Mina ve Yastığın Yanındaki Küçük Fener
Mina, annesinin elini tutmadan uyumayı denemek ister. Çınar Ormanı’ndaki sakin evlerinde, küçük bir fener ve annesinin yakınlığı bu yeni denemeye eşlik eder.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Mina, Çınar Ormanı’ndaki evinde yorganın kıvrılan ucunu açtı. Annesi de yatağın yanındaki küçük feneri yaktı. Bal rengi ışık, sehpanın üzerinde yuvarlak bir leke oldu. Pencerenin dışında çınar yaprakları hafifçe kıpırdıyordu. Mina, yastığındaki işlemeli yaprağı parmağıyla düzeltti; sonra başını kaldırıp annesine baktı.
Her akşam annesi yatağın kenarına oturur, Mina’nın elini tutardı. Bazen gün içinde gördükleri bir şeyi konuşurlar, bazen de yalnızca birbirlerine gülümserlerdi. O akşam Mina’nın aklında küçük bir yenilik vardı. Bunu dişlerini fırçalarken düşünmüş, pijamasının düğmelerini iliklerken de biraz daha düşünmüştü. Söylemeden önce fenerin ışığına bir kez baktı.
— Bu akşam elimi tutmadan uyumayı denemek istiyorum, dedi. Sonra hemen ekledi: — Ama sen sandalyede oturur musun? — Otururum, dedi annesi. — İstersen yeniden yanına gelirim.
Mina, yatağının karşısındaki sandalyeyi gösterdi. Annesi sandalyeyi oraya çekti. Ayakları tahtada ses çıkarmasın diye altındaki küçük kilimi de düzeltti.
Mina’nın feneri yuvarlak kulplu, yeşil bir fenerdi. İçinde pille yanan küçük bir ışık vardı. Annesi onu yastığın yanındaki sağlam sehpaya yerleştirmişti. Mina, gece boyunca orada durmasını istemişti. Fenerden yatağına kadar ince bir aydınlık uzanıyordu. Işık çok parlak değildi; odadaki mavi perdeyi, su bardağını ve yorganın köşesini usulca gösteriyordu.
Annesi büyük lambayı kapatınca Mina çevresine baktı. Gündüz oyun oynadığı odası yine aynı odaydı. Duvarın dibinde, tahta bloklarla yaptığı küçük ev duruyordu. Evin çatısı için seçtiği geniş parça biraz yana kaymıştı. Mina doğrulup ona uzanacak gibi oldu, sonra yorganını çekti. — Çatıyı sabah düzeltirim. — Tahtalar seni bekler, dedi annesi.
Mina başını yastığa koydu. Yastık serindi; yanağı değince kılıfta küçük bir çukur oluştu. Elini alıştığı gibi yatağın kenarına uzattı. Annesinin eli orada olmayınca parmakları bir an havada kaldı. Mina elini geri çekti, sonra yine uzattı. Göğsünde minik bir kıpırtı vardı. — Anne, şimdi elini tutmak istedim, dedi. Annesi hemen yanına geldi.
— Buradayım.
Mina onun elini tuttu. Başparmağıyla annesinin parmağındaki küçük bene dokundu. İkisi de bir süre konuşmadı. Dışarıdan yaprakların hışırtısı, içeriden yorganın hafif sesi geliyordu. — Sandalyeyi biraz daha yakına çekebilir miyiz? diye sordu Mina. — Elbette.
Annesi sandalyeyi yatağın yanına getirdi. Mina’nın elini bırakmak için acele etmedi.
Mina, fenerin yuvarlak kulpuna baktı. Kulpun üzerindeki küçücük yaprak çizimini daha önce fark etmemişti. Yastığındaki yaprağa benziyordu. Başını hafifçe kaldırınca annesinin dizindeki aydınlığı da gördü. — Fenerin ışığı sana da geliyor, dedi. Annesi dizinin üzerindeki aydınlığa baktı. — Evet. Kitabımın köşesine bile gelmiş.
