Masal Odası
Uyku Masalları

Pati ve İlk Karın Küçük İzi

Pati, Rüzgar Tepesi’nin ilk karında minicik bir kuş izi bulur. Kar yumuşamaya başlayınca, bu güzel anı akşama taşımanın kendine göre bir yolunu seçer.

5-8 yaş 10 dakika Uyku öncesine uygun Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Pati ve İlk Karın Küçük İzi
Tarayıcı seslendirmesi Pati ve İlk Karın Küçük İzi
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Pati, Rüzgar Tepesi’ndeki evlerinin penceresine burnunu yaklaştırdı. Bahçedeki armut ağacının ince dallarına kar konuyordu. Önce yalnızca birkaç beyaz nokta görünmüştü. Şimdi alçak çitin üstü de yumuşacık bir çizgiyle örtülmüştü. Küçük kedi, camın önündeki mindere yerleşip dışarıyı seyretti. Bahçe sessizdi. Arada bir, saçaktan süzülen bir kar tanesi pencerenin önünden geçiyordu.

Mutfaktan kızarmış ekmek kokusu geliyordu. Annesi iki tabağı masaya koyarken Pati’yi gördü. “Dışarıda beyaz bir şeyler birikmiş,” dedi gülümseyerek. Pati hemen dönüp başını salladı. “İlk kar! Bankın üstünde bile var. Birlikte bakabilir miyiz?” Annesi kendi hırkasını aldı. Pati de yumuşak atkısını ve patiklerini giydi.

Kapının önüne çıktıklarında hava serin, rüzgâr hafifti. Annesiyle birlikte evin önündeki düz taşlıkta kaldılar. Pati kendi adımının karda bıraktığı yuvarlak çukura baktı. Sonra bir adım daha attı. Arkasında iki küçük iz duruyordu. Bıyıkları iki yana açıldı. Eğilip bakınca bir izde patisinin ortasındaki yumuşak yuvarlağı bile seçebiliyordu.

Armut ağacından kısa bir cıvıltı duyuldu. Bir serçe, alçak bankın üstünde zıpladı; başını yana eğip baktıktan sonra çite uçtu. Pati, kuşun durduğu yere yaklaştı. Bankın bir ucundaki ince kar tabakasında minicik çizgiler vardı. Bunlardan biri, kahverengi bir yaprağın hemen yanında, ötekilerden daha belirgin görünüyordu.

Pati eğilip baktı ama kara dokunmadı. İzin önünde üç ince çizgi açılıyordu. Arkasında da çok kısa bir çizgi vardı. Küçücük bir dal parçasına benziyordu. Pati kendi patisini havaya kaldırıp ona baktı. Onun izi yuvarlaktı. Serçeninki ise sanki karda duran minik bir ağaçtı.

“Anne, buraya bak. Bir kuşun ayağı ne kadar küçükmüş!” dedi. Annesi yanına çömeldi. İkisi bir süre yan yana baktılar. Pati atkısının ucunu geriye aldı; yünün ucu kara değmesin istiyordu. “Buna bir ad vereceğim,” dedi sonra. “İlk Karın Küçük İzi.” Adını söylerken sesi de izin kendisi gibi küçülmüştü.

Pati, babası akşam eve geldiğinde bu izi ona göstermek istedi. Babası küçük şeylere bakmayı severdi. Bazen bir yaprağın damarlarını inceler, bazen ağaç kabuğundaki kıvrımlara uzun uzun bakardı. Pati, onun da bankın başına eğildiğini hayal etti. Sonra evin penceresine döndü. İzi içeride, sıcak odada göstermek daha güzel olmaz mıydı?

“Karı bir tabağa alabilir miyiz?” diye sordu. “Akşama kadar masada dursa...” Cümlesini bitirirken bankın kenarından küçücük bir damla düştü. Bulutların arasından çıkan güneş, karın kenarını parlatıyordu. Yaprağın yanındaki beyazlık az önce olduğundan biraz daha inceydi. İzin çizgileri hâlâ görünüyordu, fakat kenarları yumuşamaya başlamıştı.

Pati kaşlarını hafifçe çattı. Bir tabağı karın altına nasıl sokacağını düşündü. Karı kaldırınca çizgiler bozulabilirdi. Önce patisini uzattı, sonra durdu. Patilerini atkısının üzerine koyup biraz daha baktı. “Anne, onu ezmeden nasıl saklayabilirim?” diye sordu. “Babam gelene kadar kaybolmasını istemiyorum.”

