Masal Odası
Eğitici Masallar

Sincap Mino ve Cesaretin Küçük Adımı

Sincap Mino, kurdelelerle süslü bir ağaca yaklaşmaktan çekinir. Annesinin yanında, kendine uygun küçücük bir adım ve kurdelesi için sakin bir yer bulur.

3-5 yaş 11 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

3-5 yaş için diğer masallar

Sincap Mino ve Cesaretin Küçük Adımı
Tarayıcı seslendirmesi Sincap Mino ve Cesaretin Küçük Adımı
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Sincap Mino, sarı kurdeleyi masanın üstüne serdi. Kurdele bir yana kıvrılınca küçük patisiyle ucunu düzeltti. Açık pencereden giren esinti, kumaşı hafifçe oynattı. Mino gülümsedi. Rüzgar Tepesi’nin çayırındaki elma ağacına bugün renkli kurdeleler bağlanacaktı. O da sarı kurdelesinin yaprakların yanında süzülmesini istiyordu.

Annesi, bez çantaya su şişesini, elma dilimlerini ve boya kalemlerini koydu. Mino da kurdelesini özenle katladı. Sonra pencerenin önündeki yassı tahta parçasını aldı. Kenarları yuvarlaktı. Mino, bir gün önce üzerine küçük bir pati resmi çizmişti. Tahtayı cebine yerleştirdi. Sarı kurdeleyi ise elinde taşımak istedi.

“Hazırım,” dedi. “Kurdelem en altta dursun. Böylece onu yakından görebilirim.” Annesi şapkasını taktı. “Alçak dallara bakarız,” dedi. “Birlikte sana uygun bir yer buluruz.” Mino kapıyı açarken kurdelenin ucunu annesine gösterdi. Kumaşın üzerinde küçük beyaz benekler vardı.

Evlerinden çayıra giden yol geniş ve düzdü. Yol kenarında papatyalar açmıştı. Mino yürürken kurdelesini bir güneş ışığına, bir papatyanın sarı ortasına benzetti. Annesi yanında yürüdü. Bazen durup bir çiçeğe baktılar. Aceleleri yoktu. Uzakta, elma ağacının yuvarlak yeşil tepesi görünüyordu.

Çayıra vardıklarında ağaç dünden farklıydı. Bir dalda mavi, ötekinde pembe kurdele vardı. Yeşil bir kurdele de yaprakların arasından uzanıyordu. Hafif esintiyle hepsi ayrı ayrı kıpırdıyordu. Kimi sağa dönüyor, kimi usulca aşağı süzülüyordu. Ağacın gövdesi, renklerin arkasında kalmıştı.

Mino’nun adımları yavaşladı. Kurdeleyi göğsüne yaklaştırdı. Karnının içi pır pır olmuştu. Dalların arasında böyle hareket eden kumaşları daha önce görmemişti. Bir an önce ağacın yanına varmak isterken şimdi olduğu yerde durmak istiyordu.

“Anne,” dedi alçak sesle, “ben galiba korktum.” Annesi yanına çömeldi. “Buradayım.” “Kurdelemi asmak istiyorum. Ama ötekiler bana doğru sallanırsa yüzüme değebilir. Bunu istemiyorum.” Annesi ağaca, sonra Mino’nun gösterdiği yere baktı. “Öyleyse burada durabiliriz. Sana değmeyen bir yerden bakarız.”

Çayırın kıyısında, ağacın yan tarafında geniş bir bank vardı. Annesi, “Şuraya oturalım mı?” diye sordu. Mino başını salladı. Bankın bir ucuna oturdular. Sarı kurdele Mino’nun dizlerinde duruyordu. Kumaşın ucunu patisiyle düzeltti. Oturduğu yerden renklerin hepsini görebiliyordu.

“Bugün istersen yalnızca bakabiliriz,” dedi annesi. “Kurdelen bizimle eve de dönebilir.” Mino kumaşın beyaz beneklerinden birine dokundu. Sonra başını kaldırıp ağaca baktı. Kurdelelerden biri yaprağın arkasında kayboluyor, sonra yeniden görünüyordu. Mino onu oturduğu yerden rahatça izleyebiliyordu.

Kirpi Neli, mavi kurdelesinin ucunu düzeltirken onları gördü. Küçük adımlarla bankın yanına geldi. “Seninki sarıymış,” dedi. “Benimki göl mavisi.” Mino kurdeleyi biraz kaldırdı. “Ben daha asmadım. Biraz bakacağım.” “Peki,” dedi Neli. “Ben de mavi olanın yanında olacağım.”

