Masal Odası
Eğitici Masallar

Minik Fil ve Duyguların Rengi: Küçük Anahtar Masalı | Eğitici Masallar

Minik Fil, kendisine emanet edilen küçük anahtarı bulmaya çalışırken duygularını fark eder ve sorumluluğunu sakin adımlarla yerine getirir.

5-8 yaş 8 dakika Tarayıcı seslendirmesi
Minik Fil ve Duyguların Rengi: Küçük Anahtar Masalı | Eğitici Masallar
Tarayıcı seslendirmesi Minik Fil ve Duyguların Rengi: Küçük Anahtar Masalı | Eğitici Masallar Sırada: Yağmurdan Korkan Küçük Bulut
0:00
Okuma görünümü

Bu sorumluluk masalı, akşam güneşinin perdeleri bal rengine boyadığı sıcak bir evde başladı. Minik Fil, büyükannesiyle birlikte mutfaktaydı. Fırından yeni çıkan tarçınlı çöreklerin kokusu odalara yayılıyor, çaydanlığın kapağı usulca tıkırdıyordu. Biraz sonra kuzenleri gelecek ve ailece Renk Saati yapacaklardı. Renk Saati'nde herkes o günkü duygusunu bir renkle anlatır, sonra renkli kâğıtlardan küçük şekiller hazırlardı.

Renkli kâğıtlar, kalemler ve yumuşak keçeler salondaki alçak dolapta duruyordu. Dolabın kapağı küçük, pirinç renkli bir anahtarla açılıyordu. Büyükanne anahtarı avucuna aldı. Anahtarın ucunda gök mavisi bir ip vardı.

“Minik Fil, bu anahtarı Renk Saati başlayana kadar korur musun?” diye sordu. “Kuzenlerin geldiğinde dolabı sen açabilirsin.”

Minik Fil'in kulakları sevinçle kıpırdadı. Daha önce peçeteleri taşımış, minderleri düzeltmişti ama küçük anahtar hiç ona emanet edilmemişti.

“Elbette korurum,” dedi. Anahtarı dikkatle önlüğünün cebine koydu. Cebine hafifçe dokununca içindeki anahtarın minik çıkıntısını hissedebiliyordu. O anda sevinci ona parlak turuncu gibi görünüyordu. Sanki göğsünde küçük ve sıcak bir güneş vardı.

Minik Fil önce masaya bardakları yerleştirdi. Sonra salona giderek yuvarlak minderleri pencerenin önüne dizdi. Her minderi düzeltirken cebini kontrol etti. Anahtar oradaydı.

Tam o sırada kapı çaldı. Gelen, kuzeni Ece ile Ece'nin babasıydı. Ece elinde bir kavanoz çilek reçeli taşıyordu. Minik Fil onu karşılamak için aceleyle kapıya gitti. İki kuzen reçeli mutfağa götürürken kavanozun kenarından minicik bir damla Minik Fil'in önlüğüne bulaştı.

“Önemli değil,” dedi Minik Fil. Bezi ıslatıp lekeyi hemen silmek istedi. Anahtarın suya değmesini istemediği için onu cebinden çıkardı. Mutfak masasının üzerindeki sarı peçetenin yanına bıraktı. Sonra önlüğünü temizledi.

Ece salondan seslendi: “Minderleri gökkuşağı sırasına göre dizelim mi?”

Minik Fil bezi yerine bıraktı ve Ece'nin yanına gitti. İkisi kırmızı, yeşil, mavi ve mor minderlerin yerlerini değiştirdi. Ardından pencereye kâğıttan yapılmış renkli süsleri astılar. Minik Fil yaptığı işe öyle dikkat vermişti ki masanın üzerindeki küçük anahtarı unuttu.

Bir süre sonra bütün kuzenler geldi. Ev neşeli konuşmalarla doldu. Büyükanne çörek tabağını masaya koydu ve Minik Fil'e gülümsedi.

“Renk Saati için hazırız. Dolabı açmak ister misin?” diye sordu.

Minik Fil gururla önlüğünün cebine uzandı. Fakat parmakları yalnızca boş kumaşa değdi. Diğer cebine baktı. Sonra ilk cebini bir kez daha yokladı. Anahtar orada değildi.

İçindeki turuncu sevinç bir anda soldu. Yerine sarıya benzeyen kıpır kıpır bir endişe geldi. Karnında küçük düğümler varmış gibi hissetti. Kulakları aşağı doğru indi.

“Anahtar cebimdeydi,” dedi yavaşça.

Önce minderlerin arasına baktı. Sonra pencerenin önünü, masanın altını ve kapının yanını kontrol etti. Anahtarı bulamadıkça endişesinin rengi ona koyu gri görünmeye başladı. Kuzenleri bekliyordu. Minik Fil, herkesin ona kızacağını düşündü. Bir an sessizce odasına gidip saklanmak istedi. Fakat dolabın açılması gerekiyordu ve anahtar ona emanet edilmişti.

Derin bir nefes aldı. Hortumunun ucunu önlüğünün cebinde tuttu ve büyükannesinin yanına döndü.