Annesi bankın kuru kenarına oturdu. Pati de yanına sokuldu. “Kar sıcak odada erir,” dedi annesi. “Tabakta küçük bir su birikintisi kalır. Ama istersen kâğıtla kalem getirebilirim.” Pati önce izi, sonra pencerenin arkasındaki masayı süzdü. Aklında yavaşça bir düşünce belirdi. İzin kendisini taşımak yerine şeklini götürebilirdi.

“Resmini çizeceğim,” dedi. “Kar burada kalsın. Ben de onu camın önünden göreyim.” Annesi başını salladı. Birlikte içeri girdiler, ıslanan patiklerini kapının yanındaki örtüye bıraktılar. Pati, resim çekmecesinden açık mavi bir kâğıt seçti. Beyaz kalemi, koyu renkli bir kalemi ve küçük resim tahtasını masaya koydu.

Pencerenin önündeki alçak koltuktan bank rahatça görünüyordu. Pati mindere oturdu, tahtayı dizlerine yerleştirdi. Mavi kâğıdın kenarları biraz kıvrılıyordu. Annesi kâğıdı tahtaya tutturacak iki küçük mandal getirdi. Birini kendisi taktı, ötekini Pati’ye uzattı. Pati mandalı dikkatle açıp kâğıdın kenarına yerleştirdi. Artık çizmek için iki patisi de boştu.

Önce bankın üstündeki karı çizdi. Beyaz kalem, mavi kâğıtta yumuşak bir çizgi bırakıyordu. Pati kalemi yan yatırınca çizgi genişledi. Bu, bankın üstündeki ince örtüye benziyordu. İçi rahatladı. Kâğıttaki kar erimeyecekti. Onu tabağa koymasına da gerek yoktu. Ama asıl küçük iz için biraz daha bakmak istedi.

Annesi yanında sessizce oturdu. Pati camdan dışarı baktı. İzin üç uzun çizgisi öne doğru açılmıştı. Kısa çizgi arkadaydı. Pati bunu kendi patisini havada gezdirerek denedi. Bir çizgi sağa, biri ortaya, biri sola... Sonra koyu renkli kalemi kâğıda değdirdi. Küçük şekil, beyazlığın üzerinde birden beliriverdi.

“Şuna bak,” dedi Pati. “Sanki serçe kâğıdın üstüne basmış.” Annesi biraz yaklaştı. “En çok hangi çizgiyi fark ettin?” diye sordu. Pati arkadaki kısa çizgiyi gösterdi. “Bunu. Başta görememiştim. Sonra eğilince ortaya çıktı.” Annesi gülümsedi. Pati küçük çizginin ucunu tamamladıktan sonra kalemini masaya bıraktı. Dışarıdaki izi kâğıdında bulabiliyordu.

Yine de resme bakınca bir şey eklemek istedi. Babası izin bankın neresinde olduğunu da görmeliydi. Kahverengi kalemi aldı, izin yanına kıvrılmış bir yaprak çizdi. Yaprağın sapını da unutmadı. Ardından bankın kenarını ekledi. Kâğıdın bir köşesine, camdan görünen armut ağacının ince dallarını yerleştirdi.

Pati resmini kaldırıp pencereye tuttu. Kâğıttaki yaprak da dışarıdaki gibi izin sağında duruyordu. Bankın kenarı da aynı taraftaydı. “Babam baktığında burayı bulabilir,” dedi. Annesi masaya küçük bir tabakta elma dilimleri getirdi. Pati tahtayı masanın kuru köşesine bıraktı. Bir dilim elma yerken kâğıdına baktı; küçücük izin çevresinde şimdi tanıdığı bir bahçe vardı.

Bir süre sonra güneş, pencerenin önündeki mindere kadar uzandı. Dışarıdaki karın üstünde küçük ışıklar yanıp sönüyordu. İzin bir çizgisi artık pek seçilmiyordu. Pati resmine baktı, sonra tekrar banka döndü. Biraz üzüldü. “Keşke o da böyle kalsaydı,” dedi. Annesi patisini Pati’nin omzuna koydu. İkisi bir süre sessiz kaldı.

