Masal Odası
Hayvan Masalları

Arı Zuzu ve Dostluk Feneri: Gizli Koruluk

Zuzu çiçekler arasında şarkı söylemek, arkadaşı Neri ise gölgede resim yapmak ister. Buldukları küçük fener, birlikte rahat edecekleri bir yer ararken onlara eşlik eder.

5-8 yaş 11 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Arı Zuzu ve Dostluk Feneri: Gizli Koruluk
Tarayıcı seslendirmesi Arı Zuzu ve Dostluk Feneri: Gizli Koruluk
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Arı Zuzu, sarı bir çiçeğin yaprağında biriken çiğ damlasını anteninin ucuyla dürttü. Damla titredi, yuvarlandı ve alttaki yaprağa usulca kondu. Zuzu onun ardından eğilip baktı. Gizli Koruluk’un çimenleri hâlâ sabah serinliğindeydi. Az ötede arı arkadaşı Neri, iki yaprağın arasına oturmuş, düşen damlanın çıkardığı küçücük sesi dinliyordu.

Zuzu kanatlarını bir kez açıp kapadı. Kovanın sabah işlerini bitirmişlerdi. Şimdi birlikte geçirecekleri boş bir vakitleri vardı. Zuzu, koruluğun ortasındaki çiçekli açıklığa bakıyordu. Orada ince saplı çiçekler sallanıyor, yaprakları birbirine değdikçe hafifçe hışırdıyordu. Neri ise büyük ağacın altındaki serin köşeye bakıyordu. Toprağa küçük dal parçalarıyla resimler çizmeyi seviyordu.

Zuzu bir çiçekten ötekine geçerken küçük halkalar çizerek uçardı. Neri düz yolu sever, bir yaprağa konduğunda etrafına uzun uzun bakardı. Birlikte dolaşırken bazen Zuzu geri dönüp Neri’nin bulduğu şekillere bakar, bazen Neri başını kaldırıp Zuzu’nun kanatlarıyla çizdiği halkaları izlerdi. O sabah da birbirlerini bekleyerek dinlenme taşına geldiler.

Zuzu taşın yanından geçerken, dibindeki yosunların arasında yumuşak bir ışık gördü. İkisi de eğilip baktı. Işık bir görünüyor, bir yaprağın arkasında kayboluyordu. Zuzu yaklaşıp yosuna dokundu. Neri de yanına kondu. Birlikte geniş yaprağı kaldırınca, altından bezelye tanesi kadar bir fener çıktı.

Fenerin gövdesi kuru bir çiçek çanağından yapılmıştı. İki yanında, açılıp kapanabilen ince yapraklar vardı. Üstündeki kulp, kıvrılmış bir ot sapına benziyordu. İçinde ise altın rengi bir ışık tanesi duruyordu. Ne ateşi vardı ne dumanı. Zuzu feneri avuçlarına aldığında yalnızca serin, pürüzsüz yüzeyini hissetti.

Dinlenme taşı, korulukta herkesin kullandığı eşyaların bırakıldığı yerdi. Bazen buraya boş bir ceviz kabuğu, bazen düzgün bir dal gelirdi. Bir şeye ihtiyacı olan onu alır, işi bitince geri getirirdi. Fener de yosunun üzerinde, kullanılmayı bekler gibi duruyordu.

“Bununla çiçeklerin arasında dolaşabiliriz,” dedi Zuzu. “Işığı sarı yapraklara vurunca her yer pırıl pırıl olur. Sana yeni bulduğum vızıltılı ezgiyi de söylerim.”

Neri fenerin bir yaprağını usulca açtı. Işık, taşın üzerinde yuvarlak bir leke yaptı.

“Ben onu ağacın altına götürmek isterim,” dedi. “Dal parçalarıyla resimler yapıp onları aydınlatırız. Orası sessiz.”

Zuzu’nun kanatları yavaşladı. O, çiçeklerin arasında kıpır kıpır bir oyun düşünmüştü. Ağacın altında oturunca içindeki ezgi nereye gidecekti? Neri de açıklığa baktı. Çiçekler güzeldi ama orada yapraklar hep sallanıyor, bir sürü ses birbirine karışıyordu. Bugün daha sakin bir yerde olmak istiyordu.

“Ama ben çiçeklere gitmek istiyorum,” dedi Zuzu.

“Ben de gölgede kalmak istiyorum,” dedi Neri.

Fener ikisinin arasında duruyordu. Zuzu kulpu çiçeklere doğru çevirdi. Neri gözlerini ağaca çevirdi. Sonra ikisi de sustu. İkisi de arkadaşından ayrı oynamak istemiyordu.

Zuzu feneri yeniden taşın üzerine bıraktı. Yanına otururken bacaklarına bir çiçek tozu yapıştığını gördü. Onu silkeledi, sonra Neri’ye döndü.

“Çiçekli yerde seni en çok ne rahatsız ediyor?” diye sordu.

