Baykuş Ece ve Şarkı Söyleyen Dere: Renkli Yaş Halkası Masalı
Küçük baykuş Ece, şarkısı sessizleşen derenin sesini dostlarıyla yeniden bulur. Renkli yapraklar, küçük bir söğüt ve sıcacık bir dostluk bu sakin masalda buluşur.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Ormanın kıyısında, yaşlı bir armut ağacının yumuşak kovuğunda Ece adında küçük bir baykuş yaşardı. Ece'nin yuvası, sabah güneşini ilk gören yerlerden biriydi. Güneş dalların arasından süzülünce Ece gözlerini açar, kanatlarını hafifçe çırpar ve derenin sesini dinlerdi.
Dere her sabah şarkı söylerdi.
Şırıl şırıl, pırıl pırıl...
Bazen ince bir ıslık gibi, bazen de yumuşak bir ninni gibi akardı. Ece bu sesi çok severdi. Dere şarkı söylerken yuvasını toplar, küçük meyvelerini dizer ve arkadaşlarına günaydın derdi.
O sabah Ece'nin güzel bir amacı vardı. Derenin kıyısında büyüyen minik söğüt ağacının toprağa tutunmasının üzerinden bir yıl geçmişti. Ece, onun çevresine düşmüş yapraklardan renkli bir halka yapmak istiyordu.
Ağaçlar büyüdükçe gövdelerinde ince halkalar oluşurdu. Her halka, geçen bir yılı anlatırdı. Ece de minik söğüdün ilk yılını kutlamak için yere, yapraklardan küçük bir yaş halkası hazırlayacaktı.
Sarı bir yaprak buldu. Sonra kırmızı bir yaprak. Bir de yeşil, yuvarlak bir yaprak buldu. Yaprakları kanatlarının altına dikkatle yerleştirdi.
Tam o sırada bir şey fark etti.
Dere şarkı söylemiyordu.
Ece başını yana eğdi. Önce sağ tarafı dinledi. Sonra sol tarafı dinledi. Derenin sesi çok az çıkıyordu. Yalnızca minicik bir su sesi duyuluyordu.
Ece'nin karnında küçük bir endişe düğümü oluştu. Dereyi çok severdi. Acaba sesi nereye gitmişti?
Ece derin bir nefes aldı. Derenin yanına daha yakından baktı. Su tamamen kaybolmamıştı. İnce bir aralıktan, yavaş yavaş ilerliyordu. Kıyıda yapraklar ve birkaç küçük dal birikmişti.
Ece, bunu tek başına hemen çözmek yerine arkadaşlarını çağırmaya karar verdi.
İlk olarak Pati Kurbağa'nın yanına gitti. Pati, nilüfer yaprağının üzerinde dinleniyordu.
Pati, Ece'yi dinledi ve başını salladı. Birlikte Lila Sincap'ı buldular. Lila da renkli yaprakları görünce Ece'nin planını merak etti.
Üç arkadaş derenin kıyısında buluştu. Hepsi bir süre sessizce dinledi.
Şır...
Sonra yine sessizlik.
Uzakta, güneşli bir taşın yanında Duru Kaplumbağa onları gördü. Duru yavaşça yanlarına geldi. Ece, derenin az çıkan sesini ve minik söğüt için yapmak istediği yaş halkasını anlattı.
Duru, derenin kıyısındaki yapraklara baktı.
Su yolunun önünde yapraklar birikmiş, iki küçük dal da onları tutmuştu. Dere tamamen durmamıştı. Yalnızca dar bir aralıktan geçmeye çalışıyordu.
Duru yumuşak bir sesle, “Kıyıda kalalım ve her şeyi yavaşça yapalım,” dedi. “Suyun içine girmeden, hafif yaprakları kenara alabiliriz.”
Ece önce suyun geçtiği ince aralığı gösterdi. Lila, topladığı renkli yaprakları kuru bir taşın yanına bıraktı; böylece yeniden dereye düşmeyeceklerdi. Pati başını eğip küçük şırıltıyı dinledi. Duru da biriken yapraklara baktı. “Önce şu en üstteki gevşek yaprakla başlayalım,” dedi. Ece arkadaşlarının hazır olmasını bekledi; hepsi kıyıda yan yana durdu.
Ece, Pati ve Lila başlarını salladı. Ece kuru yaprakları kanadının ucuyla birer birer kenara itti. Lila küçük dalları topladı. Pati de kıyıda duran yuvarlak taşları işaret etti. Duru, uzun ve ince bir dalın ucuyla yaprak demetini yavaşça gevşetti.
Önce bir yaprak ayrıldı.
Şırıl.
Sonra küçük bir dal kenara yuvarlandı.
Şırıl şırıl.
Su biraz daha geniş bir yoldan akmaya başladı. Derenin sesi önce fısıltı gibi çıktı. Sonra bir ninniye benzedi. Ece'nin gözleri sevinçle parladı.
“Sesini buluyor,” dedi.
Dostlarıyla birlikte biraz daha çalıştılar. Kimse acele etmedi. Her yaprağı dikkatle aldılar. Derenin suyu yeniden taşların üzerinden geçince orman da sanki nefes aldı.
Pati, derenin sesine kendi yumuşak sesini kattı. Lila kuru bir dala hafifçe vurdu. Duru, başını suyun ritmine göre salladı. Ece de kanatlarını açıp derenin şarkısını dinledi.
Şarkı yeniden ormandaydı.
Ece sonra topladığı yapraklara baktı. Sarı, kırmızı ve yeşil yapraklar hâlâ kanadının altındaydı. Arkadaşları da kıyıdan zarar görmemiş birkaç renkli yaprak buldu. Hep birlikte minik söğüdün yanına gittiler.
Ece yaprakları ağacın gövdesine sıkıştırmadı. Onları toprağın üzerine, söğüdün çevresine geniş ve gevşek bir halka olacak şekilde dizdi. Sarı yapraklar güneş gibi parladı. Kırmızı yapraklar küçük bir çiçek gibi göründü. Yeşil yapraklar da halkanın arasındaki boşlukları doldurdu.
Minik söğüdün ilk yaş halkası tamamlanmıştı.
Ece, halkanın yanına oturdu. Dere şarkı söylüyor, yapraklar hafif rüzgârda kıpırdıyordu. Suyun üzerinde sarı, kırmızı ve yeşil renkler dans ediyordu.
“Bugün hem derenin sesini hem de söğüdün ilk yılını bulduk,” dedi Ece.
Pati gülümsedi. “Birlikte dinleyince küçük sesleri de duyduk.”
Lila, sarı bir yaprağı halkanın kenarına bıraktı. Duru da minik söğüdün gölgesinde sessizce dinlendi.
Güneş yavaşça aşağı inerken Ece yuvasına döndü. O gece yaşlı armut ağacının kovuğunda, derenin uzaklardan gelen şarkısını duydu.
Şırıl şırıl, pırıl pırıl...
Ece gözlerini kapattı. İçinde artık küçük bir endişe düğümü yoktu. Yerinde, dostlarıyla paylaşılmış sıcak bir günün huzuru vardı.
Derenin şarkısı gece boyunca sürdü. Minik söğüt de renkli yaş halkasının ortasında, sessizce büyümeye devam etti.