Nehir ve Dostluk Kutusu: Doğruyu Söyleyen Çan Masalı | Eğitici Masallar
Nehir, yanlışlıkla zarar verdiği küçük çanı saklamak yerine gerçeği anlatır ve arkadaşlarıyla birlikte onu sevgiyle onarır.
Bu dürüstlük masalı, yağmurlu bir sabah Nehir'in küçük bir hatayı saklamak ile doğruyu söylemek arasında yaptığı cesur seçimi anlatır. O sabah sınıf sıcacıktı. Pencerelerde ince yağmur damlaları geziniyor, kaloriferin yanında kuruyan renkli atkılar hafifçe sallanıyordu.
Nehir, çantasını yerine bıraktıktan sonra doğruca pencere kenarındaki Dostluk Kutusu'na gitti. Bu kutuyu sınıftaki çocuklar birlikte süslemişti. Üzerinde sarı güneşler, yeşil yapraklar ve rengârenk el izleri vardı. İçinde ipler, düğmeler, küçük not kâğıtları ve birlikte yaptıkları oyunlarda kullandıkları eşyalar dururdu.
Kutunun en özel eşyası, mavi bir kurdeleye bağlı küçük bir çandı. Bir çocuk önemli bir şey söylemek istediğinde çanı bir kez çalardı. O yumuşak sesi duyan herkes yaptığı işi bırakır ve konuşan arkadaşını dinlerdi. Bu yüzden çocuklar ona Doğruyu Söyleyen Çan adını vermişti. Çan doğruyu kendi başına bulamazdı. Yalnızca doğruyu anlatmak isteyen kişiye sakin bir başlangıç sunardı.
O gün sınıf, akşam yapılacak aile buluşması için hazırlanıyordu. Öğretmenleri Selin Hanım masaların üzerine renkli kartonlar koymuştu. Çocuklar, sevdikleri bir arkadaşları için küçük dostluk bileklikleri yapacaklardı.
Nehir, bilekliğini Duru için hazırlamak istiyordu. Duru sarı rengi çok severdi. Nehir de sarı ve yeşil ipleri yan yana getirip güneşli bir bahçeye benzeyen bir bileklik yapmayı düşündü.
Yeşil ip hemen bulundu. Fakat sarı ip yumağı Dostluk Kutusu'nun en arkasına kaçmıştı. Nehir kutunun kapağını açtı, parmaklarının ucunda yükseldi ve kolunu içeri uzattı.
Sarı ipi gördü. İpi kendine doğru çekerken mavi kurdele parmaklarına dolandı. Nehir bunu fark etmeden biraz daha çekti.
Çıt!
Kurdele ortasından ayrıldı. Küçük çan kutunun içindeki yumuşak kumaşların üzerine düştü. Nehir hemen çanı eline aldı. Çan zarar görmemişti ama artık kurdelesinden tutulamıyordu.
Nehir'in içi bir anda sıkıştı. Çanı isteyerek bozmadığını biliyordu. Yine de Selin Hanım'ın üzüleceğini düşündü. Arkadaşlarının ona bakıp neden daha dikkatli olmadığını sormalarından çekindi.
Elindeki kopmuş kurdeleyi çevirdi. Sonra çanı, kutunun içindeki mor kumaşın altına bıraktı. Kopan kurdelenin iki parçasını da yanına koydu ve kapağı kapattı.
Tam o sırada Duru yanına geldi.
“Bilekliğin için sarı ip mi arıyorsun?” diye sordu.
Nehir başını salladı. Sarı yumağı elinde tutuyordu ama sevinci kaybolmuştu.
“Buldum,” dedi kısık bir sesle.
İkisi masaya oturdu. Duru kırmızı ve beyaz iplerle çalışırken Nehir sarı ipi yeşil ipin çevresine dolamaya başladı. Ancak düğümler bir türlü istediği gibi olmuyordu. Birini fazla sıkıyor, diğerini gevşek bırakıyordu. Aklı sürekli kutunun içindeki çana gidiyordu.
Bir süre sonra Selin Hanım çocukları minderlerin üzerine çağırdı. Aileler gelmeden önce herkes yaptığı bileklikle ilgili birkaç söz söyleyecekti. Selin Hanım Dostluk Kutusu'nu açtı ve çanı aradı.
Mor kumaşı kaldırınca çanı ve kopmuş kurdeleyi gördü.
“Çanımızın kurdelesi kopmuş,” dedi sakin bir sesle. “Nasıl olduğunu bilen var mı?”
Sınıf sessizleşti. Yağmurun cama dokunan sesi duyuluyordu.
Nehir dizlerinin üzerinde duran ellerine baktı. Parmakları sarı ipten kalan küçücük bir parçayla oynuyordu. Kalbi hızlı atıyordu. Bir an hiç konuşmazsa konunun kapanacağını düşündü.
Duru, çana dikkatle baktı.
“Dün çanı kutuya ben koymuştum,” dedi. “Acaba kurdeleyi yanlış mı katladım?”
