Minik Fil ve Duyguların Renkli Defteri
Minik Fil, Bulut Köprüsü’nde yaptığı resim beklenmedik biçimde değişince farklı duygularla tanışır. Renkli defterinde hepsine yer açarak gününü anlatmanın yolunu bulur.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Minik Fil, Bulut Köprüsü’nün yanındaki yuvarlak masaya sarı bir yaprak koydu. Hortumuyla yaprağı düzeltti. Yaprak yeniden kıvrılınca üstüne küçük, pürüzsüz bir taş bıraktı. Sabah ışığı, köprünün beyaz kemerini bal rengine boyuyordu.
Bulut Köprüsü, papatya bahçesinin iki yanını birbirine bağlıyordu. Yolu geniş, korkulukları yuvarlaktı. Beyaz kemerlerinin çevresinde bazen elma kadar küçük bulutlar dolaşırdı. Bu bulutlar çiçeklere serin bir gölge bırakır, sonra ağır ağır yoluna devam ederdi.
Annesi, yakındaki bankın önüne piknik örtüsünü seriyordu. Sepetten armutlar, küçük ekmekler ve iki kumaş peçete çıkardı. Minik Fil ise köprünün resmini yapmaya karar vermişti. Resmi annesine gösterecek, bu güzel günü birlikte hatırlayacaklardı.
“Güneşi de çizeceğim,” dedi. “Çünkü sabah sırtımı sıcacık yaptı. Bir de papatyaları. Bir de seni!”
Annesi gülümsedi. Sepetin altından kalın kapaklı bir defter çıkardı. Kapağında renkli, küçük noktalar vardı. Ortasında altın rengi harflerle Duyguların Renkli Defteri yazıyordu.
“Bunu senin için getirdim,” dedi. “Yanına boyalarını da koydum.”
Minik Fil defteri masaya yerleştirdi. Kapağı açınca noktalar kıpırdadı. Bir nokta ince bir çizgiye, bir başkası minicik bir halkaya dönüştü. Sonra hepsi sayfanın kenarında durdu. Sayfanın ortası, resim için boştu.
Neri adlı küçük serçe, masanın yanındaki sandalyeye kondu. Gagasında, ucuna mavi ip bağladığı kendi fırçası vardı. Minik Fil’e selam verdi. Masadaki sarı yaprağı görünce başını yana eğdi.
“Resimde bunun da yeri var mı?” diye sordu.
“Var,” dedi Minik Fil. “Senin de var. İstersen yanımda otur.”
Neri fırçasını masaya bıraktı. Minik Fil kocaman bir sayfa açtı. Köprünün kemerini çizdi; altına iki küçük papatya ekledi. Sonra sarı boyaya uzandı. İçinde, yerinde duramayan küçük toplar varmış gibi hissediyordu.
“Çok heyecanlıyım,” dedi. “Resmimi hemen anneme göstermek istiyorum.”
Fırçası kâğıda değince yuvarlak, sarı bir güneş belirdi. Minik Fil’in ağzı geniş bir gülümsemeyle açıldı. Güneşin çevresine kısa çizgiler ekledi. Son çizgiyi yaparken hortumunun ucu da yukarı kıvrıldı.
“Sevinçliyim de,” dedi. “Bugünkü sevincim şu sarı güneşe benziyor.”
“Benim sevincim bugün mavi,” dedi Neri. Mavi fırçasıyla resmin köşesine küçük bir tüy çizdi. “Sabah serin rüzgâr kanatlarımı gıdıkladı.”
Minik Fil mavi tüye baktı. Sarı güneşin yanında pek güzel duruyordu. İkisi, bankın minderini ve piknik sepetini de çizdi. Sepetin kapağı biraz eğri oldu. Neri ona kocaman bir armut ekleyince ikisi de güldü.
Minik Fil, fırçasını yıkamak için masanın ortasına küçük bir su kabı koymuştu. Neri, yuvarlanan bir kalemi tutmaya çalışırken kanadının ucu kaba değdi. Kap sallandı. Birkaç damla su, resmin tam üstüne düştü.
Damlalar, sarı güneşin bir kenarını ıslattı. Boya yayıldı. Yuvarlak güneş, bir yanında sarı bir gölcük taşıyan tuhaf bir şekle dönüştü. Minik Fil hemen fırçasını kaldırdı ama sarı renk eski yerine dönmedi.
Bir süre resme baktı. Kulakları sıcaklaştı. Hortumunu kendine doğru kıvırdı. O güneşi çok özenerek çizmişti. Annesine göstermeden önce böyle değişmesini hiç istememişti.
“Üzgünüm,” dedi Neri. “Su kabına istemeden dokundum.”
Minik Fil’in ağzından önce yalnızca kısacık bir “Of!” çıktı. Sonra fırçasını masaya bıraktı. Neri’ye baktı.
