Tilki Lina ve İlk Çiçeğin Haberi
Tilki Lina, Yıldız Bahçesi’nin ilk çiçeğini bulur. Minicik çiçeği yerinde bırakırken güzel haberini bütün arkadaşlarına ulaştırmanın yolunu düşünür.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Tilki Lina, Yıldız Bahçesi’nin taş yolunda yürürken burnunu ılık güneşe uzattı. Dut ağacının dallarından son yağmurun damlaları süzülüyordu. Çitin üstündeki iki serçe, gagalarını sırayla tüylerine sokuyordu. Lina’nın kuyruğu adımlarına uyarak sağa sola sallanıyordu. Taşların arasından yeni çıkan otlar, patilerine yumuşacık dokunuyordu.
Dut ağacının altında yuvarlak bir masa, masanın yanında da alçak bir tahta levha vardı. Bahçedeki hayvanlar buldukları güzel şeylerin haberini buraya bırakırdı. Levhada geçen sonbahardan kalma bir ceviz resmi duruyordu. Lina resmin üstüne konmuş kuru yaprağı kaldırdı. Sonra çalıların yanından geçen kıvrımlı yola döndü.
Çalının dibinde açık mor bir nokta gördü. Önce onu rüzgârın getirdiği bir kâğıt parçası sandı. Biraz eğilince noktanın incecik bir sap üzerinde durduğunu fark etti. Mor taç yapraklarının ortasında sarı bir benek vardı. Yanındaki iki yeşil tomurcuk henüz açılmamıştı.
Lina patilerini taşların üzerinde tutarak başını yana eğdi.
“Merhaba,” diye fısıldadı. “Sen açmışsın!”
Dün buradan geçtiğinde yalnızca yeşil yapraklar görmüştü. Şimdi bahçenin ilk çiçeği önünde duruyordu. Lina’nın kulakları sevinçle dikildi. Bu haberi Sincap Seli, Kirpi Toma ve bahçeye uğrayan bütün dostları duymalıydı.
Yuvarlak masayı düşündü. Çiçek orada olsa herkes onu kolayca görebilirdi. Seli her sabah masanın örtüsünü serer, Toma da minderleri yerleştirirdi. Gün boyunca biri gelir, biri giderdi. Lina çiçeği masanın ortasındaki küçük kaba koyduğunu hayal etti. Mor rengi, açık renk örtünün üzerinde ne güzel görünürdü.
Patisini uzatacakken durdu. İncecik sapın toprağa bağlı olduğu yere baktı. Hemen yanında yeni yapraklar vardı; onların üzerinde de su damlaları parlıyordu. Lina patisini geri çekti. Çiçeğin bu köşede, tomurcukların yanında kalmasını istiyordu. Onu bulduğu yere bakınca içi sıcacık oluyordu.
“Seni götürmesem,” diye mırıldandı, “haberini nasıl götürürüm?”
Yolun kenarındaki düz taşa oturdu. Bir süre yalnızca çiçeğe baktı. Bazı arkadaşları bahçeye öğleden sonra gelecekti. Lina yanında olmasa da görebilecekleri bir haber bırakmak istiyordu. Çiçeğin rengi, biçimi ve yeri bu haberin içinde olmalıydı.
Tam o sırada Kaplumbağa Nela göründü. Sırtındaki küçük bez çantada bahçe defteriyle boya kalemleri vardı. Nela, hangi köşeye ne ektiğini bu deftere çizerdi. Lina onunla daha önce de tohum ekmiş, filizlerin çıkmasını birlikte beklemişti. Nela yanına yaklaşınca Lina oturduğu taşta biraz yer açtı.
“İlk çiçeği buldum,” dedi Lina. “Onu masaya götürmek istedim. Sonra burada kalmasını istediğimi fark ettim. Herkese gösterebileceğim bir haber hazırlamak istiyorum. Birlikte düşünür müyüz?”
Nela önce çiçeğe, sonra Lina’ya baktı.
“Düşünürüz. Arkadaşların en çok nelerini görsün istersin?”
Lina cevap vermeden önce biraz daha eğildi. Mor yaprakların hepsi aynı büyüklükte değildi. Birinin ucu hafifçe kıvrılmıştı. Sarı benek de uzaktan göründüğü kadar yuvarlak değildi.
“Şu rengi görsünler. Bir de ne kadar küçük olduğunu. Sonra isterlerse kendisini bulsunlar.”
Nela çantasını açınca defterin arasındaki boş bir kâğıt göründü. Lina’nın aklına bir fikir geldi.
“Resmini yapabilirim! Çiçek burada kalır, resmi masaya gider.”
