Pofuduk Bulut ve Sabır Tohumu: Mavi Boncuk Masalı | Eğitici Masallar
Pofuduk Bulut, mavi boncuğunu paylaşmak isterken sabretmeyi ve arkadaşının hızına uyum sağlamayı öğrenir.
Arkadaşlık masalları gibi yumuşacık başlayan bir ilkbahar sabahında, Pofuduk Bulut gökyüzünün pamuk kokulu köşesinde uyandı. Altında yeşil bir vadi, vadinin ortasında küçük bir gölcük, gölcüğün kıyısında da renk renk çiçekler vardı. Pofuduk, güneşi selamlamak için hafifçe kabardı. O kabardıkça gölün üstünde incecik bir gölge gezindi, çiçekler serinledi, rüzgar ise yaprakların arasından usulca geçti.
Pofuduk Bulut'un o sabah küçük ama onun için çok önemli bir amacı vardı. Gölcüğün kıyısında yaşayan en yakın arkadaşı Lila ile birlikte, vadinin en eski saksısına bir sabır tohumu ekecekti. Lila, minik bir su perisiydi; saçları sabah ışığı gibi parlardı, sesi de suyun taşlara usulca dokunuşu gibi sakindi. Lila'nın annesinden kalan mavi bir boncuğu vardı. Bu boncuk, tohumun yanına konulunca toprağın nemini dinler, bitki susadığında hafifçe parlar diye bilinirdi.
Pofuduk aşağıya doğru süzüldü. Gölün yüzeyine çok yaklaşmadan, Lila'nın sesini duydu.
"Günaydın Pofuduk," dedi Lila. "Bugün sabır tohumunu ekiyoruz. Çok heyecanlıyım."
"Ben de!" dedi Pofuduk. Heyecanlanınca sesi bazen gök gürültüsü gibi değil, küçük bir davul gibi pıt pıt çıkardı. "Hemen büyüsün isterim. Kocaman yaprakları olsun, gölge yapsın, çiçekleri mavi olsun."
Lila gülümsedi. Avucunu açtı. İçinde fındık tanesi kadar yuvarlak, açık kahverengi bir tohum duruyordu. Yanında da parmak ucu kadar parlak bir mavi boncuk vardı.
"Sabır tohumu hemen büyümez," dedi Lila. "Önce toprağı sever, sonra suyu tanır, sonra ışığı bekler."
Pofuduk bu sözleri duydu ama kalbi çoktan hızlı hızlı uçmaya başlamıştı. Bir an önce bitkinin filiz verdiğini görmek istiyordu. Lila küçük küreğiyle toprağı yumuşatırken Pofuduk da gölün üzerinden ince bir yağmur topladı. Yağmur taneleri minicikti; ne çiçekleri ezerdi ne de toprağı çamur yapardı.
Lila tohumu saksıya yerleştirdi. Sonra mavi boncuğu tohumun yanına, toprağın üstüne nazikçe koydu. Boncuk güneşte pırıl pırıl parladı.
"Şimdi azıcık su," dedi Lila.
Pofuduk kendini tuttu. Azıcık su bırakmak ona zor geliyordu. İçinde koca bir serinlik vardı. Tüm vadinin neşeyle ıslanmasını istiyordu. Yine de Lila'nın bakışını görünce sadece üç damla bıraktı: pıt, pıt, pıt.
Toprak damlaları içti. Saksı sessiz kaldı.
Pofuduk bekledi.
Biraz daha bekledi.
Sonra saksıya eğilip fısıldadı: "Merhaba tohum. Çıkmak ister misin? Burada hava çok güzel."
Hiçbir şey olmadı.
Pofuduk'un yüzü, rüzgarla dağılan küçük bir yastık gibi buruştu. "Belki duymadı," dedi. Bu kez daha yakından konuştu. "Ben Pofuduk. Lila da burada. Seni görmek istiyoruz."
Lila toprağın kenarını parmağıyla düzeltti. "Duyduğunu düşünüyorum. Ama tohumların cevap verme şekli biraz yavaştır."
Pofuduk yavaşlığı pek sevmezdi. O, gökte oradan oraya kayar, yeni şekiller dener, bazen balona, bazen yumuşak bir mindere benzerdi. Beklemek, onun için rüzgarsız havada durmak gibiydi.
Öğleye doğru güneş ısındı. Lila göl kenarındaki yosunları düzeltti, küçük taşları topladı, saksının yanına minik bir gölgelik yaptı. Pofuduk ise saksının üzerinde durup bekledi. Bekledikçe aklına başka fikirler geldi.
"Biraz daha su versem?" diye sordu.
"Toprak hâlâ nemli," dedi Lila. "Şimdilik istemez."
"Peki biraz şarkı söylesem?"
"Söyleyebilirsin. Yumuşak bir şarkı olursa toprak da dinlenir."
Pofuduk incecik bir yağmur sesiyle mırıldandı. Şarkısı şöyleydi: "Pıt pıt damla, uyu tohum, gün ışığı gelir yavaşça..." Lila da ona eşlik etti. Gölün yüzeyi hafif hafif titreşti.
Ama saksının içinden hâlâ filiz çıkmadı.
Pofuduk'un içindeki sabırsızlık büyüdü. O büyüdükçe gölgesi de büyüdü. Güneşin ışığı saksıya daha az ulaşmaya başladı. Mavi boncuk bir parladı, sonra sanki uykuluymuş gibi ışığını kıstı.
Lila bunu fark etti. "Pofuduk," dedi usulca, "galiba saksının üstünde çok uzun duruyorsun. Tohum güneşi de görmek ister."
