Masal Odası
Eğitici Masallar

Pofuduk Bulut ve Paylaşan Elma: Parlayan Fırça Masalı | Eğitici Masallar

Pofuduk Bulut, Elma'nın paylaştığı tatlı lokmadan sonra gülüşündeki parlaklığı kaybeder. Küçük fırçasıyla sakin bir yol bulur.

4-8 yaş 6 dakika Sesli anlatım
Pofuduk Bulut ve Paylaşan Elma: Parlayan Fırça Masalı | Eğitici Masallar
Yelda ile sesli masal Pofuduk Bulut ve Paylaşan Elma: Parlayan Fırça Masalı | Eğitici Masallar Sırada: Minik Tavşan ve Renkli Taş: Renkli Yaş Halkası Masalı | Kısa Masallar
0:00 10:14
Okuma görünümü

Bu diş fırçalama masalı, Pofuduk Bulut'un yumuşacık bir sabah gülüşünü yeniden parlak hissetmek için küçük fırçasıyla çıktığı sakin ve tatlı yolculuğu anlatır.

Gökyüzünün en alçak yerinde, kiraz çiçeklerinin üstüne gölge yapan küçük bir bulut yaşardı. Adı Pofuduk'tu. Rüzgâr onu sağa sola savurduğunda bile Pofuduk telaşlanmaz, pamuk gibi yanaklarını toparlar, usulca gülümserdi. Her sabah Güneş Nine doğunca, Pofuduk pembe ışıkların içinden geçer ve aşağıdaki Bahçe Köyü'ne serinlik bırakırdı.

Bahçe Köyü'nde herkes Pofuduk'u tanırdı. Çocuklar ona el sallardı, laleler başını kaldırırdı, küçük çeşme şırıl şırıl bir şarkı söylerdi. Pofuduk'un en yakın arkadaşı ise tepenin yamacındaki kırmızı elmaydı. Bu elmanın adı Paylaşan Elma'ydı, çünkü dalında büyüyen minicik tatlı lokmaları kimseyi üzmeden, sıra bekleyen herkese bölüştürmeyi severdi.

Bir sabah Paylaşan Elma, dallarını hafifçe salladı.

“Pofuduk,” dedi, “bugün yeni kızaran elma parçalarımı denemek ister misin? Çok tatlı oldular ama tek başıma sevinince sevincim yarım kalıyor.”

Pofuduk aşağı süzüldü. Elma parçaları güneşte parlıyor, etrafa tarçına benzeyen sıcak bir koku yayılıyordu. Pofuduk kocaman değil, küçücük bir lokma aldı. Sonra bir lokma daha aldı. Paylaşan Elma gülümsedi. Kuşlar da minik parçaları gagaladı, sincaplar değil, bahçedeki çocuklar da yere düşen temiz elma dilimlerini sepetlerine koydu.

Pofuduk çok mutlu oldu. Ama gülümseyince içinde küçük bir yapış yapışlık hissetti. Bulutların da gülüşü olurdu; Pofuduk'un gülüşü, sabah ışığı gibi incecik parıldardı. O gün ise ışığı biraz buğulu görünüyordu.

“Acaba gülüşüm neden eskisi kadar ışıldamıyor?” diye mırıldandı Pofuduk.

Paylaşan Elma dikkatle baktı. “Belki tatlı lokmalar ağzında küçük bir iz bırakmıştır,” dedi yumuşak bir sesle. “Benim de yağmurdan sonra yapraklarımda damlalar kalır. İstersem hafifçe silkelenirim.”

Pofuduk düşündü. Evinde, mavi bir rafta Parlayan Fırça duruyordu. Sapı ay ışığı rengindeydi, kılları yumuşacıktı. Pofuduk onu severdi ama bazen fırça ağzında pıt pıt gezince gıdıklanır, hemen bırakmak isterdi. Bugün de aynı şey olur diye biraz çekindi.

“Fırçalamaya başlarsam gıdıklanırım,” dedi. “Ya yarıda bırakırsam?”

Paylaşan Elma dalını usulca eğdi. “Yarıda bırakmak zorunda değilsin. Yavaş başlayabilirsin. Ben de rüzgâr sert esince bütün dallarımı birden sallamam. Önce en küçük yaprağımla denerim.”

Bu söz Pofuduk'un içine serin bir rahatlık bıraktı. Bulut evine doğru süzüldü. Evi, gökyüzünde beyaz yastıklardan yapılmış gibiydi. Kapısının yanında nane kokulu minik bir su kasesi, rafında da Parlayan Fırça vardı. Fırça onu görünce sanki sabah ışığını yakalamış gibi pırıl pırıl oldu.

“Günaydın, Pofuduk,” dedi Parlayan Fırça. “Bugün nereye gidelim?”

“Gülüşümün içine,” dedi Pofuduk. “Ama çok hızlı değil. Biraz gıdıklanıyorum.”

Parlayan Fırça hiç acele etmedi. “O zaman küçük dairelerle başlarız,” dedi. “Bir sağ yanak kadar, bir sol yanak kadar. İstersen çeşmenin şarkısını sayarız.”

Pofuduk minik bir damla macunu fırçanın ucuna koydu. Macun, ferah çayır gibi kokuyordu; yakıcı değildi, bağıran bir tadı yoktu. Sonra Pofuduk ağzını açtı ve fırçayı en öndeki dişlerinin üstünde usulca gezdirdi.

Pıt pıt.

Pofuduk güldü.

“İşte gıdıklandı!” dedi.

“Gıdıklanmak bazen olur,” dedi Parlayan Fırça. “Durup nefes alabiliriz.”

Pofuduk bir nefes aldı. Bulut göğsü şişti, sonra yumuşakça indi. Yeniden denedi. Bu kez fırça daha yavaş dolaştı. Ön dişlerin üstünde küçük daireler çizdi. Sonra yan dişlere geçti. Pofuduk, çeşmenin şarkısını hatırladı: şırıl, şırıl, şırıl. Her şırılda fırça bir dişin yanından geçti.

Aşağıda Paylaşan Elma onu bekliyordu. Dallarını sabırla kıpırdatıyor, “Acele yok,” der gibi hışırdıyordu. Güneş Nine de perdelerini biraz aralayıp gökyüzüne sıcak bir ışık gönderdi.

Pofuduk arka dişlere gelince durdu. “Burası zor,” dedi. “Fırça saklambaç oynuyor gibi.”

Parlayan Fırça sapını hafifçe eğdi. “Saklambaç değil, küçük bir köşe gezisi,” dedi. “Sen ağzını azıcık daha aç, ben de kendimi inceltip geçeyim.”

Pofuduk denedi. Fırça arka dişlerin üstünde minik minik yürüdü. Ne koştu ne zıpladı. Pofuduk, fırçanın acele etmemesini sevdi. Tatlı elma izleri sanki sabun köpüğü gibi çözülüp suya karıştı.

Bir süre sonra Pofuduk ağzını çalkaladı. Nane kokulu su, küçük bir dere gibi aktı. Pofuduk aynaya baktı. Gülüşü yine sabah ışığına benziyordu. Bembeyaz parlamak zorunda değildi; temiz, rahat ve kendine ait bir parlaklığı vardı.

“Başardım,” dedi Pofuduk şaşırarak. “Hem de yarıda bırakmadan.”

Parlayan Fırça gülümsedi. “Sen acele etmeden devam ettin. Ben de yanında gezdim.”

Pofuduk fırçasını duruladı, başı yukarı bakacak şekilde küçük bardağına koydu. Sonra Bulut Evi'nin kapısından çıktı ve Paylaşan Elma'nın yanına süzüldü.

Paylaşan Elma hemen sordu: “Gülüşün nasıl hissediyor?”

