Pofuduk Bulut ve Cesur Küçük Söz: Mavi Çanta Masalı | Eğitici Masallar
İlkokul masalları tadında sıcak bir öykü: Deniz, unuttuğu defter için yardım istemenin içini nasıl hafiflettiğini keşfeder.
İlkokul masalları okumayı seven Deniz, güneşli bir sonbahar sabahında mavi çantasını omzuna taktı. Çantanın ön cebinde, yumuşak kumaştan yapılmış küçük bir bulut süsü vardı. Deniz ona Pofuduk Bulut adını vermişti. Pofuduk’un iki minik düğme gözü ve gülümseyen incecik bir ağzı vardı. Deniz yürüdükçe bulut süsü hafifçe sallanıyor, sanki ona günaydın diyordu.
Mutfaktan kızarmış ekmek kokusu geliyordu. Deniz kahvaltısını yaptı, su şişesini çantasının yan gözüne yerleştirdi ve annesine sarıldı. Sonra okul yoluna çıktı. Ağaçların sarı yaprakları kaldırımda usulca hışırdıyordu. Deniz, bugün sınıfta yapacakları resim çalışmasını düşünüyordu. Öğretmenleri, hayallerindeki bahçeyi çizmelerini istemişti. Deniz’in aklında mor çiçekler, parlak taşlarla çevrili küçük bir havuz ve gökyüzüne uzanan kıvrımlı bir ağaç vardı.
Sınıf sıcacık ve aydınlıktı. Pencerenin önündeki saksılarda yeşil yapraklar parlıyor, duvardaki kâğıt süsler kaloriferden yükselen havayla yavaşça kıpırdıyordu. Deniz, mavi çantasını sırasının yanına bıraktı. Arkadaşı Ece ona el salladı.
“Bahçene neler çizeceksin?” diye sordu Ece.
“Gökyüzüne kadar uzanan bir ağaç,” dedi Deniz. “Dallarında da küçük fenerler olacak.”
Selin Öğretmen, resim saatinin başladığını söyleyince sınıfta tatlı bir hazırlık sesi yükseldi. Boya kutuları açıldı, kalemler masalara dizildi ve defterlerin sayfaları çevrildi. Deniz de çantasının fermuarını açtı. Önce kalem kutusunu çıkardı. Ardından kitaplarının arasına baktı. Resim defteri orada değildi.
Deniz bir kez daha baktı. Büyük gözü boşalttı, küçük cebi yokladı, beslenme kutusunun altını bile kontrol etti. Fakat beyaz kapaklı resim defteri çantada yoktu.
O anda sabah odasında gördüğü görüntüyü hatırladı. Resim defteri çalışma masasının üzerinde açık duruyordu. Deniz, çantasına koyacağını düşünmüş ama penceredeki serçenin ötüşünü duyunca bir an oyalanmıştı. Sonra da defteri unutmuştu.
Deniz’in içi sıkıştı. Herkes resme başlamıştı. Ece, kâğıdının köşesine sarı bir güneş çiziyordu. Selin Öğretmen sıraların arasında dolaşıyor, çocukların fikirlerini dinliyordu. Deniz ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. Defterini unuttuğunu söylemek ona çok zor geldi.
“Belki kimse fark etmez,” diye düşündü.
Ama önündeki boş sıraya baktıkça içindeki sıkıntı biraz daha büyüdü. Mavi çantanın fermuarında asılı duran Pofuduk Bulut, hafifçe sağa sola sallandı. Deniz, onun yumuşak yüzüne baktı.
“Keşke konuşabilsen,” diye fısıldadı.
Tam o sırada açık pencereden ince bir rüzgâr girdi. Pofuduk Bulut’un kumaş kenarları kımıldadı. Deniz, çok hafif bir ses duyduğunu sandı.
“Bazen en cesur söz, en küçük sözdür.”
Deniz şaşkınlıkla çevresine baktı. Herkes resmiyle ilgileniyordu. Yeniden Pofuduk’a döndü.
“Küçük bir söz mü?” diye mırıldandı.
Pofuduk Bulut yine sallandı. Belki onu hareket ettiren yalnızca rüzgârdı. Yine de Deniz’in aklına söyleyebileceği küçücük bir söz geldi: “Unuttum.”
Bu söz çok kısaydı ama Deniz’in boğazında büyük bir düğüm gibi duruyordu. Ya Selin Öğretmen üzülürse? Ya arkadaşları ona gülerse? Deniz ayakkabısının ucuna baktı ve yavaşça nefes aldı. Burnundan içeri giren hava serin, verdiği nefes sıcaktı. Bunu iki kez daha yaptı. İçindeki düğüm tamamen kaybolmadı ama biraz gevşedi.
