Masal Odası
Türk Masalları

Mert ve Köy Meydanındaki Çan

Mavi Dere'de tohum paylaşma günü için çanı Mert çalacaktır. İpin ucuna yetişemeyince durup düşünür ve annesiyle küçük bir çözüm hazırlar.

5-8 yaş 6 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Mert ve Köy Meydanındaki Çan
Tarayıcı seslendirmesi Mert ve Köy Meydanındaki Çan
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Mert, Mavi Dere köyünün meydanında açılan mavi örtünün bir köşesini tuttu. Annesi öbür köşeyi çekince örtü, dut ağacının altındaki uzun masaya usulca serildi. Rüzgâr örtünün kenarını kıpırdatınca Mert üstüne yuvarlak bir taş koydu.

O gün köyde tohum paylaşılacaktı. Herkes bahçesinden ayırdığı tohumları getirecek, isteyen komşusundan birkaç tane alacaktı. Masada şimdiden tombul fasulyeler, incecik dereotu tohumları ve benekli ayçiçeği çekirdekleri vardı. Mert, küçük kâğıt keselerin üzerine içlerindeki bitkilerin resmini çizmişti. Fasulye kesesinde yeşil bir yaprak gülümsüyordu.

Meydanın öbür ucunda, küçük ahşap çatısının altında köyün çanı duruyordu. Sarı gövdesinde güneşin aydınlattığı parlak bir çizgi vardı. Bu çan, ortak bir iş başlayacağı zaman çalınırdı. O gün de tohum masası hazır olunca sesi duyulacak, komşular keselerini alıp meydana gelecekti.

Annesi boş sepetleri masanın yanına dizerken Mert'e seslendi:

— Her şey yerleşince çanı sen çalar mısın? İki yumuşak ses yeter.

Mert gülümsedi. Çanın sesi ninesinin avlusuna kadar giderdi. Onu mavi örtünün başında karşılayacağını düşünmek hoşuna gitti.

Sonra çanın yanına gitti. Ama elini uzattığında ipin ucuna yetişemedi. Uçtaki küçük düğüm, elinden biraz yukarıda sallanıyordu. Mert elini indirdi. Çanın sesini herkese duyurmak istiyordu. Şimdi ne yapacaktı?

Kaşları hafifçe çatıldı.

— Ben çalacaktım, diye mırıldandı.

Sonra olduğu yerde durup ipe baktı. Çan yerindeydi. İp de kopmamıştı. Yalnızca ucu, onun rahatça tutabileceği yerden yukarıda kalıyordu. Mert bir süre düşündü. Çanı aşağı indirmek gerekmiyordu; ipin tutulan ucu aşağı gelebilirdi.

Annesinin yanına döndü. Annesi, çanın bakımını da yapardı; gerektiğinde ahşap çatısını siler, ipini kontrol ederdi.

— Anne, çanın ipi bana yüksek kalmış. Birlikte bakabilir miyiz?

Annesi elindeki sepeti bıraktı.

— Elbette, dedi. İyi ki söyledin.

Çanın önünde yan yana durdular. Annesi ipin ucunu inceledi.

— Dün yıpranan kısmı kısaltmıştım. Sana göre uzunluğunu kontrol etmemişim.

Mert, mavi örtülü masayı gösterdi.

— Örtüye benzeyen, yumuşak bir tutma yeri yapsak? İpe bir parça daha ekleriz. Ben de buradan tutarım.

Annesi Mert'in gösterdiği yere baktı.

— Olur. Sen nerede rahat tuttuğunu göster, ben de sağlamca bağlayayım.

Meydanın yanındaki evlerinden kalın bir pamuk ip getirdiler. Annesi, dikiş sepetinden örtüden artmış mavi bir kumaş parçası da aldı.

Mert kumaşı avucuna aldı. Ne kaygan ne de sertti. Çan çalarken elinde küçük bir bulut tutacakmış gibi geldi.

— Burası mavi olsun, dedi. Uzaktan da hangi ucu tutacağımı görürüm.

