Kedi Misket ve Şarkı Söyleyen Dere
Kedi Misket, Yıldız Bahçesi’nde derenin şarkısına eşlik etmek ister. Suyun sesi kısılınca durup düşünür ve annesiyle birlikte küçük bir çözüm bulur.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Kedi Misket, Yıldız Bahçesi’ndeki elma ağacının altına sarı örtüsünü serdi. Önce bir köşesini, sonra öbür köşesini düzeltti. Güneş, gri tüylerini ısıttı. Misket başını kaldırıp Şarkı Söyleyen Dere’ye baktı. Bugün onun şarkısına kendi sesiyle eşlik etmek istiyordu.
Annesi Yonca, hemen yanındaki çiçeklere su veriyordu. Sulama kabından düşen damlalar toprağı usulca ıslattı. Misket örtünün üzerinde annesine de yer açtı. Kuyruğunu kendi yanına topladı.
“Anne, burada birlikte dinleyelim mi?” diye sordu.
“Dinleyelim,” dedi annesi. “Şu çiçeğe de su vereyim, yanına gelirim.”
Yıldız Bahçesi’nde beyaz çiçekler vardı. Çiçeklerin yaprakları küçük yıldızlara benziyordu. Aralarında pembe çiçekler de açmıştı. Yuvarlak taşlarla çevrili geniş yol, elma ağacından bahçe kapısına kadar uzanıyordu. Misket bu yolda annesiyle yürümeyi severdi. Bazen bir salyangozu, bazen güneşte parlayan küçücük bir çakıl taşını fark ederdi.
Şarkı Söyleyen Dere, bahçenin bir yanından akıyordu. Dereyle yolun arasında alçak bir ahşap çit vardı. Misket, derenin sesini çitin bahçe tarafında rahatça duyabiliyordu. Bunun için suya yaklaşması gerekmiyordu. Sarı örtüsünde otururken bile şarkı, kulaklarına kadar geliyordu.
Dere çoğu gün aynı tatlı sesi çıkarırdı:
“Şırıl, şırıl… Şırıl, şırıl…”
Su, küçük taşların arasından geçerdi. Sonra düz bir taşın üzerinden kayardı. Taşın altında minicik kabarcıklar oluşurdu. Misket bu kabarcıkları uzaktan görür, derenin şarkısına incecik bir “Mır, mır” eklerdi. Böylece bahçede iki ses birlikte dolaşırdı.
Ama bugün derenin sesi başka türlüydü. Misket kulaklarını dikti. Biraz bekledi. Yalnızca hafif bir su sesi duydu. Ardından tek bir damla sesi geldi.
“Tıp.”
Misket başını yana eğdi. Beklediği uzun “şırıl” sesi gelmiyordu. Sarı örtüsünün kenarına oturdu. Patisini örtünün üstünde gezdirdi. Dere hâlâ akıyordu, ama şarkısı çok kısık çıkıyordu. Misket’in söylemek istediği küçük şarkı da henüz başlamamıştı.
“Bugün az mı söylüyorsun?” diye dereye seslendi.
Dere usulca akmaya devam etti. Misket bir süre konuşmadı. Elma ağacının yaprakları hışırdadı. Bir serçe çitin öbür ucuna kondu. Çiçeklerin arasında bir arı yavaşça dolaştı. Misket bunların sesini duyabiliyordu. Derenin sesini duymak içinse daha dikkatli dinlemesi gerekiyordu.
Sonra örtüsünden kalktı. Annesinin görebildiği geniş, kuru yolda birkaç küçük adım attı. Çitin bahçe tarafında durdu. Suya değil, suyun üzerinden geçtiği düz taşa baktı. Taşın üstünde üç büyük yaprak vardı. Yapraklardan biri sarıydı. Öbür ikisi açık kahverengiydi.
Yapraklar üst üste gelmişti. Bir kenarları suyun içinde, bir kenarları taşın üzerindeydi. Su onların altından ince ince geçiyordu. Misket sarı yaprağın ucunu izledi. Uç biraz kalkınca kısa bir “şır” sesi duyuldu. Yaprak yeniden yatınca ses yine hafifledi.