Nela kâğıdı çıkardı. Eski bir tohum kesesinden kalan kâğıdın bir yüzü tertemizdi. Yanına da mor, sarı ve yeşil boya kalemlerini koydu.
Lina kâğıdı düz taşın üzerine serdi. Önce ince bir sap, sonra da sapın iki yanına yapraklar çizdi. Çiçeğin başına gelince kalemi durdurdu. Önündeki çiçek tabağa benzeyen kocaman bir yuvarlak değildi. Lina mor çizgilerini kısa tuttu. Ortaya da küçük bir sarı benek koydu.
Kâğıdın pütürlü yerlerinde mor boya biraz açık, düz yerlerinde daha koyu çıkıyordu. Nela kâğıdın bir köşesini tutarken Lina öbür köşesini patisinin altına aldı. Taşın üzerine yan yana düşen gölgeleri, resmin çevresinde yumuşak bir çerçeve gibi duruyordu.
Lina resmine yeniden baktığında gülümsedi. Çiçeğin kıvrık yaprağını unutmamıştı. Altına iki kapalı tomurcuk ekledi. Sonra Nela’ya gösterdi.
“Böyle olunca ona benziyor.”
Nela başını salladı. “Şu kıvrılmış yaprağı hemen tanıdım.”
Lina çiçeğe bakıp resmine küçücük bir çizgi daha ekledi. Şimdi çizimdeki yaprak da aşağı doğru eğiliyordu.
Kâğıdın üstüne ne yazacağını birlikte düşündüler. Lina, “İlk Çiçeğin Haberi” yazmak istedi. Nela başlığı yazarken Lina harflerin yanına minicik bir güneş çizdi. Yazının altındaki mor çiçek sanki kâğıttan onlara bakıyordu. Lina haberi kucağına aldı, ama hemen kalkmadı. Hâlâ eklemek istediği bir şey vardı.
“Resme bakan biri çiçeği ararsa,” dedi, “hangi yola gideceğini de bilsin.”
Taş yolun çalının arkasında nasıl kıvrıldığını hatırladı. Masadan buraya gelirken önce dut ağacını, sonra yassı beyaz taşı geçiyordu. Çiçek de iki büyük yaprağın arasında, yolun hemen yanındaydı. Bunları küçük bir resimle gösterebilirdi.
Kâğıdın altına bir masa çizdi. Yanına kalın gövdeli dut ağacını, biraz ilerisine de yassı beyaz taşı ekledi. Aralarından kıvrılan yolu tek bir çizgiyle gösterdi. Yolun sonuna küçük bir mor nokta koydu. Sonra parmağını çizgide gezdirdi.
“Masadan çıkıyorum. Dut ağacını geçiyorum. İşte beyaz taş... Şimdi de çiçek!”
Nela gerçek yola baktı. Çizim, yürüdükleri yolu gösteriyordu.
“Ben de bunu izleyerek bulabilirim,” dedi.
Lina’nın yüzü aydınlandı. Haberini götürmek için çiçeği koparmasına, toprağın içine basmasına gerek kalmamıştı. Kâğıdı iki patisiyle kenarlarından tuttu. Nela da kalemleri topladı. Birlikte masaya dönerken Lina, arkasında kalan mor noktaya son bir kez baktı.
Seli masanın üzerine örtüyü yeni sermişti. Toma ise bir minderi düzeltiyordu. Lina, kâğıdı örtünün boş kalan yerine bıraktı. Kâğıdın mor çiçeği, açık renk örtünün üzerinde uzaktan bile seçiliyordu.
“İlk çiçeği buldum!” dedi. “Bakın, haberi burada.”
Seli örtünün ucunu bırakıp yaklaştı. Toma da alçak taburesine oturdu.
“Çiçeği getirmedin mi?” diye sordu Seli.
“Onu tomurcukların yanında bıraktım,” dedi Lina. “Size resmini getirdim. İsterseniz gidip kendisini de görebiliriz.”
Seli kâğıdın üstüne eğildi. “Sarı yeri, bir ekmek kırıntısı kadar küçük görünüyor.”
“Gerçekte de çok küçük,” dedi Lina. “Yaklaşınca fark ediliyor.”
Toma önce çiçeğin resmine, sonra alttaki yola baktı.
“Bu, yanından geçerken oturduğum beyaz taş mı?”
Lina başını salladı.
“Oradan azıcık ileride. Çalının dibine değil, iki geniş yaprağın arasına bakmalısın.”
Toma parmağıyla mor noktayı gösterdi. “O zaman ben de bulabilirim.”