“Rüzgârda sallanan sapların arasında durmak beni yoruyor,” dedi Neri. “Bir de bütün sesler üst üste geliyor. Senin ezgini duymak isterim ama daha sakin bir yerde.”

Neri de Zuzu’ya yaklaştı.

“Sen çiçeklerin hangi yanını seviyorsun?”

“Işığın yaprakların üstünde gezinmesini,” dedi Zuzu. “Bir de ezgimi sana söylerken biraz hareket etmek istiyorum. Ağacın altı çok karanlık olursa çiçeklerin renklerini göremeyiz.”

Neri başını salladı. Sonra fenerin iki yanındaki yapraklara baktı. Birini açtı, ötekini kapattı. Işık bu kez yalnızca Zuzu’nun önüne düştü.

Zuzu, arkadaşının elindeki yaprağın gölgesini izledi. Taşın bir yanı aydınlık, öbür yanı gölgeydi.

“Çiçeklerle gölgenin yan yana olduğu bir yer bulabilir miyiz?” diye sordu.

Birlikte etrafa baktılar. Büyük ağacın en alçak dalı, çiçekli açıklığın kenarına kadar uzanıyordu. Dalın altında gölge vardı. Hemen yanında ise üç sarı çiçek açmıştı.

“Şu dala yakın yer nasıl?” diye sordu Zuzu. “Ben çiçeklerin yanında durabilirim.”

“Ben de geniş yaprağın altına otururum,” dedi Neri. “Rüzgâr oraya pek gelmiyor.”

Zuzu kuru bir yaprak aldı. Üzerine ince bir sapla ağacı, çiçekleri ve aradaki boşluğu çizdi. Çizdiği ağaç biraz mantara benziyordu. Neri gülümsedi, yaprağın kenarına minicik bir güneş ekledi.

Planlarını resmin üzerinde gösterdiler. Fener, ikisinin de görebileceği düz kökün üzerinde duracaktı. Önce Zuzu ezgisini söyleyecek, sonra Neri dal parçalarıyla resim yapacaktı. Ses fazla gelirse Zuzu yavaşlayacaktı. Işık gözlerine vurursa fenerin yaprağını çevireceklerdi. Oturdukları yer rahat olmazsa da birlikte biraz yana kayacaklardı.

“Feneri buraya geri getirmeyi de unutmayalım,” dedi Neri.

Zuzu çizdiği resimdeki taşın yanına bir nokta koydu.

“Bu da fenerin dönüş yeri olsun.”

Küçük resmi taşın altında sıkıştırdılar. Sonra Zuzu feneri taşıdı, Neri de resim yapmak için bulduğu ince dal parçalarını aldı. Yan yana, çimenlerin hemen üzerinden uçtular.

Seçtikleri yere vardıklarında çiçeklerin kokusu hâlâ duyuluyordu. Ama ağacın dalı, rüzgârı yumuşatıyordu. Geniş bir yaprağın altında iki arının rahatça oturabileceği bir boşluk vardı. Hemen önündeki kök de düz ve kuruydu. Neri dal parçalarını yere bıraktı. Zuzu feneri kökün ortasına koydu.

Zuzu önce çiçeklerin yanına, sonra Neri’nin oturacağı yaprağa kondu. Arada yalnızca kısa bir mesafe vardı. Birbirlerini rahatça görebiliyorlardı. Neri de çiçeklere kadar gidip geri döndü. Ayağının altındaki kök sağlamdı, yaprak başının üstünde sallansa da kendisine değmiyordu. İkisi de oturacakları yeri seçince, Zuzu çiçeklerden düşmüş sarı bir yaprağı kendi köşesine serdi.

İlk başta ışık tam Neri’nin yüzüne vurdu. Neri gözlerini kıstı.

“Biraz çevirir miyiz?”

Zuzu hemen fenerin bir yanını kapattı. Bu kez ışığın çoğu kökün öbür tarafına gitti. Neri öteki yaprağı azıcık açtı. Sarı çiçekler aydınlandı, oturdukları yer yumuşak bir gölgede kaldı.

Zuzu bir çiçeğin önüne kondu. Kanatlarını açıp neşeli ezgisine başladı. İlk vızıltısı düşündüğünden yüksek çıktı. Neri başını hafifçe geri çekti. Zuzu durdu.

“Böyle çok mu oldu?”

“Biraz,” dedi Neri. “Ama ezgiyi duymak istiyorum.”

Zuzu bu kez çiçeğin sallanışına bakarak daha yavaş söyledi. Sesi yaprakların hışırtısına karıştı, onu bastırmadı.

Neri dinlerken önündeki iki dal parçasını birbirine değdirdi. Tık, tık. Zuzu ezgisine bu minik sesleri de kattı. Sonunda uzun bir vız yerine kısa, yuvarlak bir ses çıkardı. Neri gülmeye başladı.

“Bu ses, sabah yuvarlanan çiğ damlası gibi!”

Zuzu da güldü. Bir kez daha yaptı. Sonra ezgisini bitirip arkadaşının yanına kondu.