Pati kâğıdın köşesini okşadı. “Ben onu görürken çizdim,” dedi sonunda. “Yaprak da yanındaydı. Onu da unutmam.” Sonra annesine dönüp resmin adını yazmasını istedi. Annesi kalemi yeniden aldı. Pati sözcükleri tek tek söyledi: “İlk Karın Küçük İzi.” Yazı bitince Pati kâğıdın altına kendi yuvarlak pati işaretini ekledi.

Resmi, masanın ortasında duran geniş bir kitabın üzerine koydular. Pati neden orayı seçtiğini anlattı: Babası içeri girdiğinde masayı hemen görürdü. Kâğıt da düz dururdu. Yanına gerçek yaprağı getirmek istemedi. Onu yerinde bırakmıştı; resimdeki kahverengi yaprak şimdilik yeterliydi. Annesi kahvaltı tabaklarını toplarken Pati de kalemlerini kutularına yerleştirdi.

Akşama doğru kapının önünde tanıdık ayak sesleri duyuldu. Babası atkısındaki birkaç kar tanesini silkeleyip içeri girdi. Elinde, akşam yemeği için aldığı yuvarlak bir ekmek vardı. Pati, resmin durduğu masaya gitti. “Sana bir şey göstereceğim,” dedi. “Bugün karın içinde buldum. Ama şimdi kâğıdın üstünde.”

Babası paltosunu astıktan sonra Pati’nin yanına oturdu. Resme hemen uzanmadı. Önce Pati’nin onu önüne çevirmesini bekledi. Pati kâğıdı iki ucundan tutup babasına gösterdi. Babası, “Şurada bankımız var,” dedi. “Kenarındaki yaprağı da görüyorum. Peki şu küçücük şekil ne?” Pati’nin kuyruğu sandalyesinin yanında usulca kıpırdadı.

“Serçenin izi,” dedi Pati. “Bak, önde üç çizgi var. Şurada da minicik bir tane daha. Kuş bankın üstündeydi. Sonra çite uçtu.” Anlatırken patisini havada hafifçe açıp kapadı. Babası da kendi iri patisini masanın üzerine koydu. Serçenin çizgileri onun yanında daha da küçük görünüyordu. Pati gülümsedi.

Babası pencereye bakınca Pati de onunla birlikte döndü. Bankın üstündeki kar erimişti. Kahverengi yaprak yerinde duruyordu ama yanında artık çizgi yoktu. “Asıl izi bankta bıraktım,” dedi Pati. “Karı içeri alsaydım eriyecekti. Ben de buradan bakıp çizdim.” Babası resmi biraz yaklaştırdı. “Şu küçük adımı şimdi ben de görebiliyorum,” dedi.

Üçü akşam yemeğinde aynı masaya oturdular. Resim, ekmek sepetinin uzağında, kuru köşede duruyordu. Pati bir ara annesine kâğıttaki yaprağı gösterdi. Annesi başını eğip gülümsedi. Dışarıda yeniden birkaç kar tanesi süzülmeye başlamıştı. Penceredeki ışıkta kısa bir an parlıyor, sonra bahçenin yumuşak karanlığına karışıyorlardı.

Yatma vakti geldiğinde Pati resmini iki patisiyle taşıdı. Odasındaki alçak rafın üzerinde, yatağından görebileceği bir yer seçti. Babası arkasına kalın bir karton koymasına yardım etti. Böylece kâğıt dik durdu. Pati başını yastığına yaslayıp denedi. Bankı, yaprağı ve küçücük izi görebiliyordu. Tam istediği yere koymuştu.

Annesi yorganı omuzlarına kadar çekti. Pati’nin atkısı kapının yanındaki askıda kuruyordu; patikleri de altındaydı. Odada lambanın ılık ışığı vardı. “Serçe şimdi nerede acaba?” diye mırıldandı Pati. “Belki bir dalın arasında dinleniyordur,” dedi annesi. Pati bunu düşündü. Kendi yatağı da dalların arasındaki korunaklı bir yuva gibi sıcaktı.

Babası iyi geceler deyip alnına hafifçe dokundu. Pati bir kez daha resmine baktı. Dışarıdaki karı odasına getirmemişti. Yine de serçenin o küçücük adımı, mavi kâğıdın üstünde duruyordu. Pati’nin göz kapakları ağırlaştı. Başını yastığına biraz daha yerleştirdi. Rüzgar Tepesi’nde kar usulca yağarken, küçük kedi sıcacık yorganının altında uykuya daldı.