Neli, ağacın öbür yanındaki çimene oturdu. Kurdeleleri tutmaya çalışmıyor, yalnızca nasıl kıpırdadıklarına bakıyordu. Mino da bir süre onu izledi. Sonra annesi su şişesini açtı. İkisi sırayla su içti. Bankın yanındaki minik papatya, esintiyle eğilip yine doğruldu.

Mino sarı kurdelenin bir ucunu annesine uzattı. “Bunu tutar mısın?” Annesi tuttu. Mino da kendi ucunu hafifçe kaldırdı. Aralarında küçük, sarı bir kıvrım oluştu. Mino patisini indirince kıvrım da indi. “Bu bizim küçük dalgamız,” dedi Mino. Annesi gülümsedi. “Evet, tam burada.”

Bir süre kurdeleyle böyle oynadılar. Sonra Mino kumaşı yeniden dizine koydu. İçindeki pır pır azalmıştı ama hâlâ oradaydı. Ağacın ortasındaki kurdelelerin arasına girmek istemiyordu. Yine de sarı dalgasının bir dalda durmasını düşünmek hoşuna gidiyordu.

Cebine uzanınca patisine yassı tahta değdi. Onu çıkarıp avucunda çevirdi. Küçük pati resmi tam ortadaydı. Mino, çizgilerden birinin ötekinden kısa olduğunu gördü. Tahtayı bankın üzerine koydu. Sonra kendi patisini resmin yanına getirdi. İkisi de küçüktü.

“Anne, ağaca kadar gitmek yerine azıcık gitsem?” diye sordu. “Ne kadar?” Mino bankın önündeki çimeni gösterdi. “Şu papatyanın yanına. Sadece bir küçük adım.” Annesi gösterdiği yere baktı. Orası düzdü. Yakınında sallanan bir kurdele yoktu. “Orada durabiliriz,” dedi.

Mino tahta parçasını annesine uzattı. “Bunu oraya koyar mısın? Ben nereye gideceğimi göreyim.” Annesi tahtayı tam gösterdiği yere bıraktı. Sonra Mino’nun yanına döndü. Tahta, yeşil çimenin üzerinde küçük bir işaret gibi görünüyordu. Pati resminin yanına papatyanın ince gölgesi düşmüştü.

Mino biraz düşündü. “Bunun adı Cesaretin Küçük Adımı olsun,” dedi. Annesi, “Güzel bir ad,” diye karşılık verdi. Mino tahtaya baktı. “Küçük olanı seçiyorum. Benim adımım bu kadar.” Sonra sarı kurdeleyi annesinin çantasının üzerine bıraktı. İki patisinin de boş olmasını istiyordu.

Banktan indi. Annesine patisini uzattı. “Yanımda kalır mısın?” “Kalırım.” Annesi onun patisini tuttu. Mino önce papatyaya baktı, sonra tahta işarete. Henüz yürümek istemiyordu. Biraz durdular. Annesi onu çekmedi. Uzakta Neli, mavi kurdelesinin gölgesine bakıyordu.

Esinti bir an dinince kurdeleler dallardan aşağı usulca sarktı. Mino annesinin patisini biraz daha rahat tuttu. “Şimdi,” dedi kendi kendine. Bir ayağını öne koydu. Ardından öteki ayağını yanına getirdi. Yassı tahtanın hemen yanında durdu. Sarı papatya artık dizine daha yakındı.

“Buradayım,” dedi Mino. Annesi de yanında durdu. “Buradasın.” Mino hemen başka bir yere gitmedi. Önce çimene, sonra kendi işaretine baktı. İçindeki pır pır bütünüyle bitmemişti. Ama bu yerde durmak ona uygundu. İsterse bankına dönebileceğini de biliyordu.

Başını kaldırınca ağacın yana doğru uzanan alçak bir dalını gördü. Dal, öteki kurdelelerden biraz uzaktaydı. Üzerinde iki yeşil yaprak vardı. Henüz kimse oraya kurdele bağlamamıştı. Dalın ucu, Mino’nun durduğu yere kadar uzanıyordu. Ağacın ortasına girmesine gerek yoktu.

“Anne, sarı kurdelem burada dursa?” dedi. “Şu boş dalda mı?” “Evet. Buradan tutabilirim.” Annesi çantasının üzerindeki kurdeleyi aldı. Mino’ya uzattı. Mino kumaşı patilerinin arasında açtı. Sarı renk, yeşil yaprakların yanında parladı. Beyaz benekler küçücük bulutlara benziyordu.

Mino kurdeleyi dala doğru uzattı ama düğümü nasıl atacağını bilemedi. “Sen bağlar mısın? Ben ucunu tutayım,” dedi. “Elbette.” Annesi kumaşı dala gevşekçe doladı. Mino, sarı ucun çimene değmemesi için onu biraz kaldırdı. İkisi birlikte kurdelenin yerini ayarladı.