Annesinin kucağında ince, kumaş kaplı bir kitap vardı. Arasında kurutulmuş çınar yaprağı duruyordu. Mina o yaprağı bahçede bulmuş, birlikte kitabın arasına koymuşlardı. Şimdi yaprağın sapı sayfaların arasından dışarı uzanıyordu. — Yaprağın sapı ayraç olmuş, dedi Mina. Annesi kitabı açıp yaprağı sehpaya bıraktı. — Ben burada okurken sen de rahat ettiğin gibi uzanabilirsin.
Mina yan döndü. Annesinin elini yavaşça bıraktı. Bir elini yastığının altına soktu, ötekini yorganın üzerine koydu. Annesi sandalyesinde otururken kitabın sayfasını çevirdi. İnce bir hışırtı duyuldu. Mina bu sesi sevdi. Bahçedeki yaprakların sesiyle birbirine benziyordu ama biraz daha yakından geliyordu. — Bir sayfa daha çevirir misin? diye mırıldandı. Annesi gülümsedi. — Burayı okuyunca çevireceğim.
Mina da gülümsedi. Annesinin okumayı bitirmesini beklerken gözleri odanın içinde ağır ağır dolaştı. Tahta evin eğik çatısında, perdenin kıvrımında, sehpanın ayağında durdu. Sonunda küçük fenerin hemen yanındaki yaprağa takıldı. Yaprağın bir ucu yukarı kıvrılmıştı. — Sanki minicik bir kayık, dedi Mina. — Evet, dedi annesi. — Sehpanın üstünde dinlenen bir kayık. Mina başını yastığa biraz daha yerleştirdi.
Bir süre sonra annesi kitabını kapattı. Mina’nın gözleri yarı kapalıydı ama annesinin hareketini fark etti. — Nereye gidiyorsun? — Henüz bir yere gitmiyorum. Kitabı kapattım, o kadar.
Mina başını hafifçe salladı. Annesi sehpadaki yaprağı yeniden sayfaların arasına koyarken Mina onu izledi. Sonra yorganın dışarıda kalan ucunu ayağıyla yatağın içine çekti. Çoraplarının uçları sıcacık olmuştu.
— İstersen şimdi kendi koltuğunda okuyabilirsin, dedi Mina. Annesinin koltuğu yan odadaydı. Kapı açık olduğunda oranın ışığı koridorda ince bir çizgi gibi görünürdü. — Olur. Dilersen burada da kalabilirim, dedi annesi.
Mina biraz düşündü. Yastığın serin tarafına yanağını koydu. — Yan odaya geçebilirsin. Ama seslenirsem gelir misin? — Gelirim. Kapıyı da aralık bırakırım. Mina kapıya baktı. — Biraz daha açık olsun. Annesi kapıyı yavaşça itti. — Böyle mi? — Evet, böyle.
Annesi yorganın Mina’nın omzuna yakın kısmını düzeltti. Mina yanağını uzattı; annesi onu öptü. — İyi uykular. — Sana da iyi okumalar, dedi Mina.
Annesi yan odaya geçti. Koltuğun minderi yumuşak bir ses çıkardı. Ardından kitabın sayfası hışırdadı. Mina, annesinin oraya yerleştiğini duydu. Yatağının kenarında artık kimse oturmuyordu. Mina rahat ettiği yeri bulana kadar yastığının üzerinde biraz kıpırdandı.
Fenerin ışığında elini yorganın üzerinde açıp kapadı. Annesini çağırıp çağırmamayı düşündü. Sonra söylemek istediği şeyi buldu. — Anne, yaprak kayık kitapta kaldı mı? — Kaldı, diye geldi annesinin sesi. — Ayırdığımız yerde. — Tamam.
Mina’nın dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi. Parmakları gevşedi. Penceredeki yapraklar usulca kıpırdamayı sürdürdü. Fenerin bal rengi ışığı sehpada dururken Mina, kendi yatağında, annesinin yakında olduğunu bilerek uykuya daldı.