Sincap Mino ve Onarılan Dostluk Köprüsü
Yıldız Bahçesi’nde acele eden Sincap Mino, arkadaşı Duru’nun yıldızlı bezini yırtar. Özür diler, Dostluk Köprüsü’ndeki küçük bir onarıma yardım eder ve Duru’nun duygularına saygı duymayı öğrenir.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Mino, Yıldız Bahçesi’ndeki alçak ahşap köprünün korkuluğuna mavi ipi bağlamak için iki patisiyle çekti. İp birden “çıt” diye koptu. Sarı yıldızlarla süslü mavi bez yere düştü; ortasındaki ince dikiş açılıp iki yana ayrıldı.
“Eyvah,” dedi Mino. “Duru’nun bezi!”
Duru, köprünün yanındaki papatya çalısının arkasından çıktı. Kirpi Duru bütün sabah bu bezi hazırlamıştı. Eski ama temiz mavi kumaşa küçük sarı yıldızlar dikmiş, kenarına da gümüş renkli bir şerit eklemişti. Akşam olunca bezi Dostluk Köprüsü’nün korkuluğuna asacaklardı. Bahçedeki çiçekler, suyun üzerindeki ışıklar ve yıldız biçimli fenerler birlikte parlayacaktı.
Mino, Duru gelmeden önce bezi daha yukarı bağlamayı düşünmüştü. “Ben daha hızlı yaparım,” diye aklından geçirmişti. Duru, “Mino, önce şu düğümü birlikte bağlayalım,” derken Mino elini uzatıp ipi çekmişti. Şimdi kopan kumaşa bakınca acele ettiği açıkça görünüyordu.
Duru bezin iki parçasını dikkatle yerden aldı. “Bunu dikmek için çok uğraşmıştım,” dedi. Sesi yüksek değildi, ama içindeki üzüntü belliydi. “Bana sormadan çekince dikişi açıldı.”
Mino’nun kuyruğu yavaşça yere indi. “Ben sadece yardım etmek istemiştim,” demek üzereydi. Sonra bu cümlenin yaptığı şeyi değiştirmeyeceğini fark etti. “Senden izin almadan ipi çektim,” dedi. “Bez yırtıldı ve seni üzdüm. Bunu ben yaptım.”
Duru bir an mavi kumaşa baktı. “Şu an konuşmak istemiyorum,” dedi. “Bezimi de hemen senin düzeltmeni istemiyorum. Biraz zaman geçsin.”
Mino başını salladı. “Tamam. Hazır olduğunda beni çağırabilirsin. Sana sormadan kumaşa dokunmayacağım.”
Duru, bez parçalarını kucağına aldı ve bahçenin çınar ağacının altındaki banka oturdu. Mino onun yanına gitmedi. İçinden yeniden konuşmak geçse de Duru’nun sessizliğine yer açtı. Bir süre köprünün başında durup suyun üzerinde yüzen üç yaprağı izledi.
Yıldız Bahçesi’nde Dostluk Köprüsü, iki çiçek tarhını birbirine bağlayan kısa bir köprüydü. Altından akan dere çok sığdı; kıyısında yuvarlak taşlar ve nane kokulu otlar vardı. Köprünün yürüyüş tahtaları sağlamdı, fakat kenardaki ince süs çıtalarından biri gevşemişti. Üzerinde oyulmuş küçük bir yıldız vardı. Yıldız tek bir ipte sallanıyor, rüzgâr estikçe tahtaya hafifçe dokunuyordu.
Mino, yıldızı düzeltmek için hemen uzanmadı. Bu kez önce Kaplumbağa Narin’i aradı. Narin, bahçenin bakımına yardım eder, hangi küçük işin nasıl güvenle yapılacağını bilirdi.
“Narin,” dedi Mino, “köprünün kenarındaki yıldız gevşemiş. Onu yerine koyabilir miyiz?”
Narin köprüyü inceledi. “Yürümek için kullanılan tahtalar sağlam,” dedi. “Gevşeyen yalnızca süs çıtası. Ben çıtayı tutarım, sen de yerde durarak bu yumuşak ipi deliklerden geçirirsin. İpi çok sıkmadan bağlayalım.”
Mino ipi aldı. Narin’in gösterdiği gibi önce bir ucunu çıtanın yanındaki küçük delikten geçirdi. Sonra diğer ucunu yıldızın arkasından dolaştırdı. Düğümü bağlarken acele etmedi. Bir kez yanlış yaptı; ip gevşedi. Derin bir nefes alıp yeniden denedi. Narin de “Yavaş olmak bazen işi kolaylaştırır,” dedi. Bu söz uzayıp gitmedi; yalnızca düğümün yanında sakin bir ses olarak kaldı.
Yıldız yerine oturunca köprünün kenarı yeniden düzgün göründü. Mino elini çekip yıldızın sallanmadığından emin oldu. Küçük onarım bitmişti. Ama Duru’nun içindeki üzüntünün bir düğüm gibi hemen bağlanamayacağını biliyordu.
Biraz sonra Mino çınar ağacının yanına gitti. Duru hâlâ mavi bezi inceliyordu. Mino birkaç adım ötede durdu.
“Duru,” dedi, “sana bir şey söylemek istiyorum. Dinlemek istemezsen bekleyebilirim.”
Duru başını kaldırdı. “Söyle.”
“Senden izin almadan ipi çektim. Dikişini açtım. Emeğine zarar verdim ve seni üzdüm. Özür dilerim. Hemen neşelenmeni ya da beni affetmeni beklemiyorum. Bezi onarmama izin verirsen yardım ederim. İstemezsen de kararına saygı duyarım.”
Duru’nun gözleri bezin üzerindeki sarı yıldızlardan birine kaydı. “Özrünü duydum,” dedi. “Ama hâlâ üzgünüm. Şimdilik bezi kendim incelemek istiyorum.”
“Tamam,” dedi Mino. “Parçaları şu sepete koyabilir miyim?”
Duru başını salladı. Mino, mavi bezin kopan iplerini sepete koyup Duru’nun yanına bıraktı. Sonra geri çekildi. Bu kez ne yapacağına kendi karar vermek yerine Duru’nun işini bitirmesine izin verdi. Köprünün yanına dönüp akşam için yıldız fenerlerinin asılacağı yerleri kontrol etti.
Güneş yavaşça alçaldı. Bahçedeki çiçekler pembe ve mor renklerle ışıldadı. Narin, köprünün üzerine küçük bir fener koydu. Mino, onarılan yıldızın altına düşen yansımayı izlerken Duru’nun yanına gelmedi. Bir süre sonra Duru kendisi ayağa kalktı. Elinde mavi bez ve gümüş ip vardı.
“Dikişin bir kısmını yeniden yapacağım,” dedi. “Bunu bugün tek başıma yapmak istiyorum. Ama şu ipi tutabilir misin? Yalnızca ben söylersem.”
Mino’nun yüzü aydınlandı, ama hemen uzanmadı. “Evet. Sen söylediğinde tutarım.”
Duru, kumaşın açılan kenarlarını yan yana getirdi. Gümüş ipi ilk delikten geçirdi. “Şimdi,” dedi. Mino ipi tuttu. “Biraz daha aşağı,” dedi Duru. Mino elini oynattı. “Şimdi bırakabilirsin.”
Mino her seferinde Duru’nun sesini bekledi. İp bu kez kopmadı; çünkü Duru ne zaman çekileceğine karar veriyor, Mino da sormadan hızlanmıyordu. Dikiş tamamlanınca bezin yırtılan yerinde ince bir gümüş çizgi kaldı.
“Köprünün yıldızını da onarmışsın,” dedi Duru.
“Evet, Narin’le yaptık. Yürüyüş tahtaları zaten sağlamdı; yalnızca kenarındaki süs çıtası gevşemişti. Senin bezine ise izin vermeni bekledim.”
Duru, mavi bezin üzerindeki dikişe baktı. “Dikiş izi kalacak.”
“Kalabilir,” dedi Mino. “İstersen yıldızların arasında dursun.”
Duru hafifçe gülümsedi. “Ben de öyle istiyorum.”
Bez hazır olunca Duru onu korkuluğa yaklaştırdı. Mino bu kez elini uzatmadan sordu: “Yukarıda tutmamı ister misin?”
Duru başını salladı. “Evet, ama biraz aşağıdan.”
Mino tam söylenen yerde tuttu. Duru gümüş ipi kendi seçtiği düğümle bağladı. Mavi bez, yırtılan yerindeki gümüş dikişlerle akşam ışığında parladı. Rüzgâr estiğinde yıldızlar hafifçe sallandı; onarılan köprünün küçük tahta yıldızı da yerinde durdu.
“Bugün hâlâ biraz kırgınım,” dedi Duru. “Ama özür dileyip beklemen ve benden izin istemen iyi geldi. Yarın nasıl hissedeceğimi yarın söyleyeceğim.”
“Bunu anlayabilirim,” dedi Mino. “Hazır olduğunda dinlerim.”
Duru, köprünün başına baktı. “Şimdi birlikte yürüyebiliriz.”
Mino’nun içi sevinçle doldu. Yine de öne fırlamadı; Duru’nun yanında, onun seçtiği hızda yürüdü. Köprünün onarılan kenar çıtası yerinde duruyor, küçük yıldız rüzgârla usulca parlıyordu. Mavi bezin gümüş dikişi suya düşen ışıkta ince bir yol gibi görünüyordu.
Duru bir an durup beze baktı. “Yarın ipi ben bağlarken sen düğümü tutabilirsin,” dedi.
“Önce sorarım,” dedi Mino.
Duru’nun gülümsemesi bu kez biraz daha belirgindi. Yıldız Bahçesi’nin ışıkları suya uzanırken birlikte Dostluk Köprüsü’nden geçtiler. Köprü onarılmıştı; konuşmaları da acele etmeden yeniden yolunu buluyordu.