Masal Odası
Eğitici Masallar

Nehir ve Duyguların Rengi: Sakinlik Kavanozu Masalı | Eğitici Masallar

Nehir, bozulan resmi yüzünden yükselen öfkesini fark eder. Sakinlik kavanozundaki renkleri izlerken duygusunu anlatmanın ve çözüm bulmanın yolunu keşfeder.

5-9 yaş 8 dakika Tarayıcı seslendirmesi
Nehir ve Duyguların Rengi: Sakinlik Kavanozu Masalı | Eğitici Masallar
Tarayıcı seslendirmesi Nehir ve Duyguların Rengi: Sakinlik Kavanozu Masalı | Eğitici Masallar Sırada: Yağmurdan Korkan Küçük Bulut
0:00
Okuma görünümü

Nehir’in öfke kontrolü masalı, yağmurun pencereye usulca dokunduğu sıcak bir cumartesi sabahı başladı. Mutfaktan tarçınlı süt kokusu geliyor, salondaki sarı lamba evi yumuşacık aydınlatıyordu. Nehir, alçak masanın başında oturmuş büyük bir resim yapıyordu.

Bu, sıradan bir resim değildi. Nehir, akşam çayına gelecek olan kuzeni Ece için hayalindeki bahçeyi çiziyordu. Bahçenin ortasında mor yapraklı bir ağaç, çevresinde mavi taşlar ve gökyüzünde kocaman bir gökkuşağı vardı. Nehir’in amacı, Ece kapıdan girer girmez resmi ona hediye etmekti.

Nehir önce gökyüzünü açık maviye boyadı. Sonra gökkuşağına geçti. Kırmızı, turuncu, sarı ve yeşil çizgileri dikkatle yan yana getirdi. Her renk için ayrı bir fırça kullanıyor, boyaların birbirine karışmamasına özen gösteriyordu.

Annesi mutfaktan seslendi:

“Birazdan meyveleri hazırlayacağım. Yardım etmek ister misin?”

“Resmimi bitirince!” dedi Nehir. “Çok az kaldı.”

Tam o sırada dışarıdaki yağmur hızlandı. Pencereye düşen damlalar tıpır tıpır ses çıkarıyordu. Nehir, sesi dinlemek için başını çevirdi. Dönerken kolu su bardağına değdi.

Bardak devrilmedi ama içindeki su masaya yayıldı. İnce bir dere gibi ilerleyip resmin köşesine ulaştı. Nehir hemen kâğıdı kaldırmaya çalıştı. Ancak ıslanan kırmızı boya gökyüzüne karıştı, mor ağacın yaprakları da aşağı doğru aktı.

Nehir bir an kıpırdamadan resmine baktı.

Göğsünün içinde sıcak bir top oluşmuş gibiydi. Omuzları gerildi. Kaşları birbirine yaklaştı. Elleri sıkıldı. Az önceki sakin mavi gökyüzü şimdi kırmızı çizgilerle kaplanmıştı.

“Olmadı!” diye sesini yükseltti. “Her şey bozuldu!”

Fırçayı masaya bırakırken biraz sert davrandı. Fırça yuvarlanıp yere düştü. Nehir’in gözleri doldu. Resmi buruşturmak istedi. Parmakları kâğıdın kenarına uzandı ama durdu.

Annesi salona geldi. Önce masadaki suyu, sonra Nehir’in yüzünü gördü. Yanına oturdu.

“Çok emek vermiştin,” dedi sakin bir sesle.

Nehir başını salladı. Konuşmak istedi ama kelimeler hemen çıkmadı. İçindeki sıcak top hâlâ büyüktü.

Annesi, pencerenin yanındaki küçük rafa baktı. Orada kapağı sıkıca kapatılmış bir kavanoz duruyordu. Kavanozun içinde su, iri renk taneleri ve parlak yıldızlar vardı. Nehir ile annesi ona sakinlik kavanozu diyordu.

Annesi kavanozu uzatmadı. Yalnızca sordu:

“Yanında oturmamı mı istersin, biraz yalnız kalmayı mı?”

“Yanımda otur,” dedi Nehir.

Annesi sessizce bekledi. Nehir kavanozu raftan aldı ve iki eliyle tuttu. Önce yavaşça çevirdi. İçindeki mavi, sarı, kırmızı ve yeşil taneler birbirine karıştı. Parlak yıldızlar suyun içinde dönmeye başladı.

Nehir kavanoza bakarken kendi öfkesini düşündü. İçinde de böyle dönüp duran renkler var gibiydi. Kırmızı, kızgınlığıydı. Koyu mavi, resmin bozulmasına duyduğu üzüntüydü. Sarıysa Ece’ye güzel bir armağan verme isteğiydi.

Kavanozu masaya koydu. Renkler hemen durmadı. Önce hızlı, sonra daha yavaş hareket ettiler.

Nehir burnundan küçük bir nefes aldı. Nefesini ağzından verirken omuzlarının biraz gevşediğini fark etti. Bir kez daha nefes aldı. Sonra bir kez daha.

