Masal Odası
Eğitici Masallar

Arda ve Teşekkür Mektubu

Bulut Köprüsü’nde resim yapan Arda, işini kolaylaştıran küçük bir yardımı fark eder. Mina’ya söylemek istediklerini kendi sözleriyle bir mektuba yazar.

6-9 yaş 10 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Arda ve Teşekkür Mektubu
Tarayıcı seslendirmesi Arda ve Teşekkür Mektubu
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Arda, Bulut Köprüsü’nün ortasındaki geniş masaya kâğıdını serdi. Mavi kalemini seçip ilk çizgiyi çekecekti ki kâğıdın bir köşesi kıvrıldı. Arda köşeyi avucuyla düzeltti. Elini kaldırınca köşe yine yukarı kalktı. Yanındaki kalem kutusundan hafif bir tıkırtı geldi.

Bulut Köprüsü, bulutların arasındaki iki çiçek bahçesini birbirine bağlıyordu. Geniş yolunun iki yanında sarı banklar, saksılar ve yuvarlak başlıklı korkuluklar vardı. Küçük bulutlar bazen saksıların üstünde dinlenirdi. O gün de mavi çan çiçeklerinin yanında, yastığa benzeyen bir bulut duruyordu.

Arda, köprünün girişindeki resim panosuna asmak için bir resim yapmak istiyordu. En sevdiği köşeyi çizecekti: iki kişilik sarı bankı, arkasındaki çiçekleri ve yanındaki küçük çeşmeyi. Çantasına birkaç kâğıt koymuş, en rahat çizdiği kalemlerini de getirmişti.

Panoda çeşit çeşit resim vardı. Birinde mor bir sulama kabı, birinde uykulu bir kedi, birinde de yalnızca sarı çiçekler görünüyordu. Kâğıtlar, üst kenarlarından tahta mandallarla asılıydı. Arda kendi resminin de onların arasına karışacağını düşününce kalemlerini masaya renk renk dizmişti.

Mina, masanın öbür yanında defterine yaprak desenleri çiziyordu. Önünde biri uzun, biri yuvarlak iki yaprak vardı. İkisini de bahçedeki ağacın altından toplamıştı. Arada başını kaldırıp gerçek yaprağa bakıyor, sonra defterindeki çizgilere bir yenisini ekliyordu.

Arda kâğıdını biraz çevirdi. Bu kez köşe dirseğinin altında kaldı, ama çizeceği yer de kolunun arkasında saklandı. Kolunu yana çekince kâğıt yeniden kıvrıldı. Arda dudaklarını büzüp kâğıda baktı.

“Köşesi küçük bir çadır olmuş,” dedi.

Mina başını kaldırdı.

“Gerçekten de öyle.”

“Ben çadır değil, köprü çizmek istiyorum ama.”

Mina hafifçe güldü. Arda da gülümsedi, sonra kalem kutusundaki maviyi aramaya başladı. İki mavi kalemi vardı; bankın arkasındaki gökyüzü için açık renkli olanı istiyordu.

Mina, saksının yanında duran yassı beyaz taşı gördü. Taşın üstünde ince, gri bir çizgi vardı. Onu eline alıp kâğıdın boş köşesini gösterdi.

“Bunu buraya koyalım mı?”

“Olur,” dedi Arda. “Açık mavi kalemim de buradaymış!”

Mina taşı yerleştirdi. Kâğıdın köşesi masaya usulca yattı.

Arda önce köprünün geniş yolunu çizdi. Sonra sarı bankın arkalığını, yan yana duran üç saksıyı ve çeşmenin yuvarlak tasını ekledi. Artık kâğıdı tutmak için bir elini ayırması gerekmiyordu. Kalem değiştirirken de resmin üstünü koluyla kapatmıyordu. Önündeki çizgiler yavaş yavaş bildiği bir yere benzemeye başladı.

Bir süre yalnızca kalemlerin kâğıttaki sesi duyuldu. Çan çiçeklerinden birine ince bir bulut gölgesi düştü. Arda bu gölgeyi de resmine katmak istedi. Maviyi çok bastırmadan kullandı. Ortaya çıkan açık renkli lekeye baktı, sonra başını kaldırıp gerçek gölgeyle karşılaştırdı. İkisi tam aynı değildi, ama ikisi de yumuşacık görünüyordu.

“Senin bankında minder de var,” dedi Mina, resme doğru eğilerek.

