Masal Odası
Hayvan Masalları

Köpek Poyraz ve İlk Çiçeğin Haberi

Poyraz, Papatya Tepesi’nde açan ilk kasımpatıyı dostlarına göstermek ister. Kaplumbağa İğde’yle birlikte, çiçeğin yerinde kalacağı güzel bir buluşma hazırlar.

5-8 yaş 11 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Köpek Poyraz ve İlk Çiçeğin Haberi
Tarayıcı seslendirmesi Köpek Poyraz ve İlk Çiçeğin Haberi
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Poyraz, Papatya Tepesi’nin kıvrılan yolunda burnunu sarı bir yaprağa uzattı. Yaprak, burnuna değince hafifçe hışırdadı. Köpek Poyraz hapşırdı, sonra yaprağın altından görünen küçücük sarı bir noktaya baktı. Bu, başka bir yaprak değildi. Yolun kıyısındaki kasımpatının ilk çiçeği açmıştı. Poyraz kulaklarını dikti. Çiçeğin ortası, sabah güneşinde minik bir düğme gibi parlıyordu.

Tepenin papatyaları yaz sonunda solmuş, bahçelerdeki renkler yavaş yavaş değişmişti. Şimdi ağaçların altında turuncu ve kahverengi yapraklar birikiyordu. Ceviz ağacının yanındaki küçük kasımpatıysa yeşil yapraklarının arasında sımsıkı tomurcuklar taşıyordu. Poyraz her sabah buradan geçiyor, tomurcuklara uzaktan bakıp yoluna devam ediyordu. O sabah içlerinden biri sonunda açılmıştı.

Poyraz, çiçeği daha iyi görmek için başını yana eğdi. Sarı yaprakçıklar ortadaki yuvarlağın çevresine dizilmişti. Birinin ucunda küçücük bir su damlası duruyordu. Poyraz burnunu yaklaştırmak yerine olduğu yerde kaldı. Çiçek öyle alçaktaydı ki eğilince hepsini görebiliyordu. Gülümsedi. Sonra çiçeğin yanında duran kapalı tomurcukları saymaya başladı, ama mutluluğundan sayıyı karıştırdı.

Bu kasımpatıyı Kaplumbağa İğde’yle birlikte dikmişlerdi. İğde bitkilerle ilgilenir, Poyraz da küçük sulama kabını taşırdı. Dostları Tavşan Kıtır ile Tarla Faresi Tane, çiçeğin açmasını merakla bekliyordu. Dün ceviz ağacının altında otururken konuşmuşlardı: Onu ilk gören, ötekilere haber verecekti. Poyraz’ın kuyruğu sevinçle sallandı. Haberi götürecek olan oydu!

Hemen dönüp arkadaşlarını çağırmak istedi. Fakat bir adım atacakken durdu. Kasımpatı, yolun kenarındaki yumuşak toprağın içindeydi. İnce gövdelerin çevresinde başka küçük sürgünler de vardı. Birkaç hayvan birden çiçeğin yanına sokulursa patileri o toprağa basabilirdi. Üstelik geniş bir çınar yaprağı, çiçeği yol tarafından yarı yarıya örtüyordu. Poyraz şimdiye kadar onu yalnızca eğilip baktığı için görebilmişti.

“Herkes görsün istiyorum,” diye mırıldandı. “Ama çiçeğin çevresini de ezmeyelim.” Aklına onu küçük bir sepete koyup ceviz ağacına götürmek geldi. Sonra gözleri yeşil gövdeye, gövdenin toprağa girdiği yere kaydı. Çiçek burada büyüyordu. Yerinden ayrılmasını istemedi. Poyraz yolun üstüne oturdu. Kuyruğunu patilerinin yanına topladı ve acele etmeden düşünmeye başladı.

Yaprağı kaldırırsa çiçek görünürdü. Yine de dostlarının nerede duracaklarını bilmesi iyi olurdu. Acaba yolun kenarına bir işaret koyabilir miydi? Birkaç dalı yan yana dizmeyi düşündü. Sonra dalların da çiçeğin önünü kapatabileceğini fark etti. Başını kaldırıp bahçe kulübesine baktı. Kapı açıktı. İğde, içeride boş saksıları alçak bir rafa yerleştiriyordu.

Poyraz çiçeğin bulunduğu yere son kez baktı, sonra kulübeye gitti. “İğde, kasımpatımız açmış!” dedi. “Sarı olan mı?” “Evet! İlk çiçek. Kıtır’la Tane’yi çağırmak istiyorum. Ama çiçeği görmek için yumuşak toprağa basmalarını istemiyorum. Yolun üstünden bakabilsek ne güzel olur. Benimle gelir misin?” İğde, tuttuğu boş saksıyı bıraktı. “Birlikte bakalım,” dedi.