Selin Öğretmen onun sırasına yaklaştığında Deniz önce Pofuduk Bulut’a dokundu. Sonra elini kaldırdı.
“Öğretmenim,” dedi. Sesi düşündüğünden daha ince çıktı. Bir an durup yeniden denedi. “Resim defterimi evde unuttum. Yardım eder misiniz?”
Sınıf aynı sıcak sınıftı. Saksıların yaprakları hâlâ parlıyor, boya kalemleri kâğıtların üzerinde geziniyordu. Kimse gülmedi. Selin Öğretmen, Deniz’in yanına eğildi.
“Elbette,” dedi sakin bir sesle. “Bunu söylediğin için teşekkür ederim. Malzeme dolabında yedek kâğıtlarımız var.”
Öğretmen dolaptan kalınca bir resim kâğıdı çıkardı. Kâğıdı Deniz’in önüne koyarken Ece de kendi boya kutusunu masanın ortasına doğru itti.
“Yeşil kalemimin iki tonu var,” dedi. “İstersen açık olanı sen kullanabilirsin.”
Deniz’in omuzları gevşedi. “Olur, teşekkür ederim,” dedi.
Az önce kocaman görünen sorun şimdi masanın üzerindeki tek bir beyaz kâğıt kadar sade görünüyordu. Deniz, önce kıvrımlı ağacın gövdesini çizdi. Sonra dallara minik fenerler ekledi. Mor çiçekleri havuzun çevresine yerleştirdi. Resmin üst kısmında biraz boşluk bırakmıştı. Oraya mavi gökyüzünde süzülen, yuvarlak yanaklı küçük bir bulut çizdi.
Ece bulutu gösterdi. “Bu kim?” diye sordu.
“Pofuduk Bulut,” dedi Deniz. “Bana küçük bir sözü hatırlattı.”
“Hangi sözü?”
Deniz gülümsedi. “Unuttum, diyebilmeyi. Sonra da yardım istemeyi.”
Ece başını salladı. “Ben de geçen hafta cetvelimi unutmuştum. Selin Öğretmen bana sınıftakilerden birini vermişti.”
İki arkadaş resimlerine devam etti. Deniz açık yeşil kalemle ağacın yapraklarını boyadı. Ece de havuz için kendi mavi kalemini uzattı. Kalemler masanın üzerinde birinden ötekine geçerken ikisinin bahçesi de renkleniyordu.
Dersin sonunda Selin Öğretmen resimlere tek tek baktı. Deniz’in kâğıdındaki uzun ağacı görünce, “Bu ağacın dallarında ışık var,” dedi.
Deniz, “Fenerler karanlık olduğu için değil,” diye açıkladı. “Bahçe akşamları da sıcak görünsün diye.”
Selin Öğretmen gülümsedi. “Gerçekten sıcak görünüyor.”
Deniz resmini dikkatle kuruması için pencerenin yanındaki rafa bıraktı. Sırasına dönerken mavi çantasının fermuarına dokundu. Pofuduk Bulut sessizdi. Fakat Deniz artık onun söylemek istediğini anlamıştı. Cesur olmak, hiç sıkılmamak ya da hiç utanmamak değildi. Bazen insanın içi sıkışsa bile doğru sözü sakince söyleyebilmesiydi.
Okul çıkışında Deniz eve döndü. Odasına girince beyaz kapaklı resim defterini masasının üzerinde buldu. Defteri eline aldı ve sabahki sıkıntısını hatırladı. Sonra onu ertesi gün için çantasına yerleştirdi. Mavi çantanın fermuarını kapatmadan önce Pofuduk Bulut’u düzeltti.
“Bugün bana yardım ettin,” dedi.
Pencereden içeri yine hafif bir rüzgâr girdi. Pofuduk’un yumuşak kenarı Deniz’in parmağına dokundu.
Akşam olduğunda annesi, Deniz’in getirdiği resmi buzdolabının üzerine astı. Kıvrımlı ağaç, küçük fenerler, mor çiçekler ve gülümseyen bulut mutfağa renk kattı. Deniz resme bakınca unuttuğu defterden çok, söylediği cesur küçük sözü hatırladı.
Ertesi sabah mavi çantasını omzuna taktığında defteri yerindeydi. Pofuduk Bulut fermuarda usulca sallanıyordu. Deniz kapıdan çıkarken içi rahattı. Artık biliyordu ki bazen bir şeyi unutabilirdi, bazen yardıma ihtiyaç duyabilirdi. Böyle anlarda yanında taşıyabileceği en kullanışlı şey, küçücük ama içten bir sözdü.
Deniz okul yolunda sarı yaprakların üzerinden geçti. Her adımında çantası hafifçe sallandı. Pofuduk Bulut da onunla birlikte ilerledi. Sabah gökyüzü açık, yol tanıdık ve gün umut doluydu.