Kirpi Pıtı ve Yavaş Büyüyen Tohum: Gizli Koruluk
Kirpi Pıtı, bulduğu tohumun hemen çiçek açmasını ister. Gizli Koruluk’taki küçük çiçek köşesini arkadaşı Tula’yla adım adım hazırlar.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Kirpi Pıtı, Gizli Koruluk’taki düz taşın önünden kuru yaprakları toplarken ayağının ucuna yuvarlanan tohumu gördü. Tohum küçük ve kahverengiydi. Üzerinde incecik, açık renkli bir çizgi vardı. Pıtı yaprağı yere bıraktı, tohumu dikkatle avucuna aldı.
Kaplumbağa Tula, eğrelti otlarının arasından çıkıyordu. Sırtına düşen bir yaprak, yürüdükçe hafifçe sallanıyordu. Pıtı tohumu arkadaşına gösterdi. Tula başını uzatıp baktı; sonra ağzının iki yanı gülümser gibi kıvrıldı.
— Bunun çiçeğini biliyorum, dedi. İki yuvarlak yaprağı oluyor. Sonra ortasından küçük, sarı bir çiçek çıkıyor.
Pıtı, düz taşın yanındaki boş toprağa baktı. Taş, ikisinin yan yana oturabileceği kadar genişti. Yanında sarı bir çiçek olsa ne güzel görünürdü! Hemen işe koyulursa akşama çiçekli bir dinlenme köşeleri olacağını düşündü.
— Buraya dikelim, dedi. Seninle otururken ona da bakarız.
— Olur, dedi Tula. Daha önce böyle bir tohum ekmiştim. Filizini görmek için epey bekledim.
Pıtı tohumu avucunda çevirdi.
— Öyleyse adı Yavaş Büyüyen Tohum olsun!
Bu kadar küçük bir şeyin uzun uzun beklemesi ona garip gelmişti. Yine de güzel bir yer hazırlarsa çabucak büyüyeceğini umuyordu. Önce kuru yaprakları topladı. Sonra toprağın üstündeki ince dalları kenara taşıdı.
Tula da yuvarlak bir çakıl seçmişti. Çakılın bir yüzünde güneşe benzeyen açık renkli bir benek vardı. Onu toprağın kenarına koymak istiyordu. Küçük taşı ön ayaklarıyla ağır ağır iterek getiriyordu.
Pıtı yaprakları çoktan taşımıştı. Birkaç kez Tula’nın yanına gidip geri döndü. Arkadaşının taşı hâlâ yolun başında duruyor gibiydi.
— Onu bırak, ben başka bir taş bulurum, dedi Pıtı.
Tula ayağını çakılın üzerinden çekti.
— Ben bunu seçtim. Güneşli yüzü görünürse güzel olur.
Pıtı çakıla baktı. Benek gerçekten de küçük bir güneşi andırıyordu. Arkadaşının seçtiği taşı bir yaprağın üstüne yerleştirdiler. Pıtı yaprağın önünden çekti, Tula arkadan destekledi. Tula durduğunda Pıtı da durdu. Çakılı birlikte toprağın kenarına bıraktılar.
Sonunda tohum için yumuşacık bir yer hazırdı. Pıtı patisiyle küçük bir çukur açtı. Tohumu içine bıraktı. Tula toprağı usulca üzerine itti. Pıtı da kıvrık bir yaprakla getirdiği yağmur suyunu toprağa döktü.
— Oldu! dedi Pıtı. Şimdi çiçeğimiz çıkabilir.
Düz taşa oturdu. Gözlerini toprağın üstünden ayırmadı. Bir çimen ucu rüzgârla kıpırdayınca hemen doğruldu. Ama kıpırdayan şey ektikleri tohum değildi. Pıtı yeniden oturdu. Bu kez iki patisini dizlerinin üstüne koyup daha dikkatli baktı.
Güneş, düz taşın bir ucundan öbür ucuna kaydı. Koruluktaki kuşlar başka bir dala geçti. Tula, toprağın kenarındaki son kuru yaprağı da aldı. Tohumun üstündeyse hâlâ yalnızca toprak görünüyordu.
— Belki üzerini fazla örttük, dedi Pıtı. Biraz açıp baksak mı?
Patisini uzattı. Tam toprağa dokunacakken durdu. Tohumu yeniden çıkarmak istemiyordu; az önce ikisi birlikte güzelce yerleştirmişlerdi. Elini geri çekip dizine koydu.
— Nerede olduğunu biliyoruz, dedi Tula. Şu güneşli çakılın hemen yanında.
Pıtı çakıla, ardından boş görünen toprağa baktı.