İğde yavaş adımlarla yürürken Poyraz onun yanında ilerledi. Yolun iki yanında yapraklar hışırdıyordu. Bir serçe ceviz dalına kondu, gagasıyla tüylerini düzeltti. Poyraz, biraz önce koşmak isterken şimdi çevresindeki sesleri duyabildiğini fark etti. Yine de çiçeği düşününce kuyruğunun ucu kıpır kıpır oluyordu. İğde de bunu görüp gülümsedi.

Kasımpatının yanında durdular. İğde, çınar yaprağının yolun üstüne uzanan sapını gösterdi. “Şu yaprağa buradan ulaşabiliyoruz,” dedi. Poyraz patisini toprağa koymadan yaprağı yavaşça kendine çekti. İğde de kenarını tuttu. Birlikte kaldırdıklarında sarı çiçek bütünüyle ortaya çıktı. Gövdesi dimdik duruyordu. Yakınındaki tomurcuklar da görünmüştü. Poyraz yaprağı alıp çalıların altındaki öteki kuru yaprakların yanına bıraktı.

İğde yolun üzerinde biraz geri çekildi. “Ben buradan görebiliyorum,” dedi. Poyraz da yanına geçti. Çiçek, taş döşeli yolun tam kıyısındaydı. Demek ki kimsenin toprağa girmesine gerek yoktu. Poyraz burnunu havaya kaldırdı. “Dostlarımızı buraya çağırabiliriz. Bir de küçük bir resim yaparım. Böylece haberi taşırım, çiçek de yerinde kalır!”

Kulübede geçen gün kullanılan bir kartonun temiz yüzü duruyordu. İğde, kartonla birlikte sarı, yeşil ve kahverengi boya kalemlerini getirdi. Poyraz yolun yanındaki banka oturdu. Kartonu dizlerine yerleştirdi; ortasına kocaman, sarı bir yuvarlak çizdi. Çevresine kısa çizgiler ekledi. Yeşil bir sap, iki yaprak… Sonra durup gerçek çiçeğe baktı. Resimdeki çiçeği biraz fazla tombul yapmıştı.

“Benimki sana benzemedi galiba,” dedi çiçeğe usulca. İğde resme baktı. “Sarı olduğunu hemen anladım. Bakınca senin neye sevindiğini de anlıyorum.” Poyraz bu kez resmin altına yolun küçük bir parçasını çizdi. Çiçeğin yanında, taşların üzerinde duran dört pati izi yaptı. Böylece kendisinin nerede durduğunu da göstermiş oldu. Resmini kaldırıp uzaktan baktı. İçine sinmişti.

“Üstüne ne yazalım?” diye sordu İğde. Poyraz biraz düşündü. “İlk Çiçeğin Haberi,” dedi. İğde, Poyraz’ın söylediği sözleri kartonun üst kısmına yazdı. Harfler, sarı çiçeğin üzerinde küçük bir kemer gibi sıralandı. Poyraz kartonu kenarlarından tuttu. Çiçeği, yolunu ve kendi pati izlerini gösteren bu haberi dostlarına götürmek için sabırsızlanıyordu.

Ceviz ağacının altında Kıtır, yere düşmüş cevizlerin kabuklarını küçük bir sepette topluyordu. Tane ise eski bir örtünün köşelerini düzeltiyordu. Birazdan birlikte oturup armut yiyeceklerdi. Poyraz yaklaşınca ikisi de başını kaldırdı. Kartondaki sarı yuvarlağı önce güneş sandılar. Poyraz resmi göğsünün önünde tuttu. “Kasımpatımız açtı,” dedi. “Bakın, ilk çiçeğin haberini getirdim!”

Kıtır’ın uzun kulakları dikildi. Tane de örtünün üstüne oturup resme baktı. “Çiçek nerede?” diye sordu. Poyraz, ceviz ağacının ötesindeki yolu gösterdi. “Kendi yerinde. İğde’yle önündeki kuru yaprağı kaldırdık. Yoldan bakınca çok güzel görünüyor.” Kıtır sepetteki kabukları ağacın yanına bıraktı. Tane armutların üstünü örttü. Sonra üçü, resimdeki çiçeğin gerçeğini görmeye gittiler.

Poyraz önden yürüdü, ama bu kez adımlarını küçük tuttu. Kartonu göğsüne yaslamıştı. Ara sıra dönüp dostlarının yanında olup olmadığına bakıyordu. İğde onları bankın yanında bekliyordu. “İşte burada,” dedi Poyraz. Taşların üzerinde durdu. Kıtır onun yanına geldi. Tane de ikisinin arasındaki boşluğa geçti. Hiçbiri yumuşak toprağa basmamıştı. Sarı çiçek karşılarında sessizce duruyordu.