“Kızgınım,” dedi. “Resmimin böyle olmasını istemedim. Şimdi biraz yalnız oturmak istiyorum.”
Neri başını salladı. Kendi fırçasını topladı ve öteki sandalyeye geçti. “Ben burada beklerim,” dedi. Minik Fil’in sayfasına dokunmadı, onu hemen güldürmeye de çalışmadı.
Minik Fil, hortumunun ucuyla güneşin kuru kalan tarafına hafifçe dokundu. Göğsünün içinde ağır bir taş varmış gibi oldu. Sıcak kızgınlığının yanında başka bir duygu da duruyordu. Gözleri biraz doldu.
“Üzüldüm de,” diye mırıldandı. “Güneşim önce çok yuvarlaktı.”
Defterin kenarındaki renkli noktalar usulca parladı. Sarı noktalar yerinde kaldı. Yanlarında kırmızı ve mavi noktalar da belirdi. Hiçbiri ötekini sayfanın dışına itmedi. Minik Fil, boş köşede hâlâ pek çok yer olduğunu gördü.
Annesi banktan kalkıp masaya geldi. Islak resmi gördü. Önce su kabını düz bir yere koydu, sonra masaya dökülen damlaları bir bezle sildi. Resme dokunmadan, Minik Fil’in yanına oturdu.
“O güneşi çizmek için uğraşmıştın,” dedi.
Minik Fil başını salladı. “Hem kızgınım hem üzgünüm. Birini söyleyince öteki gitmedi.”
Annesi acele etmeden yanında oturdu. “İkisini de duydum,” dedi. “İstersen burada kalabilirim.”
“Kal,” dedi Minik Fil. “Ama resmi hemen düzeltmeyelim.”
Fırçasının yanındaki kırmızı kalemi aldı. Islanmamış bir köşeye kısa, sivri çizgiler çizdi. Kalemi kâğıda bastırmadan, çizgileri biraz büyük yaptı. Sonra durup çizdiklerine baktı.
“Kızgınlığımın çizgileri bunlar,” dedi. “İçimde böyle sıkışmış gibi.”
Bir mavi kalem seçti. Kırmızı çizgilerin yanına küçük bir damla çizdi. Damlanın içine de incecik bir çizgi koydu. “Bu da üzüntüm. Güneşi ilk çizdiğim hâliyle özlüyorum.”
Defterdeki kırmızı çizgiler silinmedi. Mavi damla da yerinde kaldı. Fakat sayfanın kenarındaki renkli noktalar, bu yeni şekillerin çevresine küçük yapraklar çizdi. Sarı güneş, kırmızı çizgiler ve mavi damla aynı resimde durdu.
Minik Fil, annesinin yanına biraz yaklaştı. “Sana yaslanabilir miyim?” diye sordu. Annesi ona doğru eğildi. Minik Fil yanağını onun yanağına dayadı. Bir süre ikisi de konuşmadı. Yukarıdaki küçük bulut, masaya serin bir gölge bıraktı.
Papatyaların kokusu geldi. Minik Fil kokuyu içine çekti, sonra nefesini yavaşça bıraktı. Ayaklarını yerde rahatça uzattı. İçindeki kızgınlık hâlâ oradaydı ama artık annesine ve Neri’ye ne istediğini söyleyebiliyordu.
“Neri benimle yeniden oturabilir,” dedi. “Sadece biraz yavaş çalışmak istiyorum.”
Neri, Minik Fil’in bakışını görünce yanına geldi. Kanadının altında temiz, kuru bir bez vardı. “İstersen masanın bu tarafını da silebilirim,” dedi. Minik Fil kabul etti. Neri masayı sildi ama resmin üstüne bez koymadı.
“Yeni bir sayfa mı açacaksın?” diye sordu sonra.
Minik Fil defterdeki temiz sayfalara baktı. Yeni bir güneş çizebilirdi. Ama eski güneşi, kızgın çizgilerini ve mavi damlasını da bırakmak istemedi. Bugünün hepsi oradaydı. Hortumunun ucunu sayfanın kuru kenarında gezdirdi.
“Bu sayfada kalacağım,” dedi. “Biraz bekleyip sonra bakacağım.”
Boyanın kurumasını beklerken annesi sepetteki armutlardan birini dilimledi. Üçü piknik örtüsüne oturdu. Neri küçük bir ekmek kırıntısı aldı. Minik Fil armudunu yerken köprünün üstünde dolaşan bulutları izledi. İçlerinden biri, çizdiği güneşe benzeyen sarı bir ışıkla parlıyordu.
“Bak,” dedi. “O bulutun kenarı da yuvarlak değil.”
Neri yukarı baktı. Bulut bir süre patates gibi göründü. Sonra hafifçe uzadı; ucunda küçük bir çıkıntı oluştu. Minik Fil onun kendi hortumuna benzediğini fark edince gülümsedi.