Annesi kumaşı ipin tutma yerine sarıp sağlamlaştırdı. Mert de ipin kalan kısmını yerde sürünmesin diye iki eliyle tuttu.

Yeniden çanın önüne geldiklerinde annesi yeni parçayı eski ipe ekledi. Mert, iki ayağı da yere basarken kolunu uzattı. Annesi ipi biraz aşağı indirdi.

— Burada rahat mı?

Mert elini açıp kapadı.

— Biraz daha... Tamam, şimdi oldu.

Mavi tutma yeri avucunun ortasına oturmuştu. Çekmek için uzanmasına gerek kalmamıştı.

Annesi bağlantıyı kontrol edip ipin fazlalığını topladı. Mert yanında bekledi. İpin ucu yere değmiyordu. Annesi işini bitirince ona başıyla işaret etti.

Mert hemen çalmak yerine masaya baktı. Bir sepet hâlâ boştu. Annesinin onun içine koyacağı küçük keseler, kapının önünde duruyordu.

O sırada arkadaşı Suna, resimli bir tohum zarfıyla meydana geldi. Mert'in elindeki mavi parçayı görünce yaklaştı.

— Çanın ipi değişmiş!

— Ucu değişti, dedi Mert. Artık rahatça tutabiliyorum.

Suna da elini yanına uzattı.

— Benim elim de geliyor.

Mert gülerek biraz yana çekildi. Suna mavi tutma yerine dokundu, sonra elini bıraktı. İkisi birlikte masaya döndüler. Annesi kapının önündeki keseleri getirirken onlar da boş sepete temiz bir bez serdiler. Mert, ninesine ayırdığı fasulyeleri sepetin en önüne yerleştirdi.

Suna'nın zarfından iri kabak çekirdekleri çıktı. Zarfın üstünde de kocaman, yuvarlak bir kabak resmi vardı.

— Resmini ben çizdim, dedi Suna.

Mert kendi çizdiği ince uzun fasulyeyi gösterdi. İki arkadaş resimleri yan yana koyunca masada küçücük bir bahçe kurulmuş gibi oldu.

Annesi son sepeti de yerleştirdi. Mavi örtüyü bir kez düzeltti, sonra Mert'e baktı.

— Şimdi hazırız.

Mert çanın yanına yürüdü. İki ayağı yerde rahatça durdu. Mavi tutma yerini kavradı ve annesinin gösterdiği gibi yavaşça çekti.

Ding!

Bir kez daha çekti.

Ding!

İki yumuşak ses, dut yapraklarının arasından geçip meydana yayıldı. Çeşmenin başındaki komşu sepetini aldı. Karşı avlunun kapısı açıldı. Mert'in ninesi, koluna taktığı küçük bez torbayla göründü. Torbanın ağzından sarı bir mendil çıkıyordu.

Mert, ninesinin önüne fasulye kesesini koydu.

— Bunları sana ayırdım.

Ninesi kesenin üzerindeki yaprağa baktı.

— O zaman benim kırmızı fasulyelerimden de sana verelim.

İkisi keselerini değiş tokuş etti. Suna da kabak çekirdeklerinden birkaçını küçük bir tabağa bıraktı. Meydanda kâğıt hışırtıları, yumuşak konuşmalar ve arada bir yükselen gülüşler birbirine karıştı.

Mert annesinin yanına oturdu. Avucunu açıp kapadı; mavi kumaşın yumuşaklığı hâlâ elindeymiş gibiydi.

— İpi görünce önce çalamayacağım sandım, dedi.

Annesi ona bir fasulye kesesi uzattı.

— Sonra neye ihtiyacın olduğunu gösterdin.

Mert başını salladı. Kesenin üstüne çizeceği çiçeği düşünürken gülümsedi.

Dut ağacının gölgesi masanın ucuna kadar uzandı. Mert, Suna'yla yan yana oturup yeni keseler için resimler çizdi. Çan şimdi sessizdi; mavi tutma yeri hafif rüzgârda usulca sallanıyordu. Mert, çizdiği fasulye yaprağının yanına sarı bir çan, çanın altına da küçücük mavi bir çizgi ekledi.