“Çiçeği daha küçük sanmıştım,” dedi Kıtır. Tane bıyıklarını oynattı. “Ben de daha büyük sanmıştım.” Poyraz kartona, sonra çiçeğe baktı. Üçü birden usulca güldü. Resim, çiçeğin aynısı değildi; ama onları doğru yere getirmişti. İğde bankın bir ucuna oturdu. Poyraz kartonu yanına dayadı, böylece herkes hem çiçeği hem resmi görebildi.

Tane çömelince sarı yaprakçıkların alt tarafını gördü. “Buradan küçük bir şemsiyeye benziyor,” dedi. Kıtır başını yana eğdi. “Bana da minik bir güneşi hatırlatıyor.” Poyraz su damlasını aradı. Damla artık yoktu. Yerinde, gün ışığını tutan ince bir parlaklık vardı. “Sabah bir yaprakçığında damla vardı,” dedi. “Keşke onun resmini de çizseydim.”

Hafif bir rüzgâr esti. Çiçeğin başı azıcık sallandı, sonra yeniden durdu. Ceviz ağacından bir yaprak ağır ağır dönerek indi ve Kıtır’ın kulağına takıldı. Kıtır kulağını kıpırdatınca yaprak önüne düştü. Onu sapından tutup kaldırdı. “Resmin boş tarafına bunu da koyabilir miyiz?” diye sordu. Poyraz kartonu banktan aldı. “Koyalım. Böylece sonbahar olduğu da görünür.”

İğde kulübeden biraz yapıştırıcı getirdi. Kıtır, yere düşmüş yaprağı kartonun alt köşesine yerleştirdi. Tane kahverengi kalemle ince bir yol çizdi; yolun yanına kendi küçücük pati izlerini ekledi. Poyraz da sarı çiçeğin bir yaprakçığına sabah gördüğü damlayı çizdi. İğde kartonu tutarak kaymasını önledi. Tane izlere bakıp bir patisini kaldırdı. “Benimkiler bu kadar,” dedi. Kıtır kendi patisini yanına koyunca farkı görüp güldüler. Poyraz resme baktı. Şimdi hem çiçeğin yerini hem onu görmeye gelen dostların izlerini gösteriyordu.

“Bu haberi ceviz ağacının yanına koyalım,” dedi Poyraz. Resmi birlikte taşıdılar. İğde, oradaki alçak sepetin arkasına dayadı. Karton rüzgârda uçmasın diye alt kenarını iki küçük taşla desteklediler. Sarı çiçek resmi ağacın gölgesinden kolayca görünüyordu. Gerçek çiçek de yolun öte yanında, toprağında duruyordu. Poyraz bir oraya, bir buraya baktı. Haber gelmişti; çiçeğin yer değiştirmesine gerek kalmamıştı.

Kıtır örtüyü yeniden serdi. Tane, yanlarında getirdikleri armut dilimlerini küçük tabaklara paylaştırdı. İğde de getirdiği sürahiden bardaklara su koydu. Poyraz kartonun yakınındaki yere oturdu. Az önce ne yapacağını bilemezken şimdi hepsi aynı ağacın altında yan yanaydı. Üstelik çiçeği görmek isteyenin yalnızca başını yola çevirmesi yeterliydi. Poyraz bir dilim armut aldı. Kabuğu çiçeğin ortası kadar sarıydı.

Sohbet ederlerken Tane bir ara sustu. Kulaklarını oynatıp dinledi. “Yaprakların sesi burada daha çok duyuluyor,” dedi. Hep birlikte bir an sessiz kaldılar. Tepeden geçen rüzgâr önce ceviz dallarını, sonra yol kıyısındaki kuru yaprakları kıpırdattı. Hışırtı, ağacın altında başlayıp bahçenin ucuna kadar uzandı. Poyraz, arkadaşlarının yanında o sesi dinlemekten hoşlandı.

Öğleden sonra güneş biraz yana kaydı. Kasımpatının sarısı daha yumuşak görünüyordu. Poyraz boş tabağını sepete koydu ve yolun üstünden çiçeğe bir kez daha baktı. Yanındaki tomurcuklar hâlâ kapalıydı. Birinin ucunda incecik sarı bir çizgi belirmişti. Poyraz eğilip baktı, sonra doğruldu. Arkasına döndüğünde dostlarının örtünün köşelerini birlikte katladığını gördü. Yanlarına gidip örtünün kendisine yakın ucunu tuttu.

Akşam serinliği yaklaşırken örtüyü topladılar. İğde kartonu kulübenin içindeki pencere önüne yerleştirdi. Resim orada kuru kalacak, yoldan da görülecekti. Poyraz vedalaşmadan önce kasımpatıya doğru başını eğdi. Sarı çiçek hafifçe sallandı. Sonra dostlarının yanına yürüdü. Patilerinin altında kuru yapraklar hışırdıyordu. İlk çiçeğin haberi artık hepsindeydi. Çiçekse kendi küçük yerinde, yeşil yapraklarının arasında sakince duruyordu.