Pofuduk genişçe gülümsedi. Işığı, elma kabuğundaki çiy damlası gibi yumuşakça parladı.

“Daha hafif,” dedi. “Sanki ağzımın içinde küçük bir pencere açıldı.”

Paylaşan Elma sevindi. “Ben de bugün dallarımı silkelerken yavaş olacağım,” dedi. “Herkesin kendine iyi gelen bir ritmi var.”

O öğleden sonra Bahçe Köyü'nde küçük bir hazırlık vardı. Çocuklar renkli kurdelelerle çeşmenin yanını süslüyor, Güneş Nine yaprakların üstüne ılık ışık serpiyordu. Akşamüstü herkes bahçede toplanıp sessiz bir gökkuşağı izleyecekti. Pofuduk'un görevi, gökkuşağının önünden geçerken ince bir serinlik bırakmaktı.

Pofuduk bu görevi çok severdi. Ama bu kez aklına sabahki elmalar geldi. “Akşam da elma yersem yine yapış yapış olur mu?” diye sordu.

Paylaşan Elma, en kırmızı dalını uzattı. “Tatlı şeyler bazen iz bırakır,” dedi. “Ama iz kalınca üzülmek gerekmez. Sen artık ne yapacağını biliyorsun.”

Pofuduk başını salladı. Akşamüstü küçük bir elma dilimi daha yedi. Bu kez tadını yavaşça aldı. Lokmayı bitirince gülümsedi ve gökyüzüne çıktı. Gökkuşağı incecik belirdi: kırmızı, sarı, yeşil, mavi... Renkler birbirine nazikçe yaslandı. Pofuduk onların önünden geçerken serin bir esinti bıraktı. Köydeki çocuklar neşeyle el salladı.

Gösteri bitince Pofuduk evine döndü. Bir an için uykusu geldi. Yastık bulutlar öyle yumuşaktı ki hemen içine gömülmek istedi. Sonra bardağındaki Parlayan Fırça'yı gördü. Fırça bir şey demedi. Sadece oradaydı; sakin, hazır ve dostça.

Pofuduk kendi kendine, “Kısacık ve yavaş,” dedi.

Bu söz ona iyi geldi. Fırçayı aldı. Önce ön dişleri, sonra yanları, sonra arka köşeleri küçük dairelerle fırçaladı. Gıdıklanınca durdu, nefes aldı, sonra devam etti. Çeşmenin şarkısını yine aklından geçirdi: şırıl, şırıl, şırıl. Her ses ona bir adım daha attırdı.

Fırçalama bitince Pofuduk ağzını çalkaladı. Fırçasını yıkadı, bardağına yerleştirdi. Sonra pencerenin önüne geldi. Aşağıda Paylaşan Elma geceye hazırlanıyordu. Dalları rüzgârda hafifçe sallanıyor, yaprakları “iyi uykular” der gibi hışırdıyordu.

“İyi uykular, Elma,” diye seslendi Pofuduk.

“İyi uykular, Pofuduk,” dedi Paylaşan Elma. “Gülüşün ay ışığına karıştı.”

Pofuduk yatağına uzandı. O gün büyük bir şey yapmış gibi değil, kendine küçük ve güzel bir yardım etmiş gibi hissediyordu. Tatlı elma paylaşılmış, gökkuşağı izlenmiş, gülüş yeniden ferahlamıştı.

Gece yavaşça bahçenin üstüne indi. Güneş Nine uykuya çekildi, Ay Dede gökyüzüne çıktı. Pofuduk Bulut, Parlayan Fırça'nın bardağında sessizce beklediğini bilerek gözlerini kapadı. İçinde yumuşak bir düşünce vardı: Yarın yine elma kokusu olabilir, yine oyun olabilir, yine gıdıklanma olabilir. Ama Pofuduk artık acele etmeden başlayabileceğini biliyordu.

Ve bulut evinde, nane kokulu küçücük bir ferahlıkla, bütün Bahçe Köyü sakin bir uykuya daldı.