Masal Odası
Eğitici Masallar

Minik Fil ve Dürüstlük Işığı: Kalp Pusulası Masalı | Eğitici Masallar

Minik fil Ela, hazırlık sırasında yaptığı küçük hatayı saklayınca arkadaşı Narin’in üzüntüsünü fark eder. Kalbinin gösterdiği yolu izleyen Ela, gerçeği söyleyip çözümü birlikte bulur.

5-8 yaş 8 dakika Tarayıcı seslendirmesi
Minik Fil ve Dürüstlük Işığı: Kalp Pusulası Masalı | Eğitici Masallar
Tarayıcı seslendirmesi Minik Fil ve Dürüstlük Işığı: Kalp Pusulası Masalı | Eğitici Masallar Sırada: Yağmurdan Korkan Küçük Bulut
0:00
Okuma görünümü

Bu empati masalı, güneş kokulu İncir Vadisi’nde yaşayan minik fil Ela’nın, arkadaşının duygusunu fark ederek dürüstlüğün sıcak ışığını bulduğu günü anlatır. O sabah Ela, açık penceresinden içeri süzülen ıhlamur kokusuyla uyandı. Vadinin ortasındaki Ihlamur Evi’nde akşam bir buluşma yapılacaktı. Herkes minderlerin üzerine oturacak, meyve suyu içecek ve anlatılan öyküleri dinleyecekti.

Ela yatağından kalkar kalkmaz heyecanla hazırlandı. Çünkü Ihlamur Evi’nin girişine asılacak karşılama örtüsünü, arkadaşı Narin ile birlikte boyayacaktı. Örtüde yapraklar, yıldızlar ve rengârenk çiçekler bulunacaktı.

Ela, boyalarını küçük sepetine yerleştirdi. Tam kapıdan çıkarken büyükannesi ona ceviz ağacından yapılmış yuvarlak bir düğme uzattı. Düğmenin bir yüzünde minik bir kalp, öteki yüzünde küçük bir ok vardı.

“Bu, kalp pusulası,” dedi büyükannesi. “Sihirli değildir. Yalnızca durup düşünmeni hatırlatır.”

Ela düğmeyi dikkatle cebine koydu.

Ihlamur Evi’nin içi sıcacıktı. Pencerelerin önünde sarı çiçekler duruyor, mutfaktan tarçınlı çörek kokusu geliyordu. Narin, uzun beyaz örtüyü ahşap masanın üzerine sermişti. Bir köşeye mor çiçekler çizmiş, ortasına da parlak sarı bir güneş yapmıştı.

“Geldin!” dedi Narin. “Bak, senin için mavi boya ayırdım. Gökyüzünü birlikte yapabiliriz.”

Ela hortumunu neşeyle salladı. İki arkadaş yan yana çalışmaya başladı. Narin ince fırçayla yaprakların damarlarını çizdi. Ela ise geniş fırçayla gökyüzünü boyadı. Bazen aynı boya kabına uzanıyor, sonra gülerek birbirlerine yer açıyorlardı.

Bir süre sonra Narin mutfağa gidip su getirmek istedi.

“Örtünün şu köşesi henüz kurumadı,” dedi. “Dönünce oraya beyaz yıldızlar yapacağım.”

Ela başını salladı. Narin odadan ayrılınca Ela, gökyüzüne son bir bulut eklemek istedi. Fırçasını boyaya batırdı ve masanın öteki ucuna uzandı. O sırada hortumu, kırmızı meyve boyasının bulunduğu küçük kâseye dokundu.

Kâse devrilmedi ama içinden iri bir damla sıçradı. Kırmızı damla, Narin’in özenle çizdiği mor çiçeğin tam ortasına düştü.

Ela bir an kıpırdamadan kaldı.

“Eyvah,” diye fısıldadı.

Damlayı beziyle silmeye çalıştı. Fakat kırmızı leke küçülmek yerine biraz yayıldı. Mor çiçeğin bir bölümü artık bulanık görünüyordu.

Ela’nın yanakları ısındı. Narin’in bu çiçek için uzun süre çalıştığını biliyordu. Ona hemen söylemek istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi.

Masanın üzerinde kâğıttan kesilmiş sarı bir yıldız vardı. Ela yıldızı lekenin üzerine koydu. Leke görünmüyordu artık. Uzaktan bakan biri orada yalnızca güzel bir yıldız olduğunu sanabilirdi.

Tam o anda Narin iki bardak suyla geri döndü.

“Burada bir yıldız yoktu,” dedi şaşkınlıkla. “Mor çiçeğim nerede?”

Ela gözlerini örtüden ayıramadı.

“Belki yıldız oraya daha çok yakışmıştır,” dedi çok kısık bir sesle.

Narin yıldızı kaldırınca kırmızı lekeyi gördü. Kulakları biraz aşağı indi. Parmağını boyaya değdirmeden lekenin çevresinde gezdirdi.

“Çiçeğimi bitirmek için çok uğraşmıştım,” dedi. “Nasıl olduğunu anlayamadım.”

Narin kızgın görünmüyordu. Yalnızca üzgün ve şaşkındı. Bu, Ela’nın içini daha da sıkıştırdı. Az önce ışıl ışıl olan oda ona birden sessiz gelmişti.

Narin yeni bir kâğıt yıldız almak için arkasını döndü. Ela, arkadaşının yavaş adımlarla yürüdüğünü fark etti. Narin’in yerinde olsaydı ne hissedeceğini düşündü. Özenle yaptığı bir resim değişse ve bunun nasıl olduğunu kimse söylemese, o da üzülürdü. Üstelik ne olduğunu bilmediği için aklına türlü sorular gelirdi.