Bulut değişirken kimse onu düzeltmeye çalışmıyordu. Minik Fil bir armut dilimi daha aldı. Kâğıttaki sarı lekeyi düşündü. Güneşin eski hâlini hâlâ özlüyordu. Yine de bu yeni şekille ne yapabileceğini merak etmeye başlamıştı.
“Bir fikrim var,” dedi. “Lekemin çevresine bir bulut çizebilirim.”
Masaya döndüğünde sayfa kurumuştu. Minik Fil açık gri bir kalem aldı. Sarı lekenin çevresine yuvarlak çıkıntılar çizdi. Çizgi bazen içeri, bazen dışarı kıvrıldı. Sonunda güneşi bir yanından örten yumuşacık bir bulut oluştu.
Bulutun bir kenarından sarı ışık görünüyordu. Minik Fil altına iki küçük çiçek daha ekledi. Resmin değişmiş hâlini görünce içindeki merak, hafif bir sevince karıştı.
“Güneş buluta sokulmuş,” dedi Neri. “Senin annene sokulduğun gibi.”
Minik Fil bu benzetmeyi sevdi. Bulutun yanına küçük bir minder çizdi. Minderin üstüne de hortumu kıvrık, yuvarlak kulaklı kendisini ekledi.
Neri bir yaprak çizmek için fırçasını kaldırdı, sonra durdu. “Şu köşeye ekleyebilir miyim?” diye sordu. Minik Fil, mavi damlanın yanını gösterdi. “Buraya koyabilirsin. Damlanın üstünü kapatmayalım.”
Neri küçük, yeşil bir yaprak yaptı. Defterdeki noktalar bir kez daha kıpırdadı. Sayfanın kenarında incecik, renkli bir yol oluştu. Yol, çizilmiş köprünün altından geçip bütün şekillerin çevresinde dolandı.
“Aa!” dedi Minik Fil. “Sayfamızda da bir yol var!” Hortumunun ucuyla havada yolun kıvrımını çizdi. Sonra şaşkınlığını göstermek için boş bir yere kocaman, yuvarlak iki göz çizdi. Neri o gözlere gülünce Minik Fil de güldü.
Öğleden sonra masanın gölgesi uzamıştı. Minik Fil defteri özenle alıp annesinin yanına götürdü. Sayfayı bankın boş tarafına dikkatle açtı. Sabah yapmak istediği resim bitmişti ama düşündüğünden daha çok şey anlatıyordu.
“Sana köprüyü çizecektim,” dedi. “Sonra içimdekiler de resme girdi.”
Annesi resme yakından baktı. Kemerin altındaki papatyaları, banktaki minderi ve buluta sokulan güneşi gördü. Kırmızı çizgilerin olduğu köşeyi de dikkatle inceledi. “Şu çizgileri senin anlattığın gibi hatırlayacağım,” dedi.
“Onlar da kalsın,” dedi Minik Fil. “Üstlerini başka bir şeyle kapatmak istemiyorum.”
Annesi sayfanın kenarını düzeltti. “Kalsın,” dedi. “Senin çizdiğin yerde.”
Neri bankın yanına kondu. Fırçasındaki mavi ip artık kuru ve kabarıktı. Minik Fil, resimdeki serçenin fırçasına da aynı ipi çizdi. Sonra üçünün yan yana durduğu küçücük bir gölge ekledi.
“Şimdi nasıl hissediyorsun?” diye sordu annesi.
Minik Fil, sabahki gibi kıpır kıpır değildi. Omuzları gevşemişti. Neri yanındaydı, annesi defterine bakıyordu. Resim de tamamlanmıştı.
“Sakinim,” dedi. “Biraz da sevinçliyim.”
Yumuşak mor kalemi aldı. Köprünün altına geniş, kıvrımlı bir çizgi çekti. Çizgi, üçünün oturduğu piknik örtüsüne benzedi. Minik Fil’in o anki sakinliği, sayfada kendine böyle bir yer buldu.
Annesi defterin arasına, masadaki sarı yaprağı koydu. Sayfa kuruydu; yaprak hiçbir rengi dağıtmadı. Minik Fil yaprağın ucunu bir süre hortumuyla okşadı, sonra kapağı kapattı. Altın harfler, akşam ışığında usulca parladı.
Üçü birlikte Bulut Köprüsü’nden geçerken küçük bir bulut başlarının üstünde ilerledi. Minik Fil annesiyle yan yana yürüdü. Neri onların yanında kısa kısa uçtu. Köprünün öteki ucuna geldiklerinde bulut, papatyaların üstünde durup onlara son bir serin gölge bıraktı.
Minik Fil defterini göğsüne yasladı. Günü, beklediğinden farklı geçmişti. Ama artık annesine anlatabildiği bir resmi, yanında yürüyen bir arkadaşı ve bütün renklerine yer açan bir defteri vardı.