Misket olduğu yerde durdu. Kuyruğunu patilerinin yanına koydu. Önce yapraklara baktı. Sonra annesine baktı. Biraz düşündü. Derenin şarkısı belki de yaprakların altında kalmıştı. Misket bunu annesine söylemek istedi. Böylece ne gördüğünü birlikte anlayabilirlerdi.
“Anne!” diye seslendi. “Buraya bakar mısın? Dere bugün çok sessiz.”
Yonca sulama kabını yere bıraktı. Misket’in yanına geldi. Eğilip onun baktığı yere baktı. Misket patisiyle sarı yaprağı gösterdi. Annesi hemen bir şey yapmadı. İkisi de bir süre suyun sesini dinledi. Yaprağın ucu yine hafifçe oynadı.
“Şimdi duydun mu?” dedi Misket. “Yaprak kalkınca ses geliyor.”
“Duydum,” dedi annesi. “Yapraklar şu küçük taşın üstünde kalmış.”
Misket bir kez daha baktı. Sarı yaprağın sapını gördü. Kahverengi yapraklardan birinin kenarı kıvrılmıştı. Su, onların arasından yolunu bulmuştu. Ama taşın üzerinden eskisi gibi akamıyordu. Misket’in aklına annesinin bahçede kullandığı uzun saplı tırmık geldi.
“Yaprakları sen alabilir misin?” diye sordu. “Ben burada, kuru yolda kalırım. Sonra onları sepete koyarım.”
Yonca Misket’in yanındaki boş yere baktı. Orada küçük bir sepet duruyordu. Sabah örtüyü bu sepetle getirmişlerdi. Şimdi sepetin içinde yalnızca temiz bir bez vardı. Yonca bezi aldı, örtünün üzerine bıraktı. Sepeti Misket’in yanına koydu.
“Olur,” dedi. “Ben yaprakları alırım. Sen de sepete yer açarsın.”
Misket sepeti iki patisiyle tuttu. Onu yolun düz bir yerine yerleştirdi. Sepet sallanmadan duruyordu. Misket de yanında bekledi. Annesi bahçe kulübesinin kapısı önündeki tırmığı aldı. Uzun sapını iki patisiyle tutarak geri geldi.
Yonca, çitin bahçe tarafındaki kuru yolda durdu. Tırmıkla yaprakları usulca kaldırdı. Düz taşın üzerindeki üç yaprak birlikte geldi. Suya girmeden, yaprakları yolun kenarındaki boş bir yere bıraktı. Misket onları yakından görebilmek için annesinin yanına geçti.
Sarı yaprağın üzerinde küçük su damlaları vardı. Damlalar güneşte parlıyordu. Misket yaprağın sapından tuttu. Onu sepete koydu. Sonra kahverengi yaprakları da aldı. Birini sarı yaprağın yanına, öbürünü onun üzerine bıraktı. Sepetin içinde küçük, yumuşak bir yaprak yığını oluştu.
Tam o sırada dere daha açık bir sesle akmaya başladı.
“Şırıl, şırıl…”
Misket’in kulakları yeniden dikildi. Patisini sepetten çekti. Annesine döndü. Annesi de ona baktı. İkisi birden gülümsedi. Düz taşın üstü artık görünüyordu. Su, taşın üzerinden kayıyor, altında küçük kabarcıklar bırakıyordu. Derenin bildikleri şarkısı geri gelmişti.
“İşte bu!” dedi Misket. “Ben bu sesi bekliyordum.”
Yonca tırmığı yerine bıraktı. Geri geldiğinde Misket hâlâ aynı yerde dinliyordu. Henüz kendi şarkısını söylememişti. Önce derenin sesini iyice duymak istiyordu. Bir küçük kabarcık oluştu. Ardından iki kabarcık daha geldi. Su, parlak taşın üzerinden hiç acele etmeden akıyordu.
Misket ağzını biraz açtı.
“Mır, mır…”
Sesi dereye karıştı. Bu kez derenin şarkısını da duyabiliyordu. Kendi sesini biraz yumuşattı. İki ses yan yana akıyormuş gibi oldu. Misket patisini sarı örtüsüne doğru uzattı.
“Şimdi oturalım mı?” diye sordu.
