Nehir ve Sabır Tohumu: Meraklı Defter Masalı | Eğitici Masallar
Nehir, pencere önündeki küçük saksısına bir tohum eker. Hemen filizlenmesini beklerken meraklı defteri ona her gün bakmanın, beklemenin ve küçük değişiklikleri fark etmenin ne kadar güzel olduğunu gösterir.
Nehir, sabah güneşi perdeye usulca dokunurken uyandı. Mutfaktan ılık ekmek kokusu geliyordu. Annesi masaya küçük bir kase bal koymuş, babası da pencere önündeki saksıları sulamıştı.
Nehir'in en sevdiği yer, mutfağın yanındaki geniş pencereydi. Oradan karşı apartmanın balkonlarındaki çiçekleri, gökyüzünden geçen yumuşak bulutları ve sokakta ağır ağır yürüyen insanları izlerdi.
O sabah dedesi ziyarete geldi. Elinde minicik bir kese vardı.
“Bunun içinde bir sabır tohumu var,” dedi gülümseyerek.
Nehir'in gözleri büyüdü. “Sabır tohumu mu? Ekince hemen çiçek açar mı?”
Dedesi, keseyi avucuna bıraktı. “Hemen değil. Ama ona bakarsan, onu dinlersen ve her gün küçük bir şey fark edersen, sana güzel bir sürpriz hazırlar.”
Nehir tohumu dikkatle aldı. Tohum o kadar küçüktü ki, sanki avucunda uyuyan minik bir nokta gibiydi. Annesi ona küçük, kırmızı bir saksı verdi. Babası da toprağı yumuşatmasına yardım etti.
Nehir tohumu toprağa bıraktı, üstünü nazikçe örttü ve bir damla su verdi.
“Şimdi çıktı mı?” diye sordu.
Toprak sessizdi.
Nehir biraz bekledi. Sonra saksıya yaklaştı. “Peki şimdi?”
Toprak yine sessizdi.
O gün boyunca Nehir pencereye gidip geldi. Kahvaltıdan sonra baktı. Oyuncaklarını topladıktan sonra baktı. Öğle uykusundan önce baktı. Saksının üzerinde hâlâ sadece kahverengi toprak vardı.
Nehir'in içi biraz sıkıldı. “Ben ona baktım ama o bana bakmadı,” dedi alçak sesle.
Dedesi yanına oturdu. “Bazı şeyler içeriden hazırlanır. Biz dışarıdan hemen göremeyiz.”
Nehir bu sözü düşündü. İçeriden hazırlanmak nasıl bir şeydi? Hamurun kabarması gibi mi? Çayın demlenmesi gibi mi? Kışlık atkısının örülmesi gibi mi?
Akşam olunca Nehir, küçük masasına oturdu. Çekmecesinden mavi kapaklı defterini çıkardı. Defterin ilk sayfasına saksının resmini çizdi. Altına da şöyle yazdı:
“Bugün sabır tohumu toprağın içinde uyuyor.”
Ertesi sabah Nehir yine pencereye koştu. Toprakta değişiklik yoktu. Kaşları biraz birleşti. Sonra defterini açtı.
“Belki bugün ne yaptığını göremiyorum,” dedi saksıya, “ama ben seni yine çizebilirim.”
Bu kez toprağın üstündeki küçük taşları çizdi. Bir taş kalbe benziyordu. Bir diğeri de minicik bir yıldıza. Nehir çizdikçe içindeki acele yavaşladı.
Üçüncü gün, Nehir su kabını fazla doldurdu. “Çok su verirsem belki daha çabuk büyür,” diye düşündü.
Tam saksıya eğilmişti ki annesi yumuşak bir sesle, “Birlikte bakalım mı?” dedi.
Nehir durdu. Annesi parmağıyla toprağa hafifçe dokundu. “Toprak hâlâ nemli. Bugün sadece gün ışığı yeterli olabilir.”
Nehir su kabını yerine koydu. “Yani bazen yardım etmek, beklemek mi?”
Annesi gülümsedi. “Bazen evet.”
Nehir bunu defterine yazmak istedi ama harfleri tam hatırlayamadı. O da su kabının resmini çizdi ve yanına küçük bir güneş yaptı.
Dördüncü gün sabahında pencerenin önüne ince bir ışık düştü. Nehir saksıya baktığında toprağın ortasında çok küçük, yeşil bir kıvrım gördü.
“Anne! Baba! Dede!” diye seslendi. Sesi ne çok yüksek ne de telaşlıydı; sevinci mutfağın içine pırıl pırıl yayıldı.
Herkes pencerenin yanına geldi. Küçücük filiz, toprağın içinden başını uzatmıştı.
Nehir iki elini göğsünde birleştirdi. “Demek içeride hazırlanıyormuş,” dedi.
Dedesi başını salladı. “Sen de onunla birlikte hazırlanmışsın.”
Nehir o gün defterine filizin resmini çizdi. Filizin yanına kendisini de çizdi. İkisi de pencere ışığına bakıyordu.
Günler geçtikçe filiz biraz daha uzadı. Nehir her sabah saksının yanına geldi, toprağı kontrol etti, gerekiyorsa azıcık su verdi. Gerekmiyorsa sadece merhaba dedi. Defterine bazen resim çizdi, bazen tek bir kelime yazdı: “Işık”, “su”, “beklemek”, “sevinç”.
Bir hafta sonra öğretmeni sınıfta herkesin evde gözlemlediği küçük bir şeyi anlatabileceğini söyledi. Nehir defterini çantasına koydu. Sınıfta sırası gelince kırmızı saksısını değil, defterini açtı.
Arkadaşlarına ilk günkü boş toprağı, kalbe benzeyen taşı, bekleyen su kabını ve ilk yeşil filizi gösterdi.
“Ben çiçeğin hemen çıkmasını istedim,” dedi. “Sonra her gün küçük bir şey fark ettim. Beklemek biraz zor başladı ama sonra meraklı bir oyuna benzedi.”
Öğretmeni gülümsedi. “Bu, bizim sınıfımızdaki en sakin eğitici masallar gibi oldu. İçinde merak, özen ve sabır var.”
Nehir defterini kapatırken içi ılık bir çorba gibi rahatladı. Eve dönünce saksının yanına oturdu. Filiz artık iki küçük yaprak açmıştı.
“Ben seni bekledim,” dedi Nehir. “Sen de bana yavaş yavaş görünmeyi öğrettin.”
Akşam yemeğinden sonra ailece pencerenin yanına geldiler. Gökyüzü pembe ve mavi renklere boyanmıştı. Kırmızı saksı ışığın içinde duruyordu. Meraklı defter masanın üzerindeydi; sayfaları dolmuş, kalbi sakinleşmişti.
Nehir son sayfaya küçük bir resim çizdi: Bir çocuk, bir saksı ve aralarında parlayan incecik bir çizgi.
Altına da yardım alarak şu cümleyi yazdı:
“Bazı güzellikler, biz onları sevgiyle beklerken büyür.”
Sonra defterini kapattı, saksıya iyi geceler dedi ve yatağına gitti. O gece Nehir, toprağın içinde sessizce çalışan kökleri düşündü. Her şeyin acele etmeden de yolunu bulabildiğini bilmek ona huzur verdi.
Pencere önünde küçük filiz uyudu. Nehir de yumuşacık yorganının altında, sabah yeniden bakacağı şeyi bilmenin tatlı sevinciyle uykuya daldı.