Lina ve Gece Lambasının Sıcak Işığı
Gece, Lina'nın odasını biraz farklı gösterir. Annesiyle tanıdık sesleri dinleyen Lina, gece lambasının sıcak ışığında uykuya hazırlanır.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Lina, Gizli Koruluk'taki evlerinin yatak odasında yorganını dizlerine çekti. Penceresinin önündeki ıhlamurdan ince bir hışırtı geliyordu. Annesi büyük ışığı kapatmak için elini düğmeye uzatınca Lina doğruldu. Sandalyenin arkasına bıraktığı hırkaya baktı, sonra annesinin eline.
“Biraz daha açık kalsın mı?” dedi. “Işık kapanınca sandalyem bile başka görünüyor.”
Annesi elini düğmeden çekip yatağın yanına oturdu. Lina yorganın kenarını parmaklarının arasında tuttu. Gündüz çok sevdiği odası, ışık azalınca ona biraz yabancı geliyordu.
“Karanlıkta uyumak bu gece biraz zor geliyor,” dedi Lina. “Bir de dışarıdaki sesleri düşünüyorum.”
“Yanındayım,” dedi annesi. “İstersen önce gece lambanı yakalım, sonra birlikte bakalım.”
Komodinin üstünde yuvarlak, bal rengi bir lamba duruyordu. Annesi küçük düğmesine bastı. Gece lambasının sıcak ışığı yastığın kenarına, su bardağına ve yatağın yanındaki terliklere yayıldı. Lina'nın bütün odası aydınlanmamıştı; pencerenin yanı hâlâ loştu. Ama şimdi yorganındaki küçük çiçekleri görebiliyordu.
“Bu açık kalabilir mi?” diye sordu.
“Kalabilir,” dedi annesi. “Büyük ışığı kapatmamı ister misin?”
Lina biraz düşündü, sonra başını salladı. Annesi büyük ışığı kapatıp yatağın yanına döndü. Gece lambasının çevresi şimdi daha sarı görünüyordu. Duvarda, sandalyenin arkasından uzanan bir gölge vardı. Lina'nın parmakları yorganın kenarını yine sıkıca tuttu.
“Şu gölgeyi sevmiyorum,” dedi. “Neden yukarı uzanıyor?”
Annesi gölgenin önündeki sandalyeye baktı.
“Sandalyende ne bıraktığını hatırlıyor musun?”
Lina, bir kolu aşağı sarkan hırkasını gördü.
“Yeşil hırkamı.”
Annesi hırkayı yavaşça kaldırdı. Duvardaki uzun parça da onunla birlikte yer değiştirdi. Sonra hırkayı dolaptaki askısına astı. Geriye yalnızca sandalyenin gölgesi kaldı.
“Meğer hırkam da oturmuş,” dedi Lina.
Annesi gülümsedi. Lina da gülümsedi ama yorganı henüz bırakmadı.
Pencereden yeniden hışır hışır bir ses geldi. Lina başını çevirdi. Gündüz ağaçta küçük kuşlar görmüştü. Şimdi dalları seçemediği için sesin nereden geldiğini anlamak istiyordu.
“Yapraklar mı?” diye sordu.
“Birlikte dinleyelim,” dedi annesi.
İkisi de sustu. Ses biraz arttı, sonra azaldı. Perdenin açık kalan kenarından, ıhlamurun ince bir dalı görünüyordu. Dal sallandığında yapraklar da hışırdıyordu.
“Öğleden sonra bahçede de böyle olmuştu,” dedi Lina. “Yapraklar aynı sesi çıkarıyordu.”
Annesi perdeyi biraz araladı. Lina yatağında doğrulup baktı. Gökyüzünün küçük bir parçası ve ıhlamurun yaprakları görünüyordu. Gündüz yürüdükleri patika loşlukta görünmüyordu ama pencerenin önündeki ağaç aynı yerdeydi. Lina, öğleden sonra o ağacın altına düşen yapraklardan birini cebine koyduğunu hatırladı. Şimdi yaprak, masasında duran küçük kutudaydı.
