Masal Odası
Eğitici Masallar

Duru ve Onarılan Dostluk Köprüsü

Gökkuşağı Sokağı’nda kurulan küçük köprü, Duru’nun aceleciliği yüzünden yırtılır. Duru, Ekin’den özür diler; ardından izin alarak köprüyü onarmaya çalışır ve arkadaşının yeniden oynamaya hazır olmasını bekler.

6-9 yaş 10 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Duru ve Onarılan Dostluk Köprüsü
Tarayıcı seslendirmesi Duru ve Onarılan Dostluk Köprüsü
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Duru, Gökkuşağı Sokağı’ndaki avlunun alçak masasına mavi bir örtü serdi. Kıvrımlarını parmaklarıyla düzeltti, sonra küçük keçe tavşanını bir kenara oturttu. Karşı kıyıda Ekin’in kumaş kirpisi duruyordu. Duru tavşanı hafifçe oynattı.

— Kirpinin pikniğine gitmek istiyor. Buraya bir köprü yapalım mı?

Ekin, koltuğunun altındaki kartonları masaya bıraktı. Sarı kartonun yanında iki yeşil parça, bir yapıştırıcı ve boya kalemleri vardı. Avludaki malzeme dolabını açan Lale Teyze, tahta küpleri de getirdi. Sonra saksılarını sulamak için birkaç adım öteye geçti. İki arkadaş, pencerenin gölgesinde kendilerine yer açtı.

Duru, köprünün ayakları için dört küp seçti. İkisini mavi örtünün bir yanına, ikisini öbür yanına koydu. Ekin, üstlerine uzanacak sarı parçayı ölçtü. Gerçek bir dere yoktu. Ama oyunlarında örtünün kırışıkları küçük dalgalardı. Örtüye düşen güneş benekleri de suyun üstünde pırıldıyordu.

— Adı Dostluk Köprüsü olsun, dedi Ekin.

Duru tavşanının kulağını kaldırdı.

— Tavşan da beğendi!

Ekin sarı kartonun kenarlarına beyaz çiçekler çizdi. Her çiçeğin ortasına turuncu bir nokta koydu. Duru, piknik için geniş bir yaprağı tabak yaptı. Önceden kesilmiş üç karton daireyi tabağa dizdi. Bunlar oyuncakların çörekleriydi. Birine minicik noktalar çizerek susam ekledi. Sonra tabağı köprünün kurulacağı yerin yanına bıraktı.

— Kirpi büyük çöreği tek başına yemesin, dedi.

Ekin kirpiyi tabağa doğru eğdi.

— O, misafirini bekliyor.

Duru kıkırdadı. Tavşanı da sanki güzel bir koku almış gibi havaya kaldırdı.

Köprünün üstü henüz hazır değildi. Ekin, kartonun uçlarını kıvırıp küplere daha iyi oturacak biçimde hazırlıyordu. Bir ucunu yapıştırmıştı; öteki ucu hâlâ elindeydi. Duru tavşanı bir küpün üstüne çıkardı, sonra indirdi. Karşı kıyıya gitmek için sabırsızlanıyordu.

— Oldu mu?

— Şu ucunu da yapıştırayım. Biraz bekle.

Duru önce bekledi. Örtüdeki bir kırışığı düzeltti. Tavşanın kulağını okşadı. Sonra Ekin’in elindeki sarı parçaya baktı. Ona göre köprü çoktan hazır görünüyordu. Küpler yerindeydi, üstüne koyacakları karton da oradaydı.

— Ben yerleştiririm, dedi ve kartonu tuttu.

— Dur, bırakmadım daha!

Duru beklemedi. Sarı parçayı kendine doğru çekti. Ekin’in tuttuğu uç gerildi. İnce bir yırtılma sesi geldi. Beyaz çiçeklerin arasından geçen çizgi, köprünün ortasına kadar uzandı. Bir yanı da aşağı doğru büküldü.

Ekin kartonu masaya bıraktı. Az önce çiçek çizerken kıpırdayan parmakları şimdi dizlerinin üstündeydi.

— Ben bitirmemiştim, dedi. Beklemeni söyledim.

Duru yırtılan yere baktı.

— Başka bir karton...

Cümlesini tamamlamadı. Ekin’in gözleri dolmuştu.

— Onu elimden çekmeni istemedim. Üzüldüm.

Duru’nun yüzü ısındı. Köprüyü hemen denemek istediğini söyleyecekti. Ama Ekin’in “Bekle” dediğini hatırladı. Duymuştu. Yine de çekmişti. Elindeki tavşanı masaya bıraktı. Ekin’in yanına geldi, aralarında biraz yer bıraktı.

