Masal Odası
Eğitici Masallar

Nehir ve Cesur Küçük Söz: İki Kişilik Salıncak Masalı | Eğitici Masallar

Nehir, küçük kardeşi de salıncağa binmek isteyince annesiyle baş başa kalma arzusunu saklamak yerine cesur ve nazik bir cümleyle anlatır.

5-8 yaş 9 dakika Sesli anlatım
Nehir ve Cesur Küçük Söz: İki Kişilik Salıncak Masalı | Eğitici Masallar
Yelda ile sesli masal Nehir ve Cesur Küçük Söz: İki Kişilik Salıncak Masalı | Eğitici Masallar Sırada: Nehir ve Sabır Tohumu: Mavi Çanta Masalı | Eğitici Masallar
0:00 10:22
Okuma görünümü

Bu kardeş kıskançlığı masalı, Nehir’in evinde tarçın kokulu çöreklerin piştiği, güneşli ve sakin bir cumartesi sabahında başladı.

Nehir yedi yaşındaydı. Evlerinin küçük bahçesindeki yeşil salıncağı çok severdi. Bu salıncak yan yana oturan iki kişi içindi. Nehir orada annesi Selin’le sallanırken okulda öğrendiklerini, gördüğü ilginç bulutları ve aklına gelen oyunları anlatırdı.

O sabah Nehir, renkli kâğıtlardan bir rüzgâr gülü yapmıştı. Kırmızı, sarı, mavi ve yeