Masal Odası
Eğitici Masallar

Sincap Mino ve Duyguların Rengi: Bölüşülen Elma Masalı | Eğitici Masallar

Mino, özenle sakladığı kırmızı elmayı arkadaşı Pera ile bölüşürken kararsızlığını tanır ve paylaşınca çoğalan sıcak bir sevinç keşfeder.

5-8 yaş 9 dakika Tarayıcı seslendirmesi
Sincap Mino ve Duyguların Rengi: Bölüşülen Elma Masalı | Eğitici Masallar
Tarayıcı seslendirmesi Sincap Mino ve Duyguların Rengi: Bölüşülen Elma Masalı | Eğitici Masallar Sırada: Yağmurdan Korkan Küçük Bulut
0:00
Okuma görünümü

Bu paylaşma masalı, küçük sincap Mino’nun tek bir elmayı arkadaşıyla bölüşürken duygularının farklı renklerini fark ettiği sıcak bir sonbahar gününü anlatır.

Mino, yaşlı çınar ağacının gövdesindeki küçük ve sıcak bir yuvada yaşardı. Yuvasının yuvarlak penceresinde sarı perdeler, yerde yumuşak minderler vardı. Mutfaktaki rafta ise annesinin ördüğü kırmızı bir sepet dururdu.

O sabah Mino, annesiyle kısa bir yürüyüşe çıkmıştı. Çiy damlaları otların üzerinde parlıyor, kuru yapraklar ayaklarının altında hafifçe hışırdıyordu. Eve dönerlerken elma ağacının altında iri, kırmızı bir elma bulmuşlardı.

Elmanın bir yanı güneşte öyle güzel parlıyordu ki Mino onu iki eliyle dikkatlice taşıdı. Annesi elmayı yıkadı ve temiz bir bezle kuruladı.

“Bunu ikindi vaktinde yiyebilir miyim?” diye sordu Mino.

“Elbette,” dedi annesi. “Acıktığında bana getirirsin. Birlikte dilimleriz.”

Mino elmayı kırmızı sepete yerleştirdi. Gün boyunca ara sıra sepetin yanına gidip baktı. Elmanın tatlı kokusunu duydukça içindeki sevinç ona bal sarısını hatırlatıyordu.

İkindi vakti yaklaşırken Mino küçük masasını pencerenin yanına çekti. Elmayı tek başına, yavaş yavaş yemeyi düşünüyordu. Belki önce en kırmızı dilimi yiyecek, sonra pencerenin önüne oturup bulutları izleyecekti.

Tam o sırada kapı usulca tıklandı.

Gelen, Mino’nun arkadaşı Pera’ydı. Pera, kolunun altında birkaç kuru yaprak ve küçük bir boya kutusu taşıyordu. İkisi o gün yaprak baskıları yapmaya söz vermişlerdi.

“Merhaba Mino,” dedi Pera. “En düzgün yaprakları seçtim. Şu yuvarlak olana bak!”

Mino, arkadaşını içeri davet etti. Minderleri masanın yanına koydular. Pera boya kutusunu açarken odada elmanın güzel kokusu dolaştı.

Pera burnunu hafifçe kıpırdattı.

“Burada elma mı var?” diye sordu. “Çok güzel kokuyor.”

Mino kırmızı sepete baktı. Bir an elmayı Pera’ya göstermek istedi. Sonra elmanın tek olduğunu hatırladı. Onu bütün gün beklemişti.

İçinin bal sarısı sevinci birden soluk mavi bir kararsızlığa dönüştü. Elmayı paylaşırsa kendisine çok az kalacağından kaygılandı. Paylaşmazsa da Pera’nın yanında yerken rahat edemeyeceğini düşündü.

Mino sepetin önüne geçti. Kuyruğunu ayaklarının çevresine doladı.

Pera, yeşil boyanın kapağını açmaya çalışırken Mino’nun sessizleştiğini fark etti.

“Bir şey mi oldu?” diye sordu sakince.

Mino önce “Hayır,” demek istedi. Fakat göğsündeki küçük düğüm hâlâ oradaydı. Derin bir nefes aldı.

“Sepette bir elma var,” dedi. “Onu sabahtan beri yemek için bekliyorum. Sana da vermeyi düşündüm. Ama elma bölününce bana yetmez diye kaygılandım.”

Pera boya kutusunu masaya bıraktı.

“Bunu söyleyebilirsin,” dedi. “Elma senin. Paylaşmak istemezsen yapraklarımızı boyarız. Ben yalnızca kokusunu merak ettim.”

Pera’nın sesi yumuşaktı. Elmayı istemek için elini uzatmadı. Mino’nun karar vermesini bekledi.

Mino’nun içindeki mavi kararsızlık biraz hafifledi. Arkadaşının onu sıkıştırmadığını görünce rahatladı. Şimdi düşünmek daha kolaydı.