Duru'nun kaşları biraz aşağı indi. Nehir onun kendini suçladığını anlayınca içindeki sıkışma büyüdü. Kopan kurdelenin nasıl ses çıkardığını hatırladı. O küçük “çıt” sesi şimdi ona yağmurdan bile daha yakın geliyordu.
Nehir derin bir nefes aldı. Önce konuşmayı denedi ama sesi çıkmadı. Selin Hanım acele etmeden bekliyordu. Kimse Nehir'e bakmıyor, kimse onu sıkıştırmıyordu.
Nehir ayağa kalktı ve Dostluk Kutusu'nun yanına gitti. Kurdele kopmuş olsa da çanı iki eliyle dikkatlice tuttu. Çanı hafifçe salladı.
Çın.
Ses her zamankinden daha kısaydı ama sınıftaki herkes onu duydu.
“Ben önemli bir şey söylemek istiyorum,” dedi Nehir.
Arkadaşları sessizce ona döndü.
“Sarı ipi almaya çalışırken kurdele elime dolandı. Ben de fark etmeden çektim. Kurdele koptu.” Nehir kısa bir süre durdu. “Çanı kumaşın altına ben koydum. Söylemeye çekindim.”
Selin Hanım onun yanına çömeldi.
“Bunu anlatırken nasıl hissediyorsun?” diye sordu.
“Biraz utanıyorum,” dedi Nehir. “Çanı bozduğum için üzgünüm. Duru'nun kendini suçlamasını da istemiyorum.”
Duru hemen yanına geldi.
“Şimdi ne olduğunu biliyorum,” dedi. “Ben de artık yanlış yaptığımı düşünmüyorum.”
Nehir ona baktı. Duru'nun yüzündeki kaygı kaybolmuştu. Nehir'in omuzları biraz gevşedi.
Selin Hanım kopan kurdele parçalarını avucuna aldı.
“Çan sağlam,” dedi. “Kurdeleyi birlikte onarabiliriz. Gerçeği bilince nereden başlayacağımızı da biliyoruz.”
Çocuklar Dostluk Kutusu'nun çevresinde toplandı. Kutudan yeni bir mavi kurdele aradılar ama aynı renkte yeterince uzun bir parça bulamadılar. Bunun üzerine Duru yeşil bir kurdele çıkardı. Bir başka arkadaşları olan Ege de sarı bir parça buldu.
“İkisini birleştirebiliriz,” dedi Duru.
Nehir'in gözleri aydınlandı. Sarı ve yeşil, hazırladığı bilekliğin renkleriydi.
Selin Hanım kurdelelerin uçlarını sağlam bir düğümle birleştirdi. Nehir de çanı yerinde tutarak ona yardım etti. Ardından kurdelenin bir ucunu çanın halkasından geçirdiler. Düğümün üzerine kutuda duran küçük, mavi bir düğme diktiler.
Yeni kurdele eskisiyle aynı değildi. Ortasında küçük bir düğüm, üzerinde de parlak bir düğme vardı. Yine de çana çok yakışmıştı.
Nehir kurdeleyi parmaklarının arasında tuttu ve çanı usulca salladı.
Çın, çın.
Bu kez ses açık ve yumuşaktı. Sınıftaki çocuklar gülümsedi. Nehir de gülümsedi. İçindeki ağır düğüm, onardıkları kurdelenin düğümünden farklıydı; doğruyu söyledikten sonra yavaşça çözülmüştü.
Minderlere döndüklerinde Nehir bilekliğini tamamladı. Sarı ve yeşil ipleri bu kez acele etmeden bağladı. Son düğümü attıktan sonra bilekliği Duru'ya uzattı.
“Bu senin,” dedi. “Sarı kısmı sevdiğin renk olduğu için seçtim. Yeşil kısmı da bugün çanı birlikte onardığımız için.”
Duru bilekliği koluna taktı.
“Ben de her baktığımda o küçük çın sesini hatırlarım,” dedi.
Akşam aileler sınıfa geldiğinde yağmur dinmişti. Pencerelerin ardındaki bulutların arasından ince bir gün ışığı süzülüyordu. Dostluk Kutusu masanın üzerinde duruyor, sarı ve yeşil kurdeleli küçük çan kapağın yanından görünüyordu.
Nehir çanın önünden geçerken bir an durdu. Sabahki hatasını hatırladı ama artık içinde korku yoktu. Çanı sakladığı anı da doğruyu söylediği anı da biliyordu. En çok, arkadaşlarının onu dinleyişini ve hep birlikte çözüm buluşlarını hatırlamak istedi.
Çanın kurdelesindeki mavi düğmeye hafifçe dokundu. Çan kımıldayıp sıcak bir ses çıkardı.
Çın.
Nehir, Duru'nun yanına koşmadan önce Dostluk Kutusu'nun kapağını dikkatle kapattı. Kutunun içindeki ipler, notlar ve renkli düğmeler yeniden sessizce beklemeye başladı. Küçük çan ise bir sonraki içten söz için yeni kurdelesiyle hazırdı.