“İçimde çok kırmızı var,” dedi.

Annesi başını salladı.

“Kırmızı ne söylüyor?”

“Resmimin böyle olmasını istemediğimi söylüyor.”

“Peki koyu mavi?”

“Çok uğraştığım için üzgün olduğumu.”

Kavanozdaki yıldızlar ağır ağır dibe yaklaşıyordu. Nehir’in elleri artık sıkılı değildi. Göğsündeki sıcak top küçülmeye başlamıştı. Öfkesi tamamen kaybolmamıştı ama artık her yeri kaplamıyordu.

Nehir yerdeki fırçayı aldı. Masadaki suyu annesiyle birlikte bezle sildiler. Sonra resmi pencerenin önüne koyup inceledi.

“Gökkuşağı bozuldu,” dedi Nehir.

Bir süre sessiz kaldı. Islak boyalar kâğıtta yeni şekiller oluşturmuştu. Kırmızı boya, mavi gökyüzünün içinde pembe bir buluta benziyordu. Mor ağacın akan rengi de toprağa uzanan ince kökler gibi görünüyordu.

Nehir başını hafifçe yana eğdi.

“Belki her şey bozulmadı,” dedi. “Sadece değişti.”

Annesi gülümsedi ama resmi onun yerine düzeltmeye çalışmadı.

“Nasıl devam etmek istersin?” diye sordu.

Nehir düşündü. Yeni bir kâğıda baştan başlayabilirdi. Fakat o zaman bu resimdeki pembe bulut olmayacaktı. Mor ağacın uzun kökleri de kaybolacaktı.

“Bunu tamamlayacağım,” dedi sonunda. “Ama önce biraz kuruması gerekiyor.”

Resmi kaloriferin yakınına, güvenli bir yere bıraktılar. Beklerken Nehir annesine meyveleri hazırlamada yardım etti. Muzları tabağa dizdi, mandalina dilimlerini güneş biçiminde yerleştirdi. Ara sıra resmine baktı. Boyalar kurudukça renkler daha yumuşak görünüyordu.

Bir süre sonra Nehir yeniden masaya oturdu. Pembe bulutun çevresine ince altın rengi çizgiler ekledi. Mor köklerin arasına küçük mavi çiçekler yaptı. Gökkuşağının dağılan ucunu da minik renk damlalarına dönüştürdü. Damlalar, gökyüzünden bahçeye inen renkli bir yol gibi görünüyordu.

Son dokunuş olarak resmin altına küçük harflerle “Ece’nin Renk Bahçesi” yazdı.

Kapı çaldığında yağmur hafiflemişti. Ece içeri girip ıslak paltosunu askıya astı. Nehir resmi iki eliyle arkasında tutuyordu. Kalbi bu kez öfkeden değil, heyecandan hızlı atıyordu.

“Bu senin için,” dedi ve resmi uzattı.

Ece uzun süre resme baktı.

“Şu pembe buluta bayıldım,” dedi. “Bir de ağacın kökleri sanki toprağa şarkı söylüyor.”

Nehir şaşırdı.

“Onlar önce öyle değildi,” dedi. “Resme su döküldü. Çok kızdım.”

“Sonra ne yaptın?” diye sordu Ece.

Nehir raftaki kavanozu gösterdi.

“Renklerin yavaşlamasını izledim. Ben de biraz yavaşladım. Sonra resme yeniden baktım.”

Ece kavanozun yanına gidip içindeki yıldızları inceledi. Nehir de onun yanına oturdu. Kavanozu birlikte çevirdiler. Renkler suyun içinde neşeyle dönmeye başladı.

“Şimdi hangi renk var içinde?” diye sordu Ece.

Nehir düşündü. Öfkesinin kırmızısı tamamen silinmemişti. Sabah olanları hatırlayınca küçük bir kırmızı nokta hâlâ içindeydi. Ama yanında başka renkler de vardı.

“Biraz kırmızı,” dedi. “Biraz sakin mavi. Çokça da mutlu sarı.”

İki kuzen, renkler dibe çökene kadar kavanozu izledi. Sonra masaya geçip tarçınlı sütlerini içtiler. Nehir’in resmi, duvarda lambanın sıcak ışığı altında duruyordu. Pembe bulut, mor kökler ve renkli yol birbirine hiç benzemeyen duygular gibi aynı bahçede yan yana yer bulmuştu.

Nehir o akşam, öfkenin kötü bir renk olmadığını düşündü. Kırmızı ona ne kadar emek verdiğini anlatmıştı. Sakinleşince kırmızının yanında maviyi, sarıyı ve yeşili de yeniden görebilmişti.

Yağmur durduğunda pencerede tek bir damla kaldı. Damla ışığı yakaladı ve küçücük bir gökkuşağı gibi parladı. Nehir gülümsedi. Bazen renklerin yerine oturması için yalnızca biraz zaman gerekiyordu.