradasın,” dedi. Kâğıttaki minicik çizginin yanına bir nokta koydu.

Ekin geldiğinde Arda bu kez saksının önünden çekilip ona yer verdi. Ekin eğildi, başını bir yana çevirdi. “Bir soru işareti gibi,” dedi. Arda'nın hoşuna gitti bu. İkisi, filize dokunmadan neye benzediğine baktılar. Arda kıvrılmış bir kurdele gördü. Ekin küçük bir yeşil kulp. Sonra resimlerine döndüler.

Aradan günler geçti. Kıvrık uç yavaş yavaş doğruldu. Birbirine yapışık duran iki küçük yaprak ayrıldı. Arda değişimi birden fark etmedi; boyalarını toplarken saksıya uzaktan baktığında gördü. Hemen kâğıdındaki yeşil kıvrımı aradı. Kâğıtta tek bir çizgi vardı, saksıda ise iki yana açılmış yapraklar. İkisini yan yana tutunca gözleri büyüdü.

“Ben bakmazken de büyümüş,” dedi. Ninesi, bankın üzerine bıraktığı örtüyü düzeltti. “Sen resim yaparken de kökü işini sürdürmüş.” Arda parmağını toprağa sokmadan, saksının dışından aşağı doğru gezdirdi. Görmediği ince kökü düşündü. Sonra yeni yaprakları başka bir kâğıda çizdi. İlk resmi de atmayıp altına yerleştirdi.

Artık her baktığında çiçek aramıyordu. Bir gün yaprakların kenarında soluk, gümüş renkli bir çizgi gördü. Başka bir gün sapın tepesinde yeni bir yaprak belirdi. Arda bu küçük ayrıntıları Ekin'e gösterirken bazen sarı çiçeği unutuveriyordu. Yine de ninesinin bankta oturduğunu gördüğünde, yanında açılmış bir çiçek olmasını hâlâ çok istiyordu.

Bir öğleden sonra sapın üstünde yuvarlak bir kabarıklık belirdi. Arda bu kez ninesini çağırmadan önce biraz baktı. Kabarıklığın ucunda, iki yeşil parçanın arasına sıkışmış gibi duran sarı bir çizgi vardı. Ninesi yanına geldiğinde Arda yerinden sıçramadı. Yalnızca eliyle gösterdi. “Galiba resimdeki çiçek buradan çıkacak.”

“Tomurcuk olmuş,” dedi Suna Nine. Arda'nın içi yeniden kıpır kıpır oldu. Akşama açılacağını düşündü. Akşam hâlâ kapalıydı. Ertesi sabah da sarı çizgi, incecik bir çizgi olarak duruyordu. Arda bankın üzerinde bir sağa bir sola kaydı. Bu kez çiçek çok yakındı; sanki onu görmesi için yalnızca minicik bir kapının açılması gerekiyordu.

Elini uzattı. Yeşil parçaları hafifçe ayırmayı düşündü. Parmakları tomurcuğa varmadan durdu. Filizin ilk hâlini çizdiği kâğıt, bankın üzerindeydi. Arda bir ona, bir tomurcuğa baktı. Elini yavaşça indirip kendi dizine koydu. “Açılmanı istiyorum,” diye fısıldadı. “Ama seni çekiştirmeyeceğim.” Sonra saksının önünden kalkıp ninesinin yanına oturdu.

“Hâlâ beklemek istemiyorum,” dedi. Suna Nine örtünün ucunu ona doğru uzattı. Arda kumaştaki kıvrımı düzeltti. “Ben de merak ediyorum,” dedi ninesi. İkisi tomurcuğa bir kez daha baktılar. Sonra Arda, bankın üzerinde duran boyalarını topladı. Sarı boyayı eline alınca bu kez kapağını açtı. Çizmek istediği başka bir şey vardı.

Ekin'le yaptıkları patika resminin boş kalan bölümünü önüne çekti. Oraya kocaman bir çiçek yerine, ninesiyle yan yana oturdukları bankı çizdi. İkisinin arasına bir minder koydu. Minderi sarıya boyadı. Saksı da resimdeydi; ince sapının ucunda kapalı bir tomurcuk vardı. Arda resmini bitirdiğinde gerçek tomurcuk hâlâ kapalıydı. Resimse tamamlanmıştı.

O akşam Suna Nine, bankın yanında küçük bir sofra kurmayı önerdi. Arda önce saksıya baktı. Çiçek açılmadan oraya oturmak, aklındaki resme uymuyordu. Sonra kendi çizdiği sarı minderi hatırladı. Evden gerçekten sarı bir minder getirdi. Ekin de temiz bir örtü taşıdı. Birlikte ekmeklerini, peynirlerini ve dilimlenmiş armutlarını bankın yanına yerleştirdiler.

Arda, ninesinin bardağını uzatırken tomurcuğa bakmak için durmadı. Ekin'in çizdiği kocaman dut ağacına güldü; resimde dallar bulutların arasına kadar uzanıyordu. Yemekleri bitince saksının yanındaki kırıntıları topladı. Tomurcuk hâlâ kapalıydı. Arda bir süre daha ninesinin yanında oturdu. Ekin'in çizdiği bulutların arasına kendisi de küçük, yuvarlak bir bulut ekledi.

Birkaç sabah sonra Arda, mavi kapıdan elinde resimleriyle çıktı. Ninesi bankta oturmuş gözlüğünü siliyordu. Arda bir adım attı, sonra yavaşladı. Saksının üzerinde sarı, küçük bir kâse duruyordu. Ortası daha açık renkti. Yaprakların gümüş kenarlarına vuran güneş, çiçeğin çevresine incecik çizgiler çekmişti. Tomurcuk açılmıştı.

Arda saksının önüne çömeldi. Başını hafifçe eğdi. Beklediği çiçek, ilk çizdiği kocaman sarı yuvarlaktan çok daha küçüktü. Minicik kâsenin bir yanı güneşe dönüktü; sarı yaprakların uçları dışa doğru kıvrılıyordu. Arda hepsine tek tek baktı. Daha yakından görmek için ninesine de yanında yer açtı.

“Açılmış,” dedi. Bu kez sesi sabahki kuşların sesinden bile alçaktı. Suna Nine yanına çömeldi. “Açılmış,” diye tekrarladı. Arda resimleri bankın üstüne yaydı. Kahverengi toprak, minicik yeşil kıvrım, iki yaprak ve kapalı tomurcuk yan yana duruyordu. Son kâğıdı boştu. Arda sarı boyasını açtı, çiçeğin küçük kâsesini çizmeye başladı.

Ekin de geldiğinde resimlerin önünde durdu. En baştaki kahverengi ovale baktı. “Burada daha hiçbir şey görünmüyor,” dedi. Arda kâğıdı avucuyla düzeltti. “Ben de öyle sanmıştım.” Sonra ilk filizin olduğu resmi alıp ötekilerin yanına koydu. Bu kez hiçbirini çiçek resminin arkasına saklamadı. Hepsi bankın üzerinde kendine bir yer buldu.

Arda, sarı minderi ninesinin yanına yerleştirip oturdu. Ekin de bankın öbür ucuna ilişti. Saksı önlerinde, güneş alan köşesinde duruyordu. Arda bitirdiği resmi dizlerinin üstüne koydu. Bir eliyle kâğıdın köşesini tuttu, öteki elini ninesinin avucuna bıraktı. Ay Patikası'nın beyaz taşları önlerinde uzanırken küçük sarı çiçek usulca sallandı.