Şimdi sıra Neri’nin resmindeydi. Neri, dallardan bir yuvarlak yapmaya çalıştı. Ama düz çubuklar bir türlü yuvarlak olmuyordu. Zuzu, kenarda duran kıvrık bir ot sapını gösterdi.

“Bunu kullanmak ister misin?”

Neri sapı dikkatlice büküp toprağın üstüne koydu. Etrafına iki küçük yaprak yerleştirdi. Ortaya kocaman kulaklı, minicik gövdeli bir tavşan çıktı.

Zuzu tavşanın bir kulağının ötekinden uzun olduğunu fark etti.

“Bu kulağı ezgiyi, öteki kulağı da sessizliği dinliyor galiba,” dedi.

Neri uzun kulağın ucuna bir çiçek yaprağı koydu.

“Bu da şapkası.”

Birlikte resme bakarken fenerin ışığı, dal parçalarının arkasına ince gölgeler düşürdü. Tavşanın toprağın üzerinde bir de gölgeden arkadaşı olmuştu.

Zuzu feneri biraz kaldırınca gölge uzadı. Neri şaşkınlıkla eğildi.

“Bir daha yapar mısın?”

Zuzu feneri kökün hemen üzerinde tuttu, sonra yavaşça indirdi. Tavşanın gölgesi uzayıp kısaldı. Neri bir yaprağı yana çevirdi. Gölgede tavşan sanki kulağını oynatıyordu. İkisi de onu izlerken bir süre hiç konuşmadı. Zuzu’nun aklındaki hareketli oyun, Neri’nin sessiz resminin içine kendiliğinden girivermişti.

Bir bulut güneşin önünden geçince çiçeklerin rengi biraz soldu. Fenerin ışığıysa aynı yumuşaklıkla kaldı. Neri, tavşanın yanına küçük bir taş koydu. Taşın gölgesi bir tepeye benzedi. Zuzu kıvrık bir yaprağı tepenin arkasına yerleştirdi. Şimdi gölgede tavşanın oturabileceği bir ağaç da vardı. Birlikte yaptıkları resim, kökün üzerine uzanan küçücük bir bahçeye dönüşmüştü.

Biraz sonra çiçeklerin gölgeleri kökün üzerine düştü. Zuzu yeniden açıklığa baktı. Sarı yaprakların arasından uçmak hâlâ hoşuna gidiyordu.

“Şu üç çiçeğin çevresinde bir tur atacağım,” dedi. “Sen burada rahat mısın?”

Neri başını salladı.

“Rahatım. Ben de tavşanın yanına bir çiçek yapacağım. Döndüğünde bakarsın.”

Zuzu feneri köke bıraktı. Üç çiçeğin çevresinde usulca döndü. Neri başını kaldırıp ona el salladı.

Zuzu geri geldiğinde resimdeki tavşanın yanında bir çiçek değil, kocaman bir güneş vardı. Neri, çiçeğin sapını koyacak yer bulamayınca fikrini değiştirmişti. Zuzu güneşin bir yanına iki minik kanat ekledi.

“Bu güneş uçabiliyor!”

Neri de altına ince bir dal yerleştirdi.

“Yorulunca buraya konar.”

Zuzu arkadaşının yanına iyice yerleşti. Yaprakların arasından gelen ışığı izlediler. Bu kez ikisinin de bir yere yetişmesi gerekmiyordu.

Koruluğun üstündeki ışık değişmeye başladığında feneri geri götürmek için hazırlandılar. Dal parçalarını toprağın kenarına bıraktılar; yaptıkları resim orada kalabilirdi. Neri fenerin yapraklarını kapatırken gövdesindeki iki küçük çizgiyi gördü. Çizgiler, yan yana duran iki kanada benziyordu.

“Buna bir ad verelim mi?” diye sordu.

Zuzu, fenerin aydınlattığı çiçeklere, sonra gölgeli yere baktı.

“Dostluk Feneri olsun.”

Neri kulpu tuttu.

“Olur.”

Dinlenme taşına döndüklerinde feneri yine yosunun üzerine yerleştirdiler. Zuzu, çizdikleri küçük planı taşın altından çıkardı. Yaprağın bir köşesi kıvrılmış, güneşin ışınlarından biri silinmişti. Yine de ağaç, çiçekler ve aradaki yer duruyordu.

“Ağacımız hâlâ mantara benziyor,” dedi Neri.

“Güzel,” dedi Zuzu. “Bu kadar büyük bir mantarın gölgesi de kocaman olurdu!”

Neri gülerken Zuzu yaprağı katlayıp taşın altına yerleştirdi.

Sonra yan yana havalandılar. Neri alçak sesle Zuzu’nun ezgisinin ilk sesini çıkardı. Zuzu da onun dal parçalarıyla yaptığı gibi iki kez hafifçe vızıldadı. Arkalarında, yosunların arasındaki Dostluk Feneri sakin sakin parlıyordu. Büyük ağacın altında da bir kulağı uzun tavşan resmiyle kanatlı bir güneş, sarı çiçeklerin gölgesinde yan yana duruyordu.