Masal Odası
Türk Masalları

Mavi Keçi ve Yıldız Haritası

Mavi Keçi’nin Yıldız Haritası’nda bir yıldız eksik görünür. Gökkuşağı Sokağı’ndaki küçük arayışı, bir dostun yardımıyla sıcacık bir akşama dönüşür.

5-8 yaş 7 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Mavi Keçi ve Yıldız Haritası
Tarayıcı seslendirmesi Mavi Keçi ve Yıldız Haritası
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Mavi Keçi, Gökkuşağı Sokağı’ndaki dut ağacının altına küçük bir masa çekti. Masanın üstüne Yıldız Haritası’nı serdi. Akşam güneşi, karşı evin kiremitlerini bal rengine boyuyordu. Açık bir pencereden taze ekmek kokusu geliyor, taş çeşmenin suyu usul usul şırıldıyordu.

Haritayı bir gün önce İğde Teyze ile yapmışlardı. İğde Teyze, sokağın başındaki sarı kapılı evde yaşardı. Mavi Keçi onunla dut toplar, kilimlerin saçaklarını düzeltir, bazen de akşamları gökyüzüne bakardı. Bu kez gördükleri yıldızları kalın bir kâğıda çizmişlerdi.

Kâğıdın üstünde incecik bir ay ve birkaç yıldız vardı. Dört yıldız, küçük bir çanağın kenarı gibi kıvrılıyordu. Bu şekle birlikte Minik Çanak adını vermişlerdi. Mavi Keçi, bu akşam o yıldızları kendi başına bulup İğde Teyze’ye göstermek istiyordu.

Önce masanın yanına iki minder yerleştirdi. Birini kendisi için seçti, ötekini de İğde Teyze’ye ayırdı. Sonra haritaya eğilip çanağı aradı. Bir yıldız, iki yıldız, üç yıldız… Dördüncü yıldız görünmüyordu.

Mavi Keçi başını biraz sağa yatırdı. Sonra kâğıda başka bir yönden baktı. Çanağın bir yanı açık kalmıştı. Oysa dün dört yıldız çizdiklerini çok iyi hatırlıyordu.

“Acaba silinmiş mi?” diye mırıldandı. Sesinde küçük bir hayal kırıklığı vardı. Akşam için hazırlık yapmıştı ama haritası şimdi eksik görünüyordu. Masanın üzerindeki kalemi aldı. Boş görünen yere hemen bir yıldız çizmek istedi.

Kalemin ucu kâğıda değmeden durdu. Eksik yıldızın tam olarak nereye çizildiğini hatırlamıyordu. Yanlış yere çizerse çanağın biçimi değişebilirdi. Kalemi usulca bıraktı. Minderine oturup bir süre çeşmenin sesini dinledi.

Dut ağacının yaprakları hafifçe kıpırdadı. Masanın üzerindeki kâğıdın bir kenarı da onlarla birlikte kalkıp indi. Mavi Keçi haritayı uçmasın diye tuttu. Sonra sarı kapıya baktı. İğde Teyze, kapısının önünde renk renk ipleri küçük yumaklara sarıyordu.

Mavi Keçi haritayı iki yanından tutup komşusuna götürdü.

“Haritamdaki bir yıldızı bulamıyorum,” dedi. “Yerini de tam hatırlamıyorum. Benimle bakar mısın?”

İğde Teyze elindeki yumağı sepete koydu.

“Elbette. Şu masada rahatça bakabiliriz.”

Birlikte dut ağacının altına döndüler. Mavi Keçi mindere oturup haritayı dizlerine koydu. Çizdiği üç yıldızı gösterdi. İğde Teyze yanındaki mindere yerleşti.

“Önce kâğıdın tamamına bakalım,” dedi. “Ben bir kenarını tutabilirim.”

“Masaya açalım,” dedi Mavi Keçi. “Burada daha rahat bakarım.”

Haritayı masaya yaydı. İğde Teyze bir kenarı tuttu, o da öbür kenarı yavaşça açtı. Tam o sırada kâğıdın sağ alt köşesinde ince bir çizgi fark etti.

Bu çizgi yıldızları birleştiren çizgilere benzemiyordu. Üstelik o köşe, kâğıdın geri kalanından daha kalındı. Mavi Keçi yakından baktı. Köşenin küçük bir parçası içeri doğru kıvrılmış, haritanın altına girmişti.

“Burada bir kat var!” dedi.