“Evet. Gerçeğinde de olsa güzel olmaz mı?”

“Ben çizgili bir minder seçerdim.”

Arda, resimdeki minderin üstüne iki ince çizgi çekti. Çizgiler hoşuna gidince minderin ucuna bir de küçük püskül ekledi. Sonra sarı kalemini bırakıp masanın kenarındaki kahverengi kaleme uzandı.

Resmin bir yanına, şimdi oturdukları masayı da yerleştirdi. Bir ucuna açık kalem kutusu çizdi, öbür ucuna yapraklı bir defter. Sandalyelerden birini biraz yana dönük yaptı; Mina yaprağa bakmak için gerçekten de öyle oturuyordu. Arda, masanın ayaklarını çizerken bir an eğilip altına bile baktı.

Mina yapraklarının çizimini bitirince defterini kapattı. Saksılardan birinin toprağına parmağıyla hafifçe dokundu.

“Bunun biraz suya ihtiyacı var,” dedi.

Masanın altındaki küçük sulama kabını aldı.

“Çeşmenin yanındaki saksıları da sulayacağım. Sonra buna getiririm.”

Mina çeşmeye doğru yürürken Arda da resminin altına adını yazdı. Son harfi bitirince kalemini bırakıp arkasına yaslandı. Önce resme, sonra resmini yaptığı köşeye baktı. Çeşmenin tasından sıçrayan küçücük damlaları da eklemek istedi. Mavi kalemiyle birkaç nokta koydu.

Panoda kendi resmi için güzel bir boşluk vardı. Arda kâğıdı kaldırmak üzere uzandı, ama önce köşedeki taşı alması gerekti. Taşı avucuna koyduğu anda kâğıdın ucu yeniden kıvrıldı.

“Demek sen tutuyormuşsun,” diye mırıldandı.

Taşın altındaki bölüm tertemizdi. Geri kalan kâğıtta ise artık kocaman bir köprü vardı.

Arda, Mina’nın taşı yerleştirdiği anı hatırladı. O sırada aklı açık mavi kalemindeydi. Resmi yaparken kâğıdın artık kıvrılmadığını fark etmiş, ama bunun nasıl olduğunu düşünmemişti. Taşı yeniden köşeye koydu; kâğıt hemen düzeldi. Masada uzun süre rahatça çizgi çekebilmişti. Mina onun işini kolaylaştırmıştı.

Mina’ya seslenmek için başını çevirdi. Arkadaşı çeşmenin yanındaki saksılara su veriyordu. Her birinin önünde duruyor, kabı yavaşça eğiyordu. Arda’nın bakışı çantasından görünen boş kâğıtlara kaydı. Defterine özenle yapraklar çizen Mina’ya, kendi yazdığı küçük bir mektup vermek istedi.

Kâğıtlardan birini alıp önüne koydu. Bir an, mektubun kocaman olması gerektiğini düşündü. Sonra yazacaklarının küçük bir kâğıda da sığabileceğini gördü. Sayfayı ortadan katladı, parmağıyla kat yerini düzeltti ve yeniden açtı. Beyaz kâğıt, iki küçük pencere gibi masanın üzerinde duruyordu.

İç tarafına “Sevgili Mina,” yazdı. Ardından kalemini durdurdu. “Çok güzel bir şey yaptın,” diye devam etmeyi düşündü. Ama bu sözler, aklındaki şeyi tam anlatmıyordu. Mina’ya söylemek istediği, kâğıdın bir köşesi, yassı taş ve rahatça tamamlanan resimle ilgiliydi.

Arda kalemini parmaklarının arasında düzeltti. Mina karşısında oturuyormuş gibi düşündü. Ona söyleyeceği sözleri önce usulca mırıldandı, sonra kâğıda yazdı:

“Ben mavi kalemimi ararken kâğıdımın köşesine taş koydun. Böylece kâğıdı elimle tutmam gerekmedi. Resmimi rahatça çizebildim. Bunun için sana teşekkür ederim. Arda.”

Yazdıklarını alçak sesle okudu. Sözcükler, kendi konuşmasına benziyordu. Süslemek için başka cümle aramadı. Mektubun boş kalan yerine yassı taşın küçük bir resmini çizdi. İnce gri çizgisini de unutmadı. Çizgiyi bir uçtan ötekine uzatınca taş, kâğıdın içinde hemen tanınır oldu.