“Oturabiliriz,” dedi Yonca. “Önce yaprakları şuraya bırakalım.”
Annesi elma ağacının altındaki boş toprak parçasını gösterdi. Orada birkaç kuru yaprak daha vardı. Misket sepetin bir sapını tuttu. Yonca öbür sapını tuttu. Küçük sepeti aralarında taşıdılar. Yolda ne bir çiçeğe bastılar ne de sepeti salladılar. Yapraklar içeride sakin sakin durdu.
Elma ağacının yanına gelince sepeti yere bıraktılar. Misket önce sarı yaprağı aldı. Onu toprağın üstüne koydu. Sonra kahverengi yaprakları da yanına yerleştirdi. Annesi, yolun üzerine gelen küçük bir yaprak ucunu içeri doğru çekti. Böylece yürüdükleri yol açık kaldı.
Misket sarı yaprağa son bir kez baktı. Yaprak artık suyun üstünde değildi. Ağacın altında, öbür yaprakların yanındaydı. Üzerindeki son damla toprağa düştü. Misket boş sepeti kaldırdı. Sepet, sabah örtüyü taşırken olduğu gibi yine hafifti.
Birlikte sarı örtüye döndüler. Yonca bir köşeye oturdu. Misket onun yanına kıvrıldı. Örtünün üstündeki bezi açtılar. Bezde, yanlarında getirdikleri yumuşak ekmekten küçük parçalar vardı. Misket bir parça aldı. Bir parçayı da annesine uzattı. İkisi küçük lokmalarla ekmeklerini yedi.
Yıldız biçimli beyaz çiçekler hafifçe sallanıyordu. Serçe elma ağacının alçak bir dalına konmuştu. Başını sağa çevirdi, sonra sola çevirdi. Misket serçeye baktı. Serçe kısa bir ses çıkardı. Derenin şarkısı, serçenin sesi ve elma yapraklarının hışırtısı birbirine karıştı.
Misket bu kez hepsini duyabiliyordu. Annesinin yanında oturduğu yer rahattı. Örtü yumuşaktı. Güneş sıcaktı. Dere de oradaydı. Misket, annesinin patisine kendi patisini yasladı. Yonca ona biraz daha yer açtı. Misket’in kuyruğu sarı örtünün üstünde kıvrıldı.
“Sen de söylüyor musun?” diye sordu Misket.
Yonca hafifçe mırıldandı. Misket ona katıldı. İki kedinin sesi çok yüksek değildi. Şarkı Söyleyen Dere de kendi sesiyle onlara eşlik ediyordu. Bir süre yalnızca dinlediler. Sonra yeniden mırıldandılar. Bahçede kimsenin acele etmesi gerekmiyordu.
Güneş biraz ilerleyince elma ağacının gölgesi örtünün öbür köşesine uzandı. Misket gölgeye baktı. Kendi kulağının gölgesini de gördü. Başını oynatınca gölgedeki kulak da oynadı. Misket gülümsedi. Sonra başını annesinin yumuşak koluna yasladı. Derenin sesi hâlâ kulağına geliyordu.
Bir süre sonra Yonca boş bezi katladı. Misket de örtünün bir köşesini tuttu. Örtüyü birlikte topladılar. Bu kez sepete önce bez, sonra sarı örtü girdi. Misket sepetin içine baktı. Her şey yerli yerindeydi. Annesi sepeti aldı. Misket onun yanında yürümeye hazırlandı.
Bahçe kapısına giderken düz taşın karşısında kısa bir süre durdular. Su, taşın üzerinden usulca kayıyordu. Misket patisini kaldırdı.
“Hoşça kal, Şarkı Söyleyen Dere,” dedi. “Şarkını duydum.”
Dere, “Şırıl, şırıl,” diye akmayı sürdürdü. Misket annesiyle birlikte geniş yolda yürüdü. Elma ağacının altındaki sarı yaprak güneşte parlıyordu. Beyaz çiçekler hafifçe sallanıyordu. Misket bahçe kapısından geçerken kendi küçük şarkısını bir kez daha mırıldandı. Annesi onun patisini tuttu. İkisi yan yana, sıcak evlerine doğru gittiler.