Nehir ve Sabır Tohumu: Mavi Çanta Masalı | Eğitici Masallar
Nehir, ilk okul gününde mavi çantasıyla yeni sınıfına adım atar. Toprağa ektiği küçük tohumun yanında kendine de zaman tanımayı öğrenirken sınıfında sıcak bir yer bulur.
Nehir'in okula başlama masalı, serin bir eylül sabahında mavi çantasının fermuarını yavaşça kapatmasıyla başladı. Çantanın içinde renkli kalemleri, su şişesi, küçük beslenme kutusu ve annesinin yerleştirdiği temiz bir mendil vardı. Dış cebinde ise Nehir'in çok sevdiği, yaprak biçiminde bir anahtarlık sallanıyordu.
Nehir çantasını omzuna taktı. Çanta her zamankinden biraz daha ağırmış gibi geldi. Oysa içinde fazladan hiçbir şey yoktu. Ağır olan çanta değil, Nehir'in içindeki düşüncelerdi.
“Ya sınıfımı bulamazsam?” diye sordu.
Annesi ayakkabısının bağını düzeltti ve ona baktı.
“Kapıda öğretmenin olacak,” dedi. “Bilmediğin bir şey olursa sorabilirsin.”
Nehir başını salladı. Her şeyi hemen bilmek zorunda olmadığını duymak iyi gelmişti. Yine de apartmandan çıktıklarında annesinin elini her zamankinden biraz daha sıkı tuttu.
Okulun bahçesinde sarı yapraklar vardı. Bazı çocuklar yaprakların üzerinden geçerken çıtır çıtır sesler çıkarıyordu. Açık pencerelerden pastel boya kokusu geliyor, girişteki küçük çan rüzgârla hafifçe çınlıyordu. Nehir, kapının önünde durdu. Karnında minik bir düğüm varmış gibi hissediyordu.
Tam o sırada yeşil hırkalı bir öğretmen yanlarına geldi.
“Günaydın, Nehir,” dedi gülümseyerek. “Ben Lale Öğretmen. Mavi çantanı görünce seni tanıdım. Askın da hazır.”
Lale Öğretmen sınıfın girişindeki mavi yuvarlakla işaretlenmiş askıyı gösterdi. Nehir, annesine sarıldı. Annesi günün sonunda onu aynı kapıda karşılayacağını söyledi. Sonra el sallayarak bahçeye çıktı.
Nehir bir süre kapıya baktı. Annesi görünmez olunca içindeki düğüm biraz sıkılaştı. Lale Öğretmen acele etmedi. Nehir'in yanında sessizce bekledi.
“Çantamı nereye koyacağımı biliyorum,” dedi Nehir sonunda.
Mavi askıya doğru yürüdü. Çantasını kaldırdı fakat askının ucu, çantanın sapına hemen geçmedi. Bir kez daha denedi. Olmadı. Nehir'in kaşları birbirine yaklaştı.
Yakındaki askıda sarı bir çanta asılıydı. Onu asan çocuk geri dönüp Nehir'e baktı.
“Benimki de ilk seferde düşmüştü,” dedi. “Sapını iki elinle açarsan kolay oluyor.”
Nehir çantasının sapını iki eliyle tuttu. Bu kez askının ucunu görebildi ve çantayı yerine yerleştirdi.
“Oldu,” dedi usulca.
“Ben Mina,” dedi sarı çantalı çocuk.
“Nehir,” diye karşılık verdi Nehir. İsmini söylerken sesi biraz küçüktü ama Mina duydu.
Sınıfın pencere kenarında yuvarlak masalar, kitaplarla dolu alçak bir raf ve boş saksılar vardı. Çocuklar minderlere oturunca Lale Öğretmen her birine küçük bir saksı verdi. Masanın ortasına da toprak dolu geniş bir kap ile iri fasulye tohumları koydu.
Nehir tohumunu avucuna aldı. Tohum açık kahverengiydi ve bir yanı minicik bir gülümseme gibi kıvrılıyordu.
“Bunu toprağa koyunca hemen yaprak çıkar mı?” diye sordu.
“Bugün yaprak göremeyebiliriz,” dedi Lale Öğretmen. “Önce toprağın altında başlayacak. Biz görmesek de tohum orada çalışacak.”
Nehir saksısını dikkatle doldurdu. Parmağıyla küçük bir çukur açtı, tohumu içine bıraktı ve üzerini örttü. Sonra öğretmeninin verdiği küçük bardakla biraz su döktü.
“Ben buna Sabır Tohumu diyeceğim,” dedi. “Çünkü onu beklemem gerekecek.”
Mina da kendi saksısına baktı.
“Benimki de onun yanında beklesin,” dedi.
İki saksıyı pencerenin önüne yan yana koydular. Nehir, mavi bir kâğıda adını yazdı ve saksısına yapıştırdı. Harflerden biri biraz yana eğilmişti. Nehir önce onu silmeyi düşündü. Sonra kâğıda yeniden baktı. Adı okunuyordu. Eğik harf de sanki toprağa yaklaşarak tohumu dinliyordu. Nehir kâğıdı olduğu gibi bıraktı.
Bir süre sonra çocuklar resim yapmak için masalara geçti. Nehir mavi bir ev, sarı bir güneş ve pencerenin önünde duran yeşil bir filiz çizdi. Resmini bitirince gerçek saksısına koştu. Toprak hâlâ dümdüzdü.
“Daha çıkmamış,” dedi.
Saksıya biraz daha su vermek istedi. Küçük bardağı eline aldı ama sonra durdu. Toprağa parmağının ucuyla dokundu. Toprak hâlâ nemliydi.
“Lale Öğretmen, yeniden su vermeli miyim?” diye sordu.
Öğretmeni yanına gelip toprağa baktı.
“Şimdilik suyu yeterli,” dedi. “Yarın yine kontrol ederiz.”
Nehir bardağı yerine koydu. Beklemek kolay değildi. Tohumun ne yaptığını görebilseydi belki daha rahat edecekti. Yine de saksıyı karıştırmadı. Mavi isim kâğıdını düzeltti ve arkadaşlarının yanına döndü.
Mina yerde tahta parçalarından uzun bir yol yapıyordu. Yolun ortasında küçük bir boşluk kalmıştı.
“Buraya köprü kurabilir miyiz?” diye sordu Nehir.
Mina ona iki uzun parça uzattı. Birlikte köprüyü tamamladılar. Köprü önce sallandı. Nehir parçaları biraz yana çekti, Mina da altlarına iki destek koydu. Bu kez köprü yerinde kaldı. Nehir sabah kapıda hissettiği düğümün biraz gevşediğini fark etti.
Öğle yemeğinden sonra Lale Öğretmen bir masal okudu. Nehir minderde otururken sınıftaki sesleri dinledi. Saatin tıkırtısını, çevrilen sayfaları ve bahçedeki yaprakların hışırtısını duydu. Sabah bu seslerin hepsi birbirine karışmıştı. Şimdi her birini ayrı ayrı tanıyabiliyordu.
Günün sonunda Nehir yeniden saksısına baktı. Toprakta hiçbir yeşillik yoktu. Omuzları biraz düştü.
“Galiba tohumum büyümeyecek,” dedi.
Lale Öğretmen saksıyı yerinden oynatmadan yanına eğildi.
“Sabah mavi çantan neredeydi?” diye sordu.
“Elimdeydi,” dedi Nehir.
“Şimdi nerede?”
“Askısında.”
“Sabah sınıfta kimi tanıyordun?”
Nehir düşündü.
“Kimseyi. Şimdi seni ve Mina'yı tanıyorum. Mavi askımı da biliyorum.”
O sırada Mina yanlarına geldi.
“Bir de köprü yapmayı biliyoruz,” dedi.