“Büyükanne,” dedi, “anahtarı koruyacağıma söz verdim ama şimdi bulamıyorum. Onu cebimden çıkardığım yeri de hemen hatırlayamıyorum.”

Büyükanne sesini hiç yükseltmedi. Minik Fil'in yanına çömeldi.

“Bunu söylemek zor gelmiş olabilir,” dedi. “Şimdi birlikte son yaptıklarını düşünelim. Anahtarı en son cebinde hissettiğin anı hatırlıyor musun?”

Minik Fil gözlerini kapattı. Minderleri taşırken anahtar cebindeydi. Kapı çaldığında da cebindeydi. Sonra reçel damlasını hatırladı. Islak bez, önlük ve mutfak masası gözünün önüne geldi.

“Önlüğümü temizlerken anahtarı çıkardım!” dedi. “Masaya bırakmış olabilirim.”

Hep birlikte mutfağa gittiler. Masanın üzerinde bardaklar, çörek tabağı ve katlanmış peçeteler vardı ama anahtar görünmüyordu. Minik Fil'in gözleri dolacak gibi oldu. Büyükanne masadaki eşyaları yavaşça incelemeye başladı.

“Ararken acele etmek bazen gözümüzün önündekini görmemizi zorlaştırır,” dedi. “Bir köşeden başlayalım.”

Minik Fil önce bardakların çevresine baktı. Ece çörek tabağının arkasını kontrol etti. Büyükanne sarı peçeteleri tek tek kaldırdı. Son peçete açılınca içinden gök mavisi bir ip ucu göründü.

“Küçük anahtar!” dedi Minik Fil.

Anahtar, katlanan peçetenin arasında kalmıştı. Büyükanne mutfağı toplarken onu fark etmeden peçetelerle birlikte kaldırmıştı. Minik Fil anahtarı avucuna aldı. İçindeki koyu gri duygu yavaşça dağıldı. Yerine yaprak yeşiline benzeyen bir rahatlık geldi. Yine de yüzü biraz ısınmıştı.

“Onu masaya bırakıp Ece'nin yanına gittim,” dedi. “Sana da söylemedim. Bu yüzden nerede olduğunu kimse bilmiyordu.”

Minik Fil çevresine baktı. Anahtarı yeniden cebine koymak istemedi. Bu kez daha güvenli ve kolay hatırlanacak bir yer bulmalıydı. Mutfak kapısının yanında, çocukların uzanabildiği yükseklikte boş bir tahta askı vardı.

“Mavi ipi bu askıya geçirebilir miyim?” diye sordu. “Böylece anahtarı kullandıktan sonra hep aynı yere asabilirim.”

Büyükanne başını salladı. Minik Fil anahtarı askıya taktı. Sonra bir kez indirip yeniden astı. Mavi ip, açık renkli duvarın önünde kolayca görünüyordu.

“Şimdi dolabı açmaya hazırım,” dedi.

Salona döndüklerinde kuzenleri hâlâ minderlerde oturuyordu. Kimse ona kızmamıştı. Minik Fil küçük anahtarı kilide yerleştirdi ve yavaşça çevirdi. Dolabın kapağı açılınca renkli kâğıtlar, keçeler ve kalem kutuları ortaya çıktı.

Herkes bir renk seçti. Ece neşesi için pembe bir yıldız yaptı. Kuzenlerden biri sakinliği için mavi bir bulut kesti. Minik Fil ise turuncu, sarı, gri ve yeşil kâğıtlardan dört küçük daire hazırladı. Daireleri yan yana yapıştırdı.

“Bugün önce sevindim,” dedi turuncu daireyi göstererek. “Sonra anahtarı bulamayınca endişelendim. Biraz da utanıp saklanmak istedim. Ama olanı söyleyince birlikte aradık. Anahtarı bulduğumda içim rahatladı.”

Büyükanne ona sıcak bir çörek uzattı. Minik Fil, tarçın kokusunu içine çekti. Anahtarı kaybetmiş olması hoşuna gitmemişti ama geri dönüp yaptığı işleri düşünmüş, yardım istemiş ve anahtar için uygun bir yer bulmuştu. Artık göğsündeki duygu tek bir renge benzemiyordu. Turuncu sevinçle yeşil rahatlık yan yana duruyordu.

Renk Saati bittiğinde Minik Fil dolabı kapattı. Anahtarı kilitten çıkardı, mavi ipinden tuttu ve doğruca mutfak kapısındaki askıya astı. Sonra büyükannesine seslendi:

“Anahtar yerinde.”

Büyükanne mutfaktan baktı ve gülümsedi. Dışarıda akşam olmuş, pencereler koyu maviye dönmüştü. İçerideyse lambanın sıcak ışığı duvarlara yayılıyordu. Minik Fil askıdaki küçük anahtara son kez baktı. Anahtar artık yalnızca bir dolabı açmıyordu. Ona, zor bir duygunun içinden sakin adımlarla geçebildiğini de hatırlatıyordu.

Minik Fil minderine kıvrıldı. Kuzenleri yanında, renkli çalışmaları karşısındaydı. Ev yine çörek ve tarçın kokuyordu. O gece içi rahat, kulakları yumuşacık ve kalbi sıcacıktı.