Masal Odası
Eğitici Masallar

Sincap Mino ve Tanışma Uçurtması

Sincap Mino, Fısıldayan Çayır’da gördüğü yeni arkadaşına nasıl merhaba diyeceğini düşünür. Birkaç renkli kalem ve birlikte süslenen bir uçurtma, sohbetlerine eşlik eder.

4-6 yaş 11 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Sincap Mino ve Tanışma Uçurtması
Tarayıcı seslendirmesi Sincap Mino ve Tanışma Uçurtması
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Sincap Mino, Fısıldayan Çayır’ın ortasındaki yoncaların yanına sarı bir uçurtma serdi. Uçurtmanın bir köşesi gökyüzü gibi maviydi. İnce otlar rüzgârla eğiliyor, sonra yeniden doğruluyordu. Mino, uçurtmanın kuyruğundaki tek kâğıdı düzeltti. Üzerinde kahverengi bir fındık resmi vardı.

Mino, uçurtmasına Tanışma Uçurtması adını koymuştu. Sepetindeki beyaz kâğıtları da kuyruğuna eklemek için getirmişti. Çayıra gelen biri isterse onlardan birini süsleyebilirdi. Sepette renkli kalemler, yumuşak kurdeleler ve yere sermek için mavi bir örtü vardı.

Mino ip makarasını sepetin yanına koyarken çayırın öbür ucunda bir kirpi gördü. Kirpi, düz bir taşın yanında oturuyordu. Önünde iki yaprak vardı. Birini çevirip inceliyor, sonra ince bir dalla toprağın üzerine bir şekil çiziyordu. Çizdiği şekle bakınca gülümsedi.

Mino onunla konuşmak istedi. Bir adım attı, sonra durdu. Acaba önce uçurtmasını mı göstermeliydi? Yoksa rüzgârdan mı söz etmeliydi? Aklında birkaç cümle dolaştı. Hepsi bir araya gelince biraz karıştı. Mino kuyruğunun ucunu düzelterek yeniden kirpiye baktı.

Çok uzun bir şey söylemesi gerekmiyordu. Söylemek istediği ilk söz zaten belliydi. Uçurtmasını çimlerin üzerinde bıraktı. Kirpinin çizdiği şekle basmadan yanına yaklaştı. Kirpi başını kaldırınca Mino hafifçe el salladı.

“Merhaba. Ben Mino.”

Kirpi, elindeki dalı yere bıraktı.

“Merhaba. Ben de Lopi.”

Mino, taşın yanındaki boş yeri gösterdi.

“Buraya oturabilir miyim?”

“Olur. Şu tarafta otlar daha yumuşak.”

Mino oturunca yan yana duran yaprakları gördü. Biri uzun, öteki yuvarlaktı. Toprağa çizilmiş şeklin de yuvarlak yaprağa benzediğini fark etti. Lopi bir şey söylemeden dalını yeniden aldı ve çizdiği yaprağın ortasına ince bir çizgi ekledi. Mino, çizgi bitene kadar bekledi.

“Şurada bir uçurtmam var,” dedi sonra. “Birlikte uçurmak ister misin? Çayırın ortasında geniş bir yer var.”

Lopi sarı uçurtmaya baktı. Ardından önündeki yaprakları gösterdi.

“Şimdi biraz oturmak istiyorum,” dedi. “Buraya kadar yürüdüm. Bir de bu yaprakları çizmeyi deniyorum. İstersen sen de bakabilirsin.”

Mino’nun aklındaki oyun, uçurtmayla çayırda dolaşmaktı. Ama Lopi’nin istediği başkaydı.

Mino, yaprağın kenarındaki minicik kıvrımlara baktı. Sonra sepetindeki boş kâğıtları hatırladı.

“Uçurtmam için boş kâğıtlar getirdim,” dedi. “İstersen burada kuyruğunu birlikte süsleyelim. Oturarak yapabiliriz.”

Lopi’nin yüzü aydınlandı.

“Yaprak da çizebilir miyiz?”

“Çizebiliriz.”

Mino sepetini ve uçurtmayı getirdi. Mavi örtüyü taşın yanına serdiler. Lopi, önündeki yaprakları örtünün bir köşesine koydu. Mino kalemleri ortaya bıraktı. Uçurtmanın ipi makarada kaldı. Sarı uçurtmayı da örtünün hemen yanına yerleştirdiler.

“Kuyruğundaki fındığı ben çizdim,” dedi Mino.

Lopi küçük resme yakından baktı.

“Ben önce minik bir tepe sandım.”

Mino kendi çizdiği fındığa yeniden baktı. Gerçekten de bir tepeye benziyordu. İkisi de hafifçe güldü. Mino fındığa kısa bir sap ekledi.

“Şimdi de şapkalı bir tepe oldu,” dedi Lopi.

“Ben böyle bir tepede oturmak isterdim,” diye karşılık verdi Mino.

Lopi yuvarlak yaprağı eline aldı.