— Bekle demene rağmen kartonu elinden çektim, dedi. Köprüyü yırttım. Seni de üzdüm. Özür dilerim.

Ekin, mavi örtünün kenarına baktı.

— Duydum. Ama hâlâ üzgünüm.

Duru hemen ne söyleyeceğini bilemedi. Sonra başını yavaşça salladı.

— Peki.

Bir süre avluda yalnızca sulama kabından dökülen su duyuldu. Duru, masanın öte yanındaki sandalyeye oturdu. Sarı karton aralarında duruyordu. Ekin’in çizdiği çiçeklerden birinin turuncu ortası yırtığın kenarında kalmıştı. Duru iki parçayı birleştirebilse, o çiçeğin de tamamlanacağını düşündü. Ama elini uzatmadan önce arkadaşına baktı.

— Köprüyü onarmayı deneyebilir miyim?

Ekin yırtığın iki yanını inceledi.

— Deneyebilirsin. Ama çiçekleri kapatma. Ben bugün köprüyle oynamak istemiyorum.

— Peki. Hazır olsa da kenarda durabilir.

Ekin, pencerenin önündeki mindere geçti. Resim defterini dizlerine koydu. Kalem kutusunu açıp içinden yeşil bir kalem seçti. Duru, onun peşinden gitmek yerine masadaki kartonları önüne çekti.

Önce sarı parçayı düz bir yere koydu. Yırtığın kenarlarını yan yana getirdi. Böyle yapınca turuncu benekli çiçek yeniden tamamlanıyordu. Fakat Duru elini kaldırınca karton yine ayrılıyordu. İki yanı bir arada tutacak bir şey gerekiyordu.

Malzeme kutusunda kalın, beyaz bir karton buldu. Onu köprünün üstüne koyduğunda çiçeklerin yarısı kapanıyordu. Hemen geri çekti. Ekin özellikle çiçeklerin görünmesini istemişti. Duru, beyaz parçayı bir de sarı kartonun altına yerleştirdi. Bu kez çiçekler olduğu gibi görünüyordu. Yalnız beyaz karton iki yandan taşıyordu.

Lale Teyze sulama kabını yere bıraktı.

— Bir şey mi arıyorsun?

— Köprüyü alttan tutacak bir parça. Ama şu çok geniş. Daha dar bir karton var mı?

Lale Teyze, kutudaki önceden kesilmiş parçaları gösterdi. Duru aralarından uzun, dar birini seçti. Köprünün altına tuttu; kenarlardan taşmıyordu.

— Bu olur, dedi.

Yapıştırıcıyı açmadan önce yırtılan yerin nasıl birleştiğine bir daha baktı. Bir uç biraz yukarı kaymıştı. Duru onu düzeltti. Sonra dar parçaya yapıştırıcı sürüp köprünün altına yerleştirdi. Parmaklarını kartonun üzerinde hafifçe gezdirdi. Çiçeklerin arasındaki çizgi hâlâ görünüyordu. Duru, bir bezin ucuyla kenardan taşan yapıştırıcıyı sildi.

Köprüyü hemen kaldırmak istedi. Eli sarı kenara yaklaşınca durdu. Yapıştırıcının kuruması gerekiyordu. Masanın yanındaki düz tepsiyi önüne çekti ve köprüyü dikkatle içine koydu. Uçları kıvrılmasın diye kenarlarına iki düz tahta parçası yerleştirdi. Sonra ellerini yıkayıp masaya döndü.

Beklerken dağılmış kâğıtları topladı. Kullanılabilecek parçaları kutuya, küçücük artıkları ayrı bir kaba koydu. Keçe tavşan mavi örtünün kıyısında oturuyordu. Duru yanına yapraktan tabağı bıraktı. Karton çöreklerden birinin üstündeki noktayı tamamladı. Sonra kalemlerin kapaklarını kapattı.

Bir süre sonra Ekin su içmek için masanın yanından geçti. Tepsiye kısa bir bakış attı.

— Çiçekler duruyor, dedi.

— Evet. Alta bir parça koydum. Şimdi kuruyor.

Ekin, turuncu beneklerden birini parmağıyla havada işaret etti.

— Şuradaki de duruyor.

— O biraz kıvrılmıştı. Düzleştirdim.

Duru, Ekin’in yüzüne baktı. Birlikte oynama isteği geçmemişti. Tavşanı eline almak üzereydi; sonra Ekin’in bugün köprüyle oynamak istemediğini hatırladı. Ellerini masanın kenarına koydu.