Pofuduk hemen geri çekildi ama biraz kırılmış gibi hissetti. "Ben yardım etmeye çalışıyorum."
"Biliyorum," dedi Lila. "Yardım bazen çok yaklaşmak değil, uygun yerde durmak olabilir."
Pofuduk bu söze cevap vermedi. Çünkü boğazında minik bir düğüm vardı. Arkadaşının onu anlamadığını sandı. Biraz uzağa, çayırın üstüne doğru süzüldü. Orada, papatyaların üzerinde durdu. Papatyalar başlarını kaldırıp ona baktı.
Rüzgar, Pofuduk'un kenarlarını okşadı. "Bugün ağır gibisin," dedi.
"Tohum çıkmadı," diye mırıldandı Pofuduk. "Ben de Lila ile birlikte görmek istiyordum. Çok bekledik. Belki ben iyi bir arkadaş değilim."
Rüzgar sert esmedi. Sadece Pofuduk'un etrafında küçük bir halka çizdi. "İyi arkadaş olmak, her şeyi hemen oldurmak değildir," dedi. "Bazen yanında kalmak, bazen de biraz alan bırakmaktır."
Pofuduk aşağıdaki saksıya baktı. Lila onu çağırmıyor, acele ettirmiyor, yalnızca saksının yanına oturmuş toprağı izliyordu. Elindeki mavi boncuğu düzeltmiş, boncuğun toprağa gömülmemesine dikkat etmişti. Pofuduk, Lila'nın da heyecanlı olduğunu ama yine de bekleyebildiğini gördü.
Bir süre sonra Pofuduk yavaşça geri döndü. Bu kez saksının tam üstüne gelmedi. Biraz yana, nar ağacının hizasına yerleşti. Oradan hem Lila'yı görebiliyor hem de güneşin saksıya değmesine izin veriyordu.
"Lila," dedi sessizce. "Az önce çok sabırsızlandım. Tohumu hemen görmek istedim. Belki gölgem fazla geldi."
Lila başını kaldırdı. Yüzünde yumuşak bir gülümseme vardı. "Ben de çok merak ediyorum," dedi. "Ama birlikte beklemek, tek başına beklemekten daha güzel."
Pofuduk'un içindeki düğüm biraz çözüldü. "O zaman birlikte bekleyelim. Ben de güneşi kapatmamaya dikkat ederim."
Lila saksının yanındaki küçük taşa oturdu. Pofuduk da gökyüzünde rahat bir yer buldu. İkisi, acele etmeden çevreyi dinledi. Uzakta bir kapı açıldı, bir çocuk kahkahası vadiye karıştı, gölün kıyısındaki sazlar hafifçe sallandı. Her ses, bekleyişin içine küçük bir renk ekledi.
İkindiye doğru mavi boncuk yeniden parladı. Bu kez ışığı kısa ve sakindi. Lila dikkatle eğildi. Toprağın üstünde çok küçük bir kabarıklık vardı. Pofuduk nefesini tuttu. Kabarıklığın arasından incecik yeşil bir uç göründü.
"Filiz!" diye fısıldadı Lila.
Pofuduk sevinçten kabarmak istedi ama kendini yumuşacık tuttu. "Hoş geldin küçük filiz," dedi. Sesi bu kez çok nazikti. "Biz buradayız. Acele etmene gerek yok."
Filiz, sanki bu sözü duymuş gibi bir parça daha dikleşti. Mavi boncuk güneş ışığını yakalayıp filizin yanına mavi bir parıltı bıraktı. O parıltı, gölün üzerine düşen akşam ışığı kadar sakindi.
Lila, Pofuduk'a baktı. "Bugün tohum kadar biz de büyüdük galiba."
Pofuduk güldü. "Ben biraz beklemeyi öğrendim. Ama en çok, seninle beklemenin güzel olduğunu öğrendim."
Akşam yaklaşırken hava serinledi. Pofuduk saksıya yalnızca iki ince damla bıraktı. Lila da filizin yanına küçük bir çakıl taşı koydu ki rüzgar toprağı dağıtmasın. Sonra ikisi göl kıyısına oturur gibi sessizce durdu; biri suyun yanında, biri göğün yumuşak yerinde.
Vadi pembeye dönerken Pofuduk mavi boncuğun ışığında kendi gölgesini gördü. Gölgesi artık saksının üstünü kapatmıyor, yanında duruyordu. Pofuduk bunun nasıl güzel bir his olduğunu anladı. Bir arkadaşın yanında olmak, onun yerine büyümeye çalışmak değildi. Onunla aynı zamanı paylaşmak, bazen konuşmak, bazen susmak, bazen de küçük bir damlayı tam gerektiği anda bırakmaktı.
O gece ay yükseldiğinde sabır tohumu hâlâ minicikti. Ama artık yalnız değildi. Yanında mavi boncuk, başında ay ışığı, çevresinde Lila'nın özeni ve Pofuduk'un yumuşak bekleyişi vardı.
Pofuduk Bulut, gökyüzündeki yerine çekilirken Lila'ya seslendi: "Yarın yine geleceğim. Belki biraz büyür. Belki büyümez. İkisi de olur."
Lila el salladı. "Yarın birlikte bakarız."
Pofuduk o gece yıldızların arasında huzurla uyudu. Rüyasında kocaman çiçekler görmedi; minicik bir filizin sabah ışığına doğru sakin sakin uzandığını gördü. Bu rüya ona yetti. Çünkü artık biliyordu: Bazı güzel şeyler yavaş büyür, ama sevgiyle bekleyen arkadaşların yanında her gün biraz daha güçlenir.