“Ben de şunun altında otururdum. Kocaman bir şemsiye gibi.”

Mino, boş kâğıtlardan birini Lopi’nin önüne çekti. Lopi yeşil kalemi aldı, ama hemen çizmeye başlamadı. Yaprağı bir sağa, bir sola çevirdi.

“Hangisi üst tarafı olsun?” diye sordu.

Mino kâğıda baktı.

“Sen nasıl görmek istersen öyle olabilir.”

Lopi yaprağın sapını aşağıya getirdi. Yavaşça yuvarlak bir çizgi çizdi. Çizginin bir yanı geniş, öteki yanı dar oldu. Sonra ortasına uzun bir çizgi ekledi. Mino, Lopi’nin rahatça çizebilmesi için kâğıdın ucunu tuttu. Kâğıt örtünün üzerinde artık kıpırdamıyordu.

Mino yanındaki başka bir parçaya iki fındık çizdi. Birini büyük, ötekini küçük yaptı. Lopi çizimini bitirince ona baktı.

“Bunlar nereye gidiyor?” diye sordu.

Mino kıkırdadı.

“Fındıklar yürür mü?”

“Bunlar yürüyebilir. Altlarında küçücük ayakları var gibi.”

Mino kalemin ucuyla iki minik nokta ekledi.

“Öyleyse çayıra gidiyorlar.”

“Yaprağın gölgesine uğrasınlar,” dedi Lopi.

Mino, fındıkların yanına yeşil bir nokta koydu. Kâğıtların üzerinde, ikisinin de bildiği küçücük bir oyun başlamıştı.

Bir süre kalemlerin hafif sesi duyuldu. Mino başka ne söyleyeceğini aramadı. Lopi de sessizliği hemen doldurmadı. Yan yana oturup çizmek hoştu. Arada bir rüzgâr, örtünün kenarını kaldırıyordu. Lopi yuvarlak taşı kenara koydu. Mino da sepetini öbür köşeye çekti.

“Sen çayırda en çok neye bakarsın?” diye sordu Lopi.

Mino başını yukarı kaldırdı.

“Bulutlara. Şu bulut bana bir fındığı hatırlattı.”

Lopi de gökyüzüne baktı.

“Bana da yaprağı hatırlattı.”

Mino buluta bir daha baktı.

“Bir yanı yaprak, bir yanı fındık olabilir.”

Lopi beyaz bir kâğıt parçasını ortaya koydu.

“O zaman buna ikisini de çizelim mi?”

Mino başını salladı. Kâğıdın bir yanına küçük bir fındık yaptı. Lopi öbür yana bir yaprak ekledi. Ortada kalan yere birlikte yumuşak, yuvarlak bir bulut çizdiler.

Sıra kâğıtları uçurtmanın kuyruğuna yerleştirmeye geldiğinde Mino fındıkları yan yana koydu. Lopi yapraklı parçaları elinde tuttu.

“Bir fındık, bir yaprak olsa nasıl görünür?” diye sordu.

Mino yer açtı. Lopi kendi kâğıdını araya bıraktı. Sonra ikisi de biraz geriye çekilip baktı.

Kuyrukta kahverengi fındıklar, yeşil yapraklar ve ortası bulutlu bir resim vardı. Resimlerin hepsi aynı boyda değildi. Bazıları biraz yana eğiliyordu. Mino, kuyruğu çimlerin üzerine uzatınca resimler kıvrıla kıvrıla ilerleyen küçük bir yola benzedi.

“Böylesi hoşuma gitti,” dedi Mino.

“Benim de,” dedi Lopi. “İkimizin resimleri de görünüyor.”

Mino kâğıtları tuttu. Lopi onları yumuşak kurdelelerle kuyruğa bağladı. Sonra yer değiştirdiler. Lopi tuttu, Mino bağladı. En uçtaki boş parçaya da birlikte bir papatya çizdiler.

Lopi sarı uçurtmanın mavi köşesine dokundu.

“Adı var mı?” diye sordu.

“Tanışma Uçurtması,” dedi Mino.

“Bu adı nasıl buldun?”

Mino kuyruğun başındaki tek fındığı gösterdi.

“Buraya gelirken birinin benimle resim yapmasını düşündüm. Sonra belki konuşuruz diye düşündüm. Ona bu yüzden bu adı koydum.”

“Ama önce uçuralım dedin,” dedi Lopi.

Mino gülümsedi.

“Evet. Seni görünce aklımdaki sözler yer değiştirdi galiba.”

Lopi de gülümsedi.

“Ben sarı uçurtmayı görünce merak etmiştim. Ama senin meşgul olduğunu sanıp yapraklarıma baktım.”

Mino, Lopi’nin toprağa çizdiği ilk yaprağa döndü. Yanına oturdukları yerden hâlâ görünüyordu.

“İyi ki yanına geldim,” dedi.

Lopi yeşil kalemi sepetin kenarına koydu.