— Her şeyi çabuk hazırladım. Yine de bitmedi.
Tula, düz taşın ona yakın ucuna yerleşti. Bir süre ikisi de sustu. İnce bir rüzgâr, eğrelti yapraklarını yelpaze gibi açıp kapatıyordu. Pıtı’nın hızlı hızlı salladığı ayakları yavaşladı.
— Yarın yine bakalım mı? diye sordu Pıtı.
— Bakarız, dedi Tula. Ben yaprakların arasındaki yoldan gelirim.
O akşam Pıtı yuvasına döndüğünde patilerinin arasında hâlâ toprağın yumuşaklığını hissediyordu. Çiçekli köşe hazır değildi. Ama tohum yerindeydi, çakıl kenardaydı, Tula da ertesi gün gelecekti. Pıtı kuru yapraklardan yatağına kıvrıldı.
Ertesi sabah erkenden yola çıktı. Önceki günkü gibi koşa koşa düz taşa gitmek üzereydi. Tam o sırada Tula’yı patikanın kıvrımında gördü. Arkadaşı, çimenlerin arasından her zamanki sakin adımlarıyla ilerliyordu.
— Ben de geliyorum, diye seslendi Tula.
Pıtı bir an önce toprağa bakmak istedi. Sonra patikanın ikiye ayrıldığı yere oturdu. Tula yanına geldiğinde ayağa kalktı.
— Beraber gidelim, dedi.
Yan yana yürüdüler. Pıtı adımlarını küçülttü. Birkaç kez öne geçecek gibi oldu, sonra arkadaşının yanına döndü. Tula ona bir yaprağın üzerindeki yuvarlak damlayı gösterdi. Damlanın içinde koruluğun yeşilliği baş aşağı duruyordu.
Pıtı başını eğip baktı. Damla sallanınca içindeki küçücük koruluk da sallandı. İkisi birden güldü. Düz taşa vardıklarında Pıtı, yolun daha önce fark etmediği kadar çok yeşil tonu olduğunu düşünüyordu.
Toprak yine sakindi. Pıtı’nın yüzü biraz düştü. Sonra çakılın yanına düşmüş ince bir dal gördü. Dalı kaldırıp kenara bıraktı. Tula da rüzgârın sürüklediği yaprağı çekti. Yapabildikleri bu kadardı. İkisi düz taşın üstünde bir süre dinlendi.
Sonraki günlerde Pıtı her sabah aynı yere uğradı. Toprak nemliyken su getirmedi. Kuruduğunda ise kıvrık yaprağına biraz yağmur suyu doldurdu. Küçük işini bitirince Tula’yla oturdu ya da korulukta dolaştı.
Bir sabah Tula, taşa otururken altına geniş bir yaprak serdi. Taş gece boyunca serinlemişti. Pıtı da kendi yanına bir yaprak koydu, fakat yaprağın ucu kıvrılıp duruyordu. Hemen yenisini arayacaktı. Tula kendi yaprağını biraz kaydırınca ikisine de yer açıldı.
— Böyle de oldu, dedi Pıtı. İstersen güneşli taraf senin olsun.
Tula taşın aydınlık ucuna geçti. Pıtı yanına yerleşti. Yaprağın kenarı ikisinin ayaklarının altında hafifçe hışırdadı. Tohumu bekledikleri yerde artık rahat bir oturma yerleri de vardı.
Pıtı göremiyordu ama toprağın altında tohumun kabuğu aralanmıştı. İncecik bir kök, yumuşak toprağın içine doğru uzanıyordu. Kökten ayrılan daha ince kökler, nemli yerlere yayılıyordu. Üst tarafta ise kıvrılmış iki yaprak, yukarıya doğru usul usul ilerliyordu.
Bir sabah Pıtı, güneş benekli çakılın yanındaki toprağın kabardığını gördü. Başını sağa eğdi. Sonra sola eğdi. Topraktan, kıvrılmış küçücük bir yeşillik çıkıyordu. Pıtı’nın ağzı sevinçle açıldı. Tula henüz gelmemişti.
— Çıktı! diye seslendi.
Sesini duyan Tula, yaprakların arasından başını uzattı. Pıtı hemen ona doğru birkaç adım attı. Arkadaşını çabuk gelmesi için çağıracaktı. Sonra Tula’nın dar bir çimen aralığından geçmekte olduğunu gördü.
Arkadaşının yanına kadar gitti. Tula çimenlerin arasından çıkana dek bekledi.
— Sana bir şey göstereceğim, dedi. Birlikte bakalım.