Kâğıdı katladı. Dışına, köprünün saksılarında dinlenen bulutlardan birini çizdi. Bulutun altına Mina’nın adını yazdı. Hazır bir zarfı yoktu; teşekkür mektubu bu hâliyle de kapanıyordu. Arda onu resmin yanına koydu. Bir ucunun üstüne kapalı kalem kutusunu yerleştirip bekledi.

Mina sulama kabıyla geri döndü. Kalan suyu masanın yanındaki saksıya yavaşça dökerken ıslanan toprağın kokusu Arda’ya kadar geldi. Arda bekledi. Mina kabı yere bırakıp ellerini kurulamak için cebindeki bez mendili çıkarınca, Arda kalem kutusunu kenara çekti.

“Sana bir mektup yazdım,” dedi.

“Bana mı?”

“Evet. İçinde bugün fark ettiğim bir şey var.”

Mina katlı kâğıdı iki eliyle aldı. Önce dışındaki buluta baktı.

“Bu, çiçeklerin yanında oturan buluta benziyor.”

“Onu çizdim zaten,” dedi Arda.

Mina gülümsedi. Mektubu açıp sessizce okudu. Arda onun yüzüne bakmak yerine masadaki taşın gri çizgisini izledi. Mektubun sonuna gelince Mina başını kaldırdı.

“Rica ederim,” dedi. “Kâğıdın sürekli kalkıyordu. Taş orada durursa sen de rahat çizersin diye düşündüm.”

“Öyle oldu,” dedi Arda. “Taşı kaldırınca anladım. Ben resmi çizerken köşeyi tamamen unutmuşum.”

Mina mektubun içindeki taş resmine yeniden baktı.

“Gri çizgisini de çizmişsin.”

“Biraz eğri oldu.”

“Taşın üstündeki de eğri.”

Arda çizimle taşı yan yana getirdi. Gerçekten de iki çizgi de ortada kıvrılıyor, sonra yeniden düzleşiyordu. Mina parmağıyla kâğıttaki çizginin bir ucunu gösterdi.

“Şurası küçük bir göle benziyor.”

Arda eğilip baktı.

“Evet. Taşın içinde bir göl varmış!”

Mina mektubu tekrar katladı.

“Bunu defterime koyacağım,” dedi.

Defterini açıp yaprak çizimlerinin arasına yerleştirdi. Küçük bulut sayfanın üstünden biraz görünüyordu. Gerçek yaprakları da defterin arka cebine koydu. Sonra masanın üzerindeki kalemleri Arda’ya doğru yaklaştırdı. Arda kalemlerini kutusuna, boş kâğıtlarını çantasına yerleştirdi.

Yassı taşı yeniden saksının yanına bıraktı. Taş oraya tam uyuyordu; çiçeklerin arasından görünen küçük, beyaz bir yastık gibiydi. Ardından resmini dikkatle kaldırdı. Kâğıt yine kıvrılmak istedi, ama bu kez onu iki kenarından tutuyordu. Mina da defterini alıp Arda’nın yanında yürüdü.

Resim panosu masadan birkaç adım ötedeydi. Arda panodaki iki tahta mandalı açıp kâğıdın üst kenarını aralarına yerleştirdi. Mandalları bırakınca köprü resmi düz durdu. Geri çekilip baktı. Gerçek çeşmeden şıpırtı geliyor, resimdeki çeşmenin çevresinde ise açık mavi halkalar duruyordu.

Mina da yanına geldi. Bir süre yan yana resme baktılar. Sonra Arda gerçek sarı bankı işaret etti.

“Çizgili minderi yok, ama burası boş.”

Birlikte banka oturdular. Arda, resmini yaptığı çiçekleri bu kez kalemsiz seyretti. Küçük bulut, saksının üstünde biraz yana kaymıştı. Altından, az önce görünmeyen bir çiçek çıkmıştı.

Mina defterini dizlerine koydu. Arasındaki mektubun bulutlu köşesi hâlâ görünüyordu. Arda’nın resmi panoda, Mina’nın yaprakları defterdeydi. Çeşmeden incecik su akıyor, köprünün üstünden serin bir esinti geçiyordu. Mina defterini açtı. Arda bankta biraz yana kaydı; şimdi ikisi de yaprakların arasındaki küçük teşekkür mektubunu görebiliyordu.