“Ben de yanımda oturmana sevindim.”

İkisinin arasından küçücük bir rüzgâr geçti.

Uçurtmanın yeni kuyruğu hafifçe kımıldadı. Kâğıt yaprak, kâğıt fındığa dokundu. Hışır hışır bir ses çıktı. Lopi başını yana eğip dinledi.

“Galiba resimlerimiz konuşuyor,” dedi.

Mino kıkırdadı.

“Önce hangisi merhaba dedi acaba?”

Lopi ayağa kalktı, çayırın açık bölümüne baktı.

“Şimdi uçurtmayı denemek isterim,” dedi. “Ama koşmadan. Yavaş yürüyebilir miyiz?”

Mino makarayı eline aldı.

“Olur. Şu düz yerde deneyelim.”

Örtüyü ve kalemleri topladılar. Yaprakları, ezilmesinler diye sepetin en üstüne koydular.

Çayırın ortasında çimenler kısaydı. Rüzgâr da aynı yönden esiyordu. Lopi uçurtmayı iki yanından tuttu. Mino birkaç adım ilerledi ve ipi kısa bıraktı.

“Hazırım,” dedi Lopi.

Mino başını çevirip ona baktı.

“Ben de.”

Lopi ellerini açınca uçurtma rüzgârla hafifçe yükseldi.

Sarı uçurtma, çiçeklerin biraz üzerinde sallandı. Mino yavaşça yürüdü. Lopi de yanında ilerledi. Kuyruktaki yapraklar dönüyor, fındıklar bir görünüp bir kayboluyordu. Birlikte çizdikleri bulutlu kâğıt ise tam ortada, küçük bir bayrak gibi kıpırdıyordu.

Lopi’nin gözleri uçurtmadaydı.

“Mavi köşe gökyüzüne karışıyor,” dedi.

Mino yukarı baktı. Uçurtmanın bir köşesi gerçekten de göğün rengine benziyordu.

“Sarı tarafı da kocaman bir çiçek gibi,” dedi.

İkisi bir süre aynı hızla yürüdü. Ne aceleleri vardı ne de yetişecekleri bir yer.

“Makarayı ben de tutabilir miyim?” diye sordu Lopi.

Mino durdu. Uçurtma alçalıp yumuşakça çimenlere kondu. Mino makarayı Lopi’ye uzattı. Bu kez uçurtmayı Mino tuttu.

Lopi birkaç adım attı. Hazır olduğunu söyleyince Mino uçurtmayı bıraktı. Kâğıt kuyruk yine havada açıldı.

Lopi’nin adımları Mino’nunkilerden biraz daha küçüktü. Mino da adımlarını küçülttü. Yan yana yürürlerken çimenlerin üzerinde uçurtmanın gölgesi belirdi. Kuyruğun gölgesi onların önünden gidiyordu.

“Bak,” dedi Lopi, “resimlerimiz bizden önce gezmeye çıktı.”

Mino gülerek gölgeyi izledi.

Rüzgâr hafifleyince birlikte durdular. Uçurtma otların üzerine indi. Lopi makarayı sepetin yanına koydu. İkisi de örtüyü yeniden serip oturdu. Mino uçurtmanın kuyruğunu dizlerinin üzerine topladı. Lopi, kıvrılmış bir kâğıdı eliyle düzeltti. Fındıkla yaprağın arasındaki bulut hâlâ ikisine de benziyordu.

“Bir dahaki sefere başka bir resim çizebiliriz,” dedi Lopi.

“Ne çizmek istersin?”

Lopi biraz düşündü.

“Belki şu düz taşı. Üzerinde benekler var.”

Mino taşı çevirdi. Daha önce benekleri görmemişti.

“Ben de taşın yanına küçücük bir çiçek çizerim,” dedi. “Ama önce yine bakarız.”

Güneş çayırın üzerine yumuşak bir ışık bırakıyordu. Lopi yapraklarını aldı. Mino kalemleri sepete yerleştirdi. Tanışma Uçurtması’nın kuyruğu artık resimlerle doluydu. Mino onu toplarken her kâğıdı dikkatle düzeltti. Lopi de uçurtmayı iki yanından tutup ona yardım etti.

Ayrılacakları yerde Mino bir şey söylemek istedi. Bu kez aklındaki cümleler birbirine karışmadı.

“Seninle resim yapmak hoşuma gitti, Lopi.”

“Benim de seninle uçurtma uçurmak hoşuma gitti, Mino.”

Lopi el salladı. Mino da sepetini öteki eline alıp karşılık verdi.

Mino çayırın kenarındaki yola girerken sarı uçurtma kolunun altında hafifçe hışırdadı. Kuyruğunda fındıklar ve yapraklar yan yana duruyordu. Ortalarındaki bulutu ikisi birlikte çizmişti. Mino arkasına baktı. Lopi de dönüp bakmıştı. Birbirlerine gülümsediler. Otlar, ikisinin arasında usulca fısıldamayı sürdürdü.