“Gece ağacı daha az görüyorum,” dedi. “Ama yapraklarını duyabiliyorum.”
Annesi başını salladı. Perdeyi Lina'nın istediği kadar kapattı ve yatağın yanına döndü.
Oda sessizleşince koridordaki saatin tik takları duyuldu. Lina bu sesi sabahları da duyardı. Kahvaltı ederken kaşıkların sesine karışırdı. Şimdi daha belirgindi. Biraz dinledi, sonra parmağını yorganının üstünde hafifçe oynattı.
“Tik,” dedi.
Annesi de usulca, “Tak,” diye karşılık verdi.
Lina'nın ağzının kenarı yukarı kıvrıldı. Birkaç tik taktan sonra ikisi de sustu.
Annesi her akşam yaptığı gibi yorganın ayak ucunu düzeltti. Lina dişlerini fırçalamış, yüzünü yıkamış, çizgili pijamasını giymişti. Şimdi sırada yastığının yanına bez tavşanını yerleştirmek vardı. Tavşanın bir kulağı hep öne düşerdi. Lina kulağı düzeltti; kulak yine düştü.
“Böyle daha rahat galiba,” dedi.
Annesi su bardağını uzattı. Lina küçük bir yudum içince bardağı yeniden komodine koydu. Sonra her gece mırıldandığı yavaş ezgiye başladı. Lina söz beklemiyordu. Bu ezginin yalnızca yumuşak bir mırıltısı vardı.
Lina başını yastığa koydu. Annesinin sesi, yaprakların hışırtısına karışıyordu. Odanın bir köşesi hâlâ loştu. Lina oraya baktığında annesinin elini tutmak istedi. Hemen gözlerini kapatmaya hazır değildi.
“Elimi biraz tutar mısın?” diye sordu.
Annesi elini uzattı. Lina onun parmaklarına dokundu. Bir süre lambanın aydınlattığı çiçekli yorgana baktı. Işığın ulaştığı yerde sarı bir çiçek vardı; yanında da minicik yeşil bir yaprak.
Ezgi bittiğinde annesi eğilip Lina'nın alnını öptü.
“Ben mutfakta kupamı yıkayacağım,” dedi. “Kapını nasıl bırakalım?”
“Biraz açık. Lambam da yanmaya devam etsin.”
“Tamam.”
Annesi kapıyı Lina'nın gösterdiği kadar aralık bıraktı. Koridordan ince bir ışık çizgisi göründü. Lina annesinin mutfağa giden adımlarını duydu. Sonra su sesi geldi. Bu da tanıdık bir sesti; akşam yemeklerinden sonra hep duyardı.
Biraz sonra dışarıdaki yapraklar yeniden hışırdadı. Lina sesi tanıdı ama yine de annesini görmek istedi.
“Anne?” diye seslendi.
Annesi kapıda göründü.
“Buradayım.”
“Sesin yapraklardan geldiğini biliyorum,” dedi Lina. “Yine de gelmeni istedim.”
Annesi yanına geldi, yorganın dışına çıkmış elini usulca okşadı.
“Biraz daha oturabilirim.”
Lina başını salladı.
Bu kez konuşmadan oturdular. Lina bir eliyle tavşanının düşen kulağını tuttu. Diğer elini yorganın üzerine bıraktı. Yorganın kenarını artık sımsıkı tutmuyordu. Annesi yeniden o tanıdık ezgiyi mırıldandı. Lina'nın gözleri bir açıldı, bir kapandı.
“Yarın ıhlamurun altındaki yapraklara bakarız,” diye fısıldadı Lina.
“Bakarız,” dedi annesi.
Lina hâlâ azıcık korkuyordu. Ama gece lambası yanıyordu, annesi yanındaydı ve kapısı istediği gibi aralıktı. Şimdi başını yastığa biraz daha rahat bırakabiliyordu.
Bir süre sonra Lina uyudu. Annesi sessizce kalktı; lambayı açık, kapıyı aralık bıraktı. Gizli Koruluk'ta yapraklar hafifçe hışırdarken gece lambasının sıcak ışığı, Lina'nın çiçekli yorganını aydınlatıyordu.