“Birlikte bakalım mı?” dedi Lina.
Gitmeden önce haberi levhaya asmak istediler. Nela levhanın kenarındaki tahta mandalı uzattı. Lina kâğıdı, Toma’nın da rahatça görebildiği alt köşeye tutturdu. Seli de kâğıdın kıvrılan kenarını düzeltti. Resim böylece açıkta kaldı; gelip geçenler hem çiçeği hem yolu görebilecekti.
Sonra hep birlikte taş yola çıktılar. Lina önden yürüdü, ama konuşmak için sık sık dönüp arkadaşlarına baktı. Dut ağacının gölgesini geçtiler. Beyaz taşın yanında biraz yavaşladılar. Toma kısa adımlarla yürüyordu. Lina onun yanına geçince Seli de durup kuyruk ucuna konan bir ot parçasını aldı.
Yolun kıvrıldığı yerde çalının gölgesi taşların üzerine düşüyordu. Seli durup geriye baktı. Dut ağacının kalın gövdesi buradan da görünüyordu.
“Resimdeki yol tam buraya geliyormuş,” dedi.
Toma da beyaz taşın kıyısındaki minik yosunlara baktı. Onlar sabah güneşinde yumuşacık yeşil yastıklara benziyordu.
“İşte burası,” dedi Lina.
Üçü de taşların üzerinde yan yana durdu. Çiçek ilk bakışta yine yaprakların arasında kayboluyor gibiydi. Lina patisiyle toprağa uzanmadı; yalnızca başını biraz eğip baktığı yeri gösterdi. Seli de eğilince mor yaprakları gördü. Toma ise alçaktan baktığı için sarı beneği hemen fark etti.
“Resmindeki kıvrık yaprak buymuş,” dedi Seli.
“Evet,” dedi Lina. “Bak, ucu aşağı bakıyor.”
Toma burnunu hafifçe oynattı. “Kokusu var mı?”
Lina havayı kokladı. “Ben daha çok toprağın kokusunu duyuyorum.”
Bir süre konuşmadan baktılar. Serçeler çitte yer değiştirdi. Güneş bulutun kenarından çıkınca çiçeğin moru biraz daha açık göründü. Bir uğur böceği geniş yaprağın ucuna yürüdü, orada durdu. Çiçek kâğıttaki resmi kadar sessizdi, ama çevresindeki bahçede her şey usul usul kıpırdıyordu.
Toma, “Ben tomurcukları da sevdim,” dedi. “Yan yana duran küçük ceplere benziyorlar.”
Seli gülümsedi. “Biri açıldığında ona da bakarım.”
Lina çiçeği arkadaşlarının gözünden yeniden gördü. Seli kıvrık yaprağı fark etmişti, Toma tomurcukları. Resmini yaparken dikkat ettiği küçücük şeyler şimdi aralarında dolaşan bir sohbete dönüşmüştü.
Masaya döndüklerinde Nela örtünün üzerine elma dilimleri koyuyordu. Lina yanındaki mindere oturdu.
“Resim işe yaradı,” dedi. “Toma yolu hemen tanıdı.”
Nela elma tabağını ona doğru uzattı. “Yolu sen dikkatle çizdin.”
Lina bir dilim aldı. Yanlarında oturan arkadaşları hâlâ mor çiçekten söz ediyordu.
O gün bahçeye gelenler levhanın önünde durdu. Kimi resme bakıp gülümsedi, kimi kıvrımlı yolu izleyerek beyaz taşın yanına gitti. Lina herkese yeniden uzun uzun anlatmak zorunda kalmadan haberini paylaşabiliyordu. İsteyene sarı beneği tarif etti; sonra masada Seli’nin yanına oturup başka bir kâğıdın kenarına yapraklar çizdi.
Öğleden sonra ışık yumuşadığında Lina kalemleri Nela’nın çantasına geri koydu. Levhadaki resmin kenarı hafifçe kıpırdıyordu. Mandal onu sıkıca tutuyordu. Lina çizdiği küçük çiçeğe gülümsedi, sonra gerçek çiçeğin olduğu köşeye baktı. Beyaz taşın yanına kadar bir kez daha yürümek istedi.
Taşın yanında durunca çiçeği hemen buldu. Mor yapraklar açıktı, tomurcuklar da yanındaydı. Lina çömelip bir süre seyretti.
“Haberi herkes gördü,” diye fısıldadı.
Sonra kalkıp dut ağacına doğru yürüdü. Arkasında çiçek kendi toprağında kalmıştı. Önünde arkadaşlarının oturduğu masa, masanın yanında da güneşte parlayan küçük bir resim vardı.