Köşeyi çekiştirmedi. İğde Teyze kâğıdı tutarken o, kıvrılmış kısmı yavaşça kaldırdı. Önce yıldızın bir ucu göründü. Ardından öbür uçları çıktı. Sonunda dördüncü yıldız, bütün çizgileriyle ortaya serildi.

Mavi Keçi’nin kulakları sevinçle dikildi.

“Yıldız silinmemiş! Sadece kâğıdın altında kalmış.”

İğde Teyze gülümsedi.

“İşte Minik Çanak da tamamlandı.”

Mavi Keçi dört yıldızı yeniden saydı. Bu kez çanağın iki kenarını da görebiliyordu. Dün birlikte yaptıkları çizim yine karşısındaydı.

Çeşmenin yanındaki saksıların çevresinde birkaç pürüzsüz çakıl duruyordu. Mavi Keçi dört tanesini seçti. İğde Teyze’ye gösterip, “Bunları köşelere koyarsam harita açık kalır,” dedi. Çakılları yıldızların üzerine değil, kâğıdın boş kenarlarına yerleştirdi. Harita şimdi masada dümdüz duruyordu.

Gökyüzü yavaşça koyu maviye dönerken İğde Teyze evinden küçük bir tepsi getirdi. Tepside ekmek dilimleri, peynir ve iki bardak ılık süt vardı. Mavi Keçi minderleri masaya biraz yaklaştırdı. Birlikte oturup yıldızların görünmesini beklediler.

Sokağın öteki ucunda bir kapı usulca kapandı. Pencerelerde birer birer sıcak ışıklar yandı. Dut ağacının dalına konan serçe, başını kanadının yanına soktu. Sokaktaki sesler giderek azalıyordu. Çeşmenin şırıltısı şimdi daha belirgin duyuluyordu.

İnce ay, çatıların üstünde belirince Mavi Keçi haritaya baktı. Sonra gözlerini gökyüzüne çevirdi. Önce yan yana duran iki yıldızı gördü. Biraz aşağıdaki üçüncü yıldızı buldu. Dördüncüsü de oradaydı; çanağın öteki kenarında küçük küçük parlıyordu.

“Buldum,” dedi, sesi çeşmenin suyu kadar yumuşaktı.

İğde Teyze onun gösterdiği yere baktı.

“Hangisinden başladın?”

Mavi Keçi önce kâğıttaki iki yıldızı işaret etti, sonra göktekileri gösterdi. Öbür yıldızları da birer birer tarif etti. İğde Teyze sonunda başını salladı.

“Şimdi gördüm!”

İğde Teyze ekmeğinden küçük bir parça kopardı.

“Şu çanak önümüzde olsaydı, içine ne koyardın?” diye sordu.

Mavi Keçi biraz düşündü.

“Dut koyardım. Ama olgun olanlarından. İkimize de yetsin diye kocaman bir avuç.”

“Ben de yanına bir dilim sıcak ekmek bırakırdım,” dedi İğde Teyze.

Mavi Keçi güldü. Gökyüzündeki çanak çok uzaktaydı, ama masalarının üzerindeki ekmeği paylaşmak kolaydı. Tepsiyi ikisinin ortasına çekti. Son lokmaları yerlerken ay, sarı kapının pirinç tokmağı gibi hafifçe ışıldıyordu. Kâğıttaki yıldızlarla gökteki yıldızlar sanki birbirlerine göz kırpıyordu.

İçeri girme vakti geldiğinde Mavi Keçi çakılları saksıların yanına geri koydu. Haritasına bir kez daha baktı. Onu yeniden küçücük katlamak istemedi.

“Bunun düz durabileceği bir yer bulacağım,” dedi.

İğde Teyze evinden iki kalın karton getirdi. Mavi Keçi haritayı aralarına yerleştirip mavi bir kurdeleyle bağladı. Ardından boş bardakları tepsiye koydu.

Sonra İğde Teyze’yle birlikte kendi kapısına kadar yürüdü. Haritayı içerideki alçak rafa bıraktı. Kartonların arasında hiçbir köşe kıvrılmıyordu.

Kapının önünde birbirlerine iyi geceler dilediler. Mavi Keçi başını kaldırınca Minik Çanak’ı bir kez daha gördü. İnce ay, Gökkuşağı Sokağı’nın üstünde parlıyordu. İğde Teyze el salladı. Mavi Keçi de gülümseyerek karşılık verdi; sonra bütün yıldızları yerinde olan haritasının yanına, evinin sıcaklığına döndü.