Sepeti açtı ve elmayı çıkardı. Elma avuçlarının arasını dolduracak kadar iriydi. Mino onu bir sağa, bir sola çevirdi. Sonra Pera’ya baktı.

“Sanırım seninle bölüşmek istiyorum,” dedi. “Bunu mecbur olduğum için değil, birlikte yemeyi istediğim için yapacağım.”

Pera gülümsedi.

“Ben de seninle birlikte yemeyi isterim,” dedi.

Mino elmayı annesine götürdü. Annesi elmayı güvenle sekiz ince dilime ayırdı ve küçük bir tabağa dizdi. Dilimler, kırmızı kenarlı bir güneşin ışınlarına benziyordu.

Mino ile Pera tabağı masanın ortasına koydular. Mino dilimleri parmağıyla saydı.

“Bir sana, bir bana,” dedi. “Böylece ikimizin de dört dilimi olacak.”

Sırayla birer dilim aldılar. İlk ısırıkta odada tatlı bir çıtırtı duyuldu. Elma sulu ve serindi. Mino yavaşça çiğnerken kendisine kalan dilimlere baktı. Dört dilim hiç de az görünmüyordu.

“Sabah bu elmayı tek başıma yiyeceğimi düşünmüştüm,” dedi Mino. “Şimdi tadı farklı geliyor.”

“Nasıl farklı?” diye sordu Pera.

Mino biraz düşündü.

“Daha neşeli gibi,” dedi. “Belki sen de çıtırdattığın içindir.”

Pera bir dilimden küçük bir ısırık aldı. İkisi aynı anda çıkan çıtırtıyı duyunca gülümsediler.

Elma dilimleri bittikten sonra Mino’nun karnı rahatça doymuştu. İçindeki kararsızlık düğümü de çözülmüştü. Onun yerinde, taze yaprakları hatırlatan yumuşak bir yeşil vardı.

Mino ile Pera boya kutusunu yeniden açtılar. Önlerine kuru yaprakları serdiler. Mino ilk yaprağı sarıya boyadı.

“Bu, elmayı beklerken duyduğum sevinç,” dedi.

İkinci yaprağa biraz mavi sürdü.

“Bu da paylaşmayı düşünüp kararsız kaldığım an.”

Üçüncü yaprak yeşil oldu.

“Bu, sana ne hissettiğimi söyleyince gelen rahatlık.”

Son yaprağı elma kırmızısına boyadı. Yaprağı kâğıda bastırınca ortasında ince damarlar bulunan güzel bir iz çıktı.

“Bu renk de birlikte yediğimiz zamanki sevincim,” dedi Mino.

Pera kendi kâğıdına yumuşak mor bir yaprak izi yaptı.

“Benim sevincim bugün mor,” dedi. “Çünkü mor boyayı uzun zamandır kullanmamıştım.”

Mino, Pera’nın kâğıdına baktı. Aynı duygunun herkeste başka bir renge benzeyebileceğini düşündü. Bu düşünce hoşuna gitti.

Pencereden içeri sonbahar güneşi süzülüyordu. Masanın üzerinde kırmızı, sarı, mavi, yeşil ve mor yaprak izleri yan yana duruyordu. Boş elma tabağında ise iki parlak çekirdek kalmıştı.

“Bunları saklayalım mı?” diye sordu Pera.

Mino küçük bir kâse getirdi. Çekirdekleri içine koydular. Ertesi gün onları yuvanın önündeki uygun toprağa annesiyle birlikte ekeceklerdi. Belki büyürlerdi, belki de toprakta sessizce dinlenirlerdi. Her iki durumda da o günü hatırlatacaklardı.

Pera eve dönme vakti geldiğinde boya kutusunu kapattı. Mino, kırmızı ve yeşil boyaları ona uzattı.

“Bir sonraki resmimiz için bunları sen saklamak ister misin?” diye sordu.

Pera kırmızı boyayı aldı, yeşili ise Mino’ya bıraktı.

“Birer tane bizde olsun,” dedi. “Yarın yine yan yana getiririz.”

Kapıda birbirlerine el salladılar. Mino içeri döndüğünde elma artık sepette değildi. Yine de yuva ona eksilmiş gibi gelmedi. Masadaki renkli yapraklara baktı ve elmanın tatlı kokusunu hâlâ duyabildiğini fark etti.

O akşam sarı perdeler kapanırken Mino, günün renklerini bir kez daha düşündü. Sevinci sarı, kararsızlığı mavi, rahatlığı yeşil, birlikte geçirdikleri an ise elma kırmızısıydı.

Kırmızı sepet boştu ama Mino’nun içi sıcacıktı. Çünkü bölüşülen elma bitmiş, onun bıraktığı güzel duygu ikisine de yetmişti.