Ela cebindeki yuvarlak düğmeyi buldu. Bir yüzündeki kalbi, sonra öteki yüzündeki oku parmağıyla yokladı. Düğme gerçekten sihirli değildi. Yine de Ela’nın durmasına yardımcı oldu.

Derin bir nefes aldı. Kalbindeki sıkışıklığın altında küçük ama açık bir düşünce vardı: Narin gerçeği bilmeyi hak ediyordu.

“Narin,” dedi Ela.

Arkadaşı dönüp ona baktı.

“Kırmızı boya, ben bulut yaparken sıçradı. Çiçeğini ben lekeledim. Silmeye çalışınca daha çok yayıldı. Sonra da yıldızla kapattım.”

Ela bir an durdu ve ekledi:

“Bunu hemen söylemediğim için üzgünüm. Çiçeğine ne kadar emek verdiğini biliyorum.”

Narin örtüye baktı. Sonra Ela’nın yüzüne baktı.

“Keşke bana başta söyleseydin,” dedi sakin bir sesle. “Lekenin nasıl olduğunu bilmeyince resmimin önemsenmediğini düşündüm.”

Ela’nın kulakları biraz aşağı indi.

“Resmin benim için önemli,” dedi. “Sen de önemlisin. Hata yaptığımı söylemeye çekindim.”

Narin bir süre düşündü. Ardından Ela’nın yanındaki mindere oturdu.

“Şimdi söyledin,” dedi. “Bu iyi oldu. Ama çiçeğimi yine de özledim.”

Ela lekeye dikkatle baktı. Onu gizlemek yerine resmin bir parçasına dönüştürmenin mümkün olup olmadığını düşündü.

“Kırmızı bölümü küçük bir uğur böceğinin kanadı yapabiliriz,” dedi. “Mor yaprakları da yeniden çizeriz. Fakat önce senin fikrini duymak isterim. Çünkü çiçek senindi.”

Narin’in kulakları yavaşça doğruldu. Fırçasını eline aldı ve lekenin çevresini inceledi.

“Uğur böceği olabilir,” dedi. “Yanına bir tane daha yaparsak çiçeğin üzerinde dinleniyormuş gibi görünürler.”

Ela temiz bir bez getirdi. İki arkadaş önce masayı düzenledi. Sonra Narin lekenin çevresine ince siyah çizgiler çekti. Ela küçük benekler ekledi. Mor çiçeğin silinen yapraklarını bu kez birlikte tamamladılar.

Biraz sonra örtünün ortasında iki minik uğur böceği bulunan kocaman bir çiçek vardı. Resim, ilk hâlinden farklıydı ama yine güzeldi. Üstelik artık ikisinin de emeğini taşıyordu.

Ela, sarı kâğıt yıldızı eline aldı.

“Bunu lekeyi saklamak için kullanmıştım,” dedi. “Şimdi başka bir yere koyalım mı?”

Narin gülümsedi.

“Girişteki güneşin yanına koyalım. Bize gerçeğin saklanınca ağırlaştığını, söylenince çözümün göründüğünü hatırlatsın.”

Ela yıldızı güneşin yanına yapıştırdı. İçindeki sıkışıklık yavaşça dağıldı. Yerine sakin ve sıcak bir duygu geldi.

Akşam olduğunda Ihlamur Evi küçük lambalarla aydınlandı. Gelenler, girişteki örtünün önünde durup renkli resimlere baktılar. En çok da mor çiçeğin üzerindeki iki uğur böceğini sevdiler.

Ela ile Narin yan yana oturdu. Ela, cebindeki kalp pusulasını çıkarıp arkadaşına gösterdi.

“Bugün bana durup senin nasıl hissettiğini düşünmemi hatırlattı,” dedi.

Narin düğmeyi avucunda çevirdi.

“Bence pusulanın oku bazen bir arkadaşın yüzüne bakar,” dedi. “Çünkü onun duygusunu fark edince hangi yöne gideceğimizi daha iyi anlarız.”

Ela başını salladı. Sonra kalp pusulasını yeniden cebine koydu.

Buluşma boyunca anlatılan öyküleri birlikte dinlediler. Arada örtüye bakıp gülümsediler. Sarı yıldız, lambaların ışığında usulca parlıyordu. Ela artık o yıldızın arkasında saklanan bir leke olmadığını biliyordu. Orada, bir hatayı dürüstçe söylemenin ve bir arkadaşın duygusuna yer açmanın sıcak ışığı vardı.

Gece eve dönerken vadi sessiz ve huzurluydu. Ela’nın adımları hafiflemişti. Kalp pusulası cebindeydi ama izleyeceği yönü artık kendi içinde de duyabiliyordu: Önce durmak, sonra karşısındakini anlamaya çalışmak ve gerçeği sakince söylemek.

Büyükannesi kapıda onu karşıladığında Ela, gün boyunca olanları anlattı. Büyükannesi onu dikkatle dinledi.

“Örtü nasıl oldu?” diye sordu.

Ela gülümsedi.

“Planladığımızdan farklı oldu,” dedi. “Ama Narin’le birlikte düzelttik. Şimdi ikimizin resmi gibi.”

O gece Ela yatağına uzandığında açık pencereden ıhlamur kokusu geliyordu. Uzakta, Ihlamur Evi’nin son lambası da söndü. Ela gözlerini huzurla kapattı. Çünkü küçük bir gerçeğin, paylaşıldığında nasıl sıcak bir ışığa dönüşebildiğini öğrenmişti.