“Biraz bu tarafa,” dedi Mino. Annesi düğümü onun gösterdiği yerde tamamladı. “Şimdi bırakabilirim,” dedi Mino. Patisini açtı. Sarı kurdele alçak dalda kaldı. Hafif esinti gelince ucu yavaşça döndü. Mino’ya değmiyordu. Sanki oradan çayıra küçücük bir selam veriyordu.

Mino’nun ağzından yumuşak bir “Aa!” çıktı. Kendi kurdelesine bakarken kuyruğu çimenlerin üzerine yayıldı. “Sarı dalgam dalda,” dedi. Annesi onun yanında durdu. “Biraz burada kalmak ister misin?” Mino başını salladı. “Evet. Ama bu tarafta.” Annesi yer değiştirmedi. Birlikte aynı alçak dala baktılar.

Neli onların yanına kadar gelmeden, biraz öteden seslendi. “Sarı kurdeleyi görüyorum!” Mino da ona baktı. “Benimki burada. Kenarda.” “Benim mavi de şurada,” dedi Neli. Esinti ikisini birden oynattı. Sarı kurdele küçük bir halka, mavi kurdele uzun bir çizgi oldu. Mino buna gülümsedi.

Neli ağacın öteki yanına döndüğünde Mino onun peşinden gitmedi. Kendi seçtiği yerde biraz daha kaldı. Sonra annesinin patisine dokundu. “Şimdi oturalım mı?” “Oturalım.” Mino yere bıraktığı tahtayı aldı. Banka dönerken sarı kurdelesi gözünün önündeydi. Oturunca da onu görebiliyordu.

Annesi elma dilimlerini bez peçetenin üzerine koydu. Mino bir dilim aldı. Neli de gelip bankın öteki ucuna oturdu. Birlikte elmalarını yerken dallara baktılar. Güneş, yaprakların arasından bankın üzerine küçük ışıklar düşürüyordu. Bir süre yalnızca yaprakların hışırtısı ve elmaların çıtırtısı duyuldu.

Bir bulut güneşin önünden geçti. Kurdelelerin renkleri biraz yumuşadı. Bulut uzaklaşınca sarı yeniden parladı. “Bazen limon gibi, bazen bal gibi,” dedi Mino. Neli kendi kurdelesini gösterdi. “Benimki de bazen açık mavi, bazen koyu.” İkisi de bakmaya devam etti.

Mino, tahta parçasını dizinin üzerine koydu. “Anne, sarı boya kalemi çantada mı?” Annesi kalemi bulup verdi. Mino pati resminin yanına kıvrılan bir çizgi çizdi. Çizgi biraz eğri oldu. Mino bir daha düzeltmedi. Kendi sarı kurdelesine benziyordu. Tahtayı Neli’ye gösterdi.

“Bu bir pati,” dedi Neli. “Bu da benim sarı dalgam,” dedi Mino. Neli resme yakından baktı. Sonra kendi mavi kurdelesine döndü. Mino tahtayı avucunda tuttu. Sabah cebine koyduğunda üzerinde yalnızca pati vardı. Şimdi yanında küçük bir sarı kıvrım da duruyordu.

Eve dönme vakti gelince Mino kurdelesine el salladı. Neli çayırda biraz daha kalacaktı. Onlara oturduğu yerden karşılık verdi. Annesi çantayı omzuna taktı. Mino, Cesaretin Küçük Adımı’nı cebine yerleştirdi. Sonra annesinin yanına geçti. Geldikleri düz yoldan birlikte yürümeye başladılar.

Papatyaların yanından geçerken Mino annesine döndü. “Ben ağacın ortasına gitmedim,” dedi. “Evet.” “Ama kurdelem için bir yer buldum.” Annesi gülümsedi. “Sarı kurdeleni banktan da görebiliyorduk.” Mino cebindeki tahtaya dokundu. Sarı kurdelenin rüzgârda nasıl kıvrıldığını yeniden düşündü.

Evde Mino doğrudan pencerenin önüne gitti. Tahta parçasını, küçük saksının yanına koydu. Pati resmiyle sarı çizgi yukarı bakıyordu. Annesi mutfakta su şişesini yerine kaldırırken Mino bir minder çekip pencerenin yanına oturdu. Gün ışığı tahtanın kenarına vurdu.

Dışarıdaki yapraklar yavaşça kıpırdadı. Mino, çayırdaki kurdelesinin de kıpırdadığını hayal etti. Annesi gelip minderin yanına oturdu. Mino başını onun koluna yasladı. “Sarı dalgam orada,” diye mırıldandı. “Evet,” dedi annesi. Pencereden içeri yumuşacık bir esinti girdi. Tahtanın üzerindeki küçük patiyle sarı çizgi, gün ışığında yan yana duruyordu.