Bu kez koruluğun içinden yan yana döndüler. Pıtı’nın içi kıpır kıpırdı. Yine de Tula’nın önüne geçmedi. Düz taşın yanına geldiklerinde ikisi de eğildi. Yeşil uç, toprağın üstünde küçük bir yay gibi duruyordu.
Tula gözlerini kocaman açtı.
— İşte burada!
Pıtı başını salladı. Söyleyecek çok şeyi vardı ama önce gülümsedi. Tula’nın da filizi gördüğünden emin olmak istiyordu. Arkadaşı küçük yaprağın ucunu gösterdi; orada minik bir toprak kırıntısı asılıydı. Filiz doğruldukça kırıntı usulca yere düştü.
O gün çiçekleri hâlâ yoktu. Filiz, Pıtı’nın düşündüğünden de küçüktü. Ama ince yeşil sap, güneşe doğru doğruluyordu. Hafif bir esinti iki yaprağı kıpırdattı. Pıtı gülerek patisini salladı.
— Merhaba, dedi usulca.
Sabahlar birbirini izledi. Filizin sapı biraz uzadı. İki yuvarlak yaprağın yanından yeni yapraklar belirdi. Bir gün yağmur ince ince yağdı. Pıtı su taşımak yerine, Tula’nın yanında oturup damlaların yapraklarda nasıl toplandığını seyretti. Damla dolunca yaprak eğiliyor, sonra yeniden doğruluyordu.
Pıtı bir sabah güneş benekli çakılı ilk bakışta bulamadı. Eğilip arayınca yapraklardan birinin artık çakılın üstüne gölge düşürdüğünü gördü. Tula’ya yer açtı. Arkadaşı da aynı gölgeye baktı; ikisinin yüzünde birden aynı şaşkın gülümseme belirdi.
— Dün burada biraz daha boşluk vardı, dedi Pıtı.
— Yaprağı taşımızı örtmüş, dedi Tula.
Pıtı biraz daha yakından baktı. Gövdenin tepesinde yuvarlak, kapalı bir tomurcuk vardı. İlk gün aklında canlandırdığı sarı çiçek henüz görünmüyordu. Tomurcuğun çevresindeki yeşil yaprakçıklar birbirine sıkıca sokulmuştu.
Pıtı toprağa dokundu; nemliydi. Su taşımak için hazırladığı kıvrık yaprağı yerine bıraktı. Sonra Tula’yla düz taşın üstüne oturdu. Arkadaşı ona yolda gördüğü, bir yanı yeşil, bir yanı sarı yaprağı anlattı. Konuşurlarken güneş taşın kenarına vurdu.
Birkaç sabah sonra tomurcuğun ucunda sarı bir çizgi belirdi. Pıtı’nın burnu sevinçle oynadı. Tula hemen yanında duruyordu. İkisinin de bakışı aynı küçücük yerdeydi.
— Şimdi sarısını görebiliyorum, dedi Pıtı.
— Ben de, dedi Tula.
O gün güneş taşın üstünü ısıtırken çiçek usul usul açıldı. Önce bir sarı yaprak yana uzandı. Ardından öteki açıldı. Sonra çiçeğin yuvarlak ortası göründü. Gizli Koruluk’un yeşilliği içinde küçücük bir güneş duruyordu.
Pıtı, çiçeği daha yakından görmek için öne eğildi. Burnunu değdirmeden durdu. Toprağın altında neler olduğunu hâlâ göremiyordu. Ama önünde ince bir sap, yuvarlak yapraklar ve sarı bir çiçek vardı. Hepsi o küçük tohumdan çıkmıştı.
— Köşemiz hazır, dedi. Hem de sen buradayken.
Tula, güneş benekli çakılın yanına kadar geldi. Yürürken çıkan hafif hışırtı durdu. Başını kaldırıp çiçeğe baktı. Sonra Pıtı’nın yanına, geniş yaprağın üstüne yerleşti. Pıtı onun rahatça oturması için biraz yana kaydı.
Dallardan sızan ışık, taşın üstüne küçük aydınlık benekler düşürüyordu. Güneş benekli çakıl, çiçeğin gölgesinde kalmıştı. Pıtı onu yerinden oynatmadı; beneğini görmek için başını biraz yana eğmesi yetti.
Pıtı önce çiçeğe, sonra Tula’ya baktı.
— Biraz daha oturalım mı?
— Oturalım, dedi Tula.
Pıtı bu kez yerinden fırlamadı. Patilerini rahatça uzattı. Sarı çiçek hafifçe sallanırken ikisi yan yana oturdu. Korulukta yapraklar hışırdıyor, incecik çiçek kokusu havaya karışıyordu. Çiçeğin yanında, arkadaşına ayırdığı yer sıcacıktı.