— İstersen yarın bakabilirsin, dedi.

— Yarın bakarım.

Ekin bardağını alıp mindere döndü. Bir süre sonra kirpisini de yanına aldı. Duru onu çağırmadı.

Akşamüstü avludaki gölgeler uzarken yapıştırıcı kurudu. Duru köprüyü iki elinin üstünde taşıdı, masanın ortasına bıraktı. Alttaki beyaz parça sarı kartonu tutuyordu. Üstten bakınca ince, eğri bir çizgi hâlâ seçiliyordu. İki yan artık birbirinden ayrılmıyordu.

Duru köprüyü küplere yerleştirmedi. Sarı parçayı yeniden tepsiye koydu. Mavi örtüyü katladı, küpleri yan yana topladı. Tavşanını küçük kutusuna yatırdı. Sonra tepsiyi, ezilmeyeceği bir rafa Lale Teyze’yle birlikte kaldırdı.

Ertesi sabah Duru avluya geldiğinde Ekin saksıların yanındaydı. Elinde yeşil kartondan küçük bir parça vardı. Duru önce ona günaydın dedi. Sonra masanın üzerine mavi örtüyü serdi. Tepsiyi hemen aralarına koymak yerine arkadaşına döndü.

— Köprüye bakmak ister misin?

Ekin başını salladı.

— Bakalım.

Lale Teyze tepsiyi raftan indirdi. İki arkadaş sarı parçayı birlikte masaya aldı.

Ekin altındaki beyaz kartonu inceledi. Sonra üstteki çiçeklere baktı. Bir çiçeğin yaprağı ince çizginin iki yanında kalıyordu.

— Yırtıldığı yer belli oluyor, dedi.

— Evet, dedi Duru. Orası yırtıldı. Alttan birleştirdim.

Ekin köprüyü masaya bıraktı. Bir ucuna hafifçe dokundu. Parça düz duruyordu.

— Bugün devam etmek istiyorum, dedi. Ama yerleştirirken bir ucunu ben tutayım.

— Olur. Ne zaman hazır olduğunu söyle.

Ekin, elindeki yeşil kartonu çevirdi. Üstüne önceki akşam yazdığı kelimeleri Duru’ya gösterdi: “Dostluk Köprüsü”. Baş tarafta boş bir yer bırakmıştı.

— Buraya bir kelime daha sığar, dedi.

Kalemi aldı ve boşluğa yavaşça “Onarılan” yazdı. Sonra kartonu sarı köprünün önüne dayadı. Artık küçük tabelada “Onarılan Dostluk Köprüsü” yazıyordu.

Duru tabelayı sabit tutarken Ekin alt kenarını geriye katladı. Bıraktıklarında tabela kendi başına ayakta durdu.

Küpleri mavi örtünün iki yanına yeniden dizdiler. Duru sarı parçanın bir ucunu, Ekin öbür ucunu tuttu. Duru’nun eli ileri gidecek gibi oldu. Ekin kendi tarafındaki küpü biraz düzeltmek için durdu.

Duru da durdu. Sarı kartonu çekmeden bekledi.

— Şimdi, dedi Ekin.

Köprüyü birlikte yavaşça indirdiler.

Bu kez Duru tavşanını hemen köprüye koymadı. Önce Ekin’e baktı.

— Kirpi hazır mı?

Ekin kumaş kirpisini öbür kıyıya oturttu.

— Hazır. Tavşan gelebilir.

Duru tavşanı sarı kartonun üzerinde küçük adımlarla yürüttü. Ortadaki ince çizginin üstünden geçti. Köprü yerinde kaldı. Ekin de kirpiyi ilerletti. Oyuncakların burunları köprünün tam ortasında birbirine değdi. Sonra ikisini de kirpinin kıyısına götürdüler.

— Pikniğe geç kaldınız, dedi Ekin kirpinin sesiyle.

Duru gülümsedi.

— Çörekleri bekletmişsinizdir umarım, dedi tavşanın sesiyle.

Ekin yaprak tabağı iki oyuncağın arasına getirdi. Büyük çöreği ortaya, küçükleri iki yana koydu.

— Bu kocaman olanı paylaşacaklar, dedi.

Mavi örtünün üstüne bir güneş beneği düştü. Duru, tavşanı kirpinin yanına oturttu. Ekin tabağı biraz daha yaklaştırdı. Saksı yapraklarının gölgesi Onarılan Dostluk Köprüsü’nün üstünde yavaşça sallanırken, avluda iki arkadaşın hafif gülüşmeleri duyuldu.