Masal Odası
Eğitici Masallar

Nehir ve Tanışma Uçurtması

Nehir, Rüzgar Tepesi’nde tanışmak istediği çocuğa ne söyleyeceğini düşünür. Küçük bir merhaba ve uçurtmanın kuyruğuna çizilen iki resim, sıcacık bir arkadaşlığın başlangıcı olur.

5-8 yaş 11 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Nehir ve Tanışma Uçurtması
Tarayıcı seslendirmesi Nehir ve Tanışma Uçurtması
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Nehir, Rüzgar Tepesi’nin yumuşak çimenlerine çömelmiş, uçurtmasının kuyruğunu düzeltiyordu. Açık mavi uçurtmanın ortasında sarı bir güneş vardı. Kuyruğundaki iki beyaz kurdele, hafif rüzgârla yan yana salınıyordu. Nehir bir kurdeleyi avucuna yatırdı, sonra ötekini. Biraz ötede annesi örtüyü seriyor, getirdikleri suyu ve küçük kutuyu örtünün üzerine yerleştiriyordu.

Tepenin üstünde geniş, düz bir çayırlık vardı. Çayırın bir yanında papatyalar, öbür yanında birkaç tahta oturak bulunuyordu. Nehir burayı seviyordu. Burada acele etmeden yürüyebilir, bir bulutun biçimi değişene kadar gökyüzüne bakabilirdi. Bugün de uçurtmasını havalandırmak için gelmişti. Ama örtünün yakınında başka bir çocuğu görünce aklına yeni bir istek düştü.

Çocuk, yeşil bir tişört giymişti. Yanındaki küçük deftere renkli kalemlerle bir şeyler çiziyordu. Başını kaldırıp çayıra bakıyor, sonra yeniden kâğıdına dönüyordu. Bir tahta oturakta babası kitap okuyordu. Nehir, defterin kenarından görünen kocaman yaprağı fark etti. Yaprağın ortasında incecik yollar vardı.

‘Acaba o da uçurtma sever mi?’ diye düşündü.

Nehir uçurtmanın makarasını eline aldı. Çocuğun yanına gidip birlikte oynamayı teklif etmek istedi. Fakat daha adını bile bilmiyordu. Önce ne söylemeliydi? Ya çocuk başka bir şey yapmak istiyorsa? Nehir’in karnında hafif bir kıpırtı oldu. Makarayı uçurtmanın yanına bıraktı ve annesinin yanına oturdu.

Annesi, Nehir’in bir uçurtmaya bir çocuğa baktığını gördü.

— Aklından ne geçiyor? diye sordu.

— Onunla oynamak istiyorum. Ama yanına gidince ne diyeceğimi bilmiyorum.

Annesi, örtünün üstünde ona yer açtı.

— İstersen biraz burada oturabiliriz.

Nehir oturdu. Annesi cevap vermesi için acele ettirmedi. Birlikte uçurtmanın gövdesine düşen güneş ışığını seyrettiler.

Nehir, sarı güneşin kenarındaki küçük yamayı parmağıyla düzeltti. Uçurtmayı yaparken bu yamayı kendi seçmişti. O zaman ne istediğini rahatça söylemişti: ‘Burada bir güneş olsun.’ Şimdi de söyleyebileceği küçük bir cümle bulmaya çalıştı. Bütün oyunu birden anlatmasına gerek yoktu. Önce adını söyleyebilirdi. Bunu düşününce omuzları biraz gevşedi.

— Gidip merhaba diyeceğim, dedi.

Annesi başıyla karşılık verdi. Nehir uçurtmasını örtünün üzerine bıraktı. Çimenlerin arasındaki papatyaya basmadan, çocuğun oturduğu yere yürüdü. Çok yakınına sokulmadan durdu. Çocuk kalemini kaldırınca Nehir ona baktı.

— Merhaba. Ben Nehir.

Sesi beklediğinden daha yavaş çıkmıştı. Yine de çocuk onu duymuştu.

— Merhaba, ben de Ekin, dedi.

Nehir, şimdi ne söyleyeceğini düşünürken defterdeki yaprağı yeniden gördü.

— Yaprağın içindeki çizgiler yola benziyor, dedi.

Ekin defterini biraz çevirdi.

— Ben de öyle düşündüm. Şurası bir karıncanın yolu, burası da bir yağmur damlasının.

Nehir çizgilerin nereye gittiğini merak etti. Ekin cümlesini bitirince sordu:

— Defterine biraz daha yakından bakabilir miyim?

— Bakabilirsin.

Ekin defteri ikisinin arasına koydu. Nehir’in söylemek istediği cümle artık biraz daha kolay geliyordu.