Nehir gülümsedi. Tohum henüz görünmüyordu ama gün boyunca küçük şeyler değişmişti. Saksısına yaklaşıp fısıldadı:
“Sen de acele etme. Yarın görüşürüz.”
Nehir mavi çantasını askıdan bu kez tek başına aldı. Annesini kapıda görünce koşmadan, hızlı adımlarla yanına gitti. Eve dönerlerken Sabır Tohumu'nu anlattı. Tohumun toprak altında ne yapıyor olabileceğini düşündüler. Nehir onun önce incecik bir kök uzattığını hayal etti.
Ertesi sabah mavi çanta artık o kadar ağır gelmedi. Nehir sınıfa girince askısını kendi buldu. Mina'ya günaydın dedi ve birlikte saksılara baktılar. Henüz filiz yoktu.
Nehir bu kez üzülmedi. Bir kâğıda toprağın altında uzanan beyaz kökler çizdi. Resmini saksının yanına koydu. Gün boyunca şarkı söyledi, boya kalemlerini paylaştı ve bahçede sarı yapraklardan küçük bir daire yaptı. Arada saksısına baktı ama toprağı eşelemedi.
Bir sonraki gün toprağın üzerinde küçücük bir çatlak belirdi. Nehir onu ilk gördüğünde bunun bir filiz olduğundan emin olamadı. Mina'yı çağırdı. İkisi dizlerini yere koyup dikkatle baktılar.
“Toprak biraz yükselmiş,” dedi Mina.
“Belki geliyordur,” dedi Nehir.
O gün Nehir, filizi görmek için saksının başında beklemek yerine oyun masasına geçti. Yeşil bir kâğıttan iki yaprak kesti. Onları daha sonra kullanmak üzere dolabına koydu.
Dördüncü sabah Nehir sınıfa girdiğinde önce mavi çantasını astı. Sonra Mina'nın düşen boya kutusunu kaldırmasına yardım etti. Tam masaya geçecekken pencerenin önünde ince, açık yeşil bir kıvrım gördü.
“Çıktı!” dedi. Sesi bu kez bütün sınıfın duyabileceği kadar açıktı.
Sabır Tohumu toprağın üzerinden başını uzatmıştı. Henüz çok küçüktü. Gövdesi hafifçe eğiliyor, ucundaki iki yaprak kapalı duruyordu. Nehir dolabından kestiği kâğıt yaprakları getirdi ve saksının yanına koydu.
Lale Öğretmen, Mina ve Nehir filizi bir süre sessizce izlediler.
“İlk gün onu hemen görmek istemiştim,” dedi Nehir. “Ama o aşağıda hazırlanıyormuş.”
Sonra mavi askısına baktı.
“Ben de ilk gün kapıda biraz beklemiştim,” diye ekledi. “Şimdi sınıfın yolunu biliyorum.”
Bazı sabahlar Nehir'in karnındaki küçük düğüm yeniden geliyordu. Böyle zamanlarda mavi çantasının yaprak biçimindeki anahtarlığına dokunuyor, derin bir nefes alıyor ve önce askısına doğru yürüyordu. Mina'ya günaydın demek, saksının toprağını kontrol etmek ve kalemlerini masaya koymak günün tanıdık başlangıçları olmuştu.
Haftanın sonunda filizin iki yaprağı açıldı. Pencereye gelen güneş yaprakların üzerinde parladı. Nehir mavi çantasını askısına astıktan sonra saksıyı azıcık çevirdi; böylece iki yaprak da ışığı görebilecekti.
Sonra Mina'nın yanındaki mindere oturdu. Sınıf artık yabancı seslerle dolu bir yer değildi. Burada onun askısı, saksısı, resmi, öğretmeni ve arkadaşları vardı. Pencerenin önünde Sabır Tohumu büyüyor, kapının yanında mavi çanta usulca sallanıyordu. Nehir de her yeni günde, kendi sakin adımlarıyla okuluna biraz daha alışıyordu.