— Benim de bir uçurtmam var. Orada, örtünün üstünde. Birlikte uçurmak ister misin?

Ekin mavi uçurtmaya baktı. Sonra elindeki yeşil kalemi defterin arasına bıraktı.

— Şimdi koşmak istemiyorum, dedi. Burada oturup biraz daha resim yapmak istiyorum.

Nehir bir an sustu. Aklında ikisinin çayırda yan yana koştuğu bir resim vardı. O resim olmayınca ne yapacağını hemen bulamadı. Eli hırkasının cebine gitti. Cebinde, uçurtmanın kuyruğu için getirdiği küçük, boş kâğıtlar duruyordu.

— Sen şimdi resim yapmak istiyorsun, dedi Nehir.

— Evet. Rüzgâr yaprakları oynatırken çizmeyi seviyorum.

Nehir cebinden kâğıtlardan birini çıkardı. İnce, beyaz, avucuna sığan bir kâğıttı bu.

— Uçurtmamın kuyruğunda boş bir yer var. İstersen bu kâğıtlara küçük resimler yapabiliriz. Sonra onları kuyruğa takarız.

Ekin’in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

— Yaprak da çizebilir miyiz?

— Çizebiliriz. Ben de güneş çizmek isterim.

İkisi de ayağa kalktı. Ekin babasına, Nehir de annesine ne yapmak istediklerini anlattı. Sonra Nehir’in örtüsüne geçtiler. Ekin defterini ve kalemlerini getirdi. Annesi küçük kutuyu açıp içindeki kâğıtları, yapıştırıcıyı ve kurdeleleri çıkardı. Uçurtmayı çimenlerin üzerine düzce yatırdılar. Kuyruk, örtünün kenarında ince bir yol gibi uzandı.

Nehir iki boş kâğıdı ortaya koydu.

— Hangisini istersin?

Ekin daha uzun olanı aldı.

— Yaprağıma bu iyi gelir.

Nehir yuvarlağa yakın olanı önüne çekti. Sarı kalemi ararken Ekin kutuyu ona doğru itti. Nehir de yeşil kalemi Ekin’in yanına bıraktı. Az önce söyleyecek söz bulamazken şimdi ikisinin önünde küçük bir iş vardı.

Nehir güneşi çizmeye başladı. Önce bir yuvarlak yaptı, sonra çevresine kısa çizgiler ekledi. Ekin’in yaprağıysa kâğıdın bir ucundan öbür ucuna uzanıyordu. Yaprağın bir yanı tombul, bir yanı inceydi. Ekin çizdiği yaprağı çayırdaki gerçek bir yaprağın yanına tuttu.

— Benimki biraz başka oldu, dedi.

— Benim güneşimin de bir ışığı çok uzun oldu, dedi Nehir.

Kâğıtlarını yan yana koydular. Uzun güneş ışığı, yaprağın ucuna kadar gidiyormuş gibi görünüyordu.

— Sanki güneş yaprağa dokunuyor, dedi Ekin.

Nehir gülümsedi.

— Yaprağın gölgesi de güneşe uzanabilir.

Ekin, yeşil yaprağın altına minicik bir çizgi ekledi. Sonra Nehir’e kalemi uzattı.

— Gölgenin burası sana yakın. Devamını sen çizer misin?

Nehir çizgiyi yavaşça tamamladı. İki ayrı kâğıttaki resimler, yan yana durunca birbirine bağlanmıştı.

Resimler bitince kâğıtları uçurtmanın kuyruğuna yerleştirdiler. Nehir güneşi en uca koydu. Ekin yaprağı onun biraz yukarısına tuttu.

— Böyle ikisi de görünür mü? diye sordu.

Annesi kurdeleyi hafifçe kaldırdı. İki resim birbirini kapatmadan sallandı. Nehir yerlerini beğendi. Ekin de başını salladı. Kâğıtların arkasına azıcık yapıştırıcı sürüp kurdeleye bastırdılar.

Yapıştırıcı kururken Ekin defterinin başka bir sayfasını açtı. Orada taşların, kozalakların ve bir salyangoz kabuğunun resimleri vardı.

— Yerde bulduklarımı çiziyorum, dedi. Sonra yerlerine bırakıyorum.

— Ben de bulutları bir şeylere benzetiyorum, dedi Nehir. Şu an yukarıda bir armut var.

Ekin başını kaldırdı.

— Ben onu kocaman bir çoraba benzettim.

Nehir armudun sapını, Ekin çorabın topuğunu gösterdi. Aynı bulutta ikisini de bulunca gülümsediler.

Annesi uçurtmanın makarasını Nehir’in yanına bıraktı.

— Hazır görünüyor, dedi. Adı da hazır mı?

Nehir sabah düşündüğü isimleri hatırladı. Mavi Balık, Güneş Kuyruk, Papatya... Hiçbirine karar verememişti. Şimdi kuyruğa baktı. Orada kendi güneşiyle Ekin’in yaprağı duruyordu.

— Tanışma Uçurtması olsun mu? diye sordu.

Ekin adı sessizce tekrarladı, sonra gülümsedi.

— Olsun. Ben senin adını öğrendim, o da bir yaprak kazandı.

Nehir de güldü.

— Bir de güneş!

Ekin, kuyruğun ucuna hafifçe dokundu.

— Havada nasıl göründüklerini merak ettim, dedi. Koşmadan da bakabilir miyiz?

Nehir annesine döndü. Annesi çayırın açık bölümünü gösterdi.

— Rüzgâr şimdi yeterli. Ben uçurtmayı kaldırabilirim. Siz burada durabilirsiniz.

Ekin defterini kapattı. Nehir makarayı aldı. Üçü birlikte örtünün yakınındaki düz alana geçtiler. Ekin, Nehir’in yanında durup kuyruğu izlemeyi seçti.

Annesi uçurtmayı iki yanından tuttu. Hafif rüzgâr mavi kâğıdı doldurunca ellerini yavaşça açtı. Uçurtma önce çimenlerden biraz yükseldi, sonra yukarı doğru süzüldü. Nehir, annesinin yardımıyla makaradan azar azar ip bıraktı. Kuyruktaki güneş bir yana, yaprak öte yana döndü. Sonra ikisi de aynı rüzgâra uyup yan yana sallandı.

— Güneş göründü! dedi Ekin.

— Şimdi de yaprak! dedi Nehir.

Nehir makarayı Ekin’e doğru biraz uzattı.

— Tutmak ister misin?

— Biraz daha izlemek istiyorum. Böyle resimlerin ikisini de görebiliyorum.

— Tamam, dedi Nehir.

Makarayı yeniden önüne aldı. Ekin’in yanında durması da hoşuna gidiyordu. Kuyruk dönünce gördükleri resmi birbirlerine söylüyorlardı. Bir keresinde iki kâğıt tam yan yana geldi. Nehir ile Ekin aynı anda ‘İkisi de!’ deyince gülüştüler.

Rüzgâr yavaşlayınca annesi Nehir’in yanına geldi. İpi birlikte topladılar. Uçurtma ağır ağır alçaldı, annesinin ellerine kondu. Ekin de kuyruğun ucunu yerden kaldırdı. Böylece kâğıtlar çimenlere sürünmeden uçurtmayı örtünün yanına taşıdılar. Makarayı kutuya, kalemleri defterin yanına koydular. İkisinin de ellerinde küçük kalem izleri vardı: Nehir’inkinde sarı, Ekin’inkinde yeşil.

Nehir suyundan bir yudum içip bacaklarını uzattı. Ekin de yanına oturdu. Bu kez Nehir yeni bir cümle ararken acele etmedi.

— Uçurtma süslemek hoşuna gitti mi? diye sordu.

— En çok kuyruğuna resim yapmak, dedi Ekin. Senin?

— Senin yaprağındaki yolları dinlemek.

Ekin defterdeki ilk yaprağı yeniden açtı. Nehir’e yağmur damlasının yolunu gösterdi. Yol, yaprağın ucunda minicik bir noktada bitiyordu. Nehir bu kez o noktayı hemen buldu.

Çayırdaki gölgeler uzamaya başlayınca Nehir’in annesi kutuyu çantaya yerleştirdi. Ekin de kalemlerini topladı. Nehir uçurtmasını taşımak için eline aldı. Ekin’in de gitmeye hazırlandığını görünce içinden ona bir şey daha söylemek geldi.

— Yine karşılaşırsak birlikte bir şey çizer miyiz? diye sordu.

— Çizeriz, dedi Ekin. Belki bu sefer bulut.

— Benim bulutum armuda benzeyebilir, dedi Nehir.

— Benimki de çoraba.

İkisi gülerek vedalaştı. Nehir annesinin yanında, geniş patikadan aşağı yürümeye başladı. Uçurtmayı kuyruğu yere değmeyecek biçimde taşıyordu. Sarı güneşle yeşil yaprak her adımda hafifçe sallanıyordu.

Annesi çantayı omzuna yerleştirdi.

— Uçurtmanın adı güzel oldu, dedi.

Nehir arkasına dönüp çayıra baktı. Ekin de babasının yanında el sallıyordu. Nehir bir elini kaldırıp ona karşılık verdi. Sonra uçurtmasını göğsüne yaklaştırdı. Mavi kâğıt usulca hışırdadı; kuyruğundaki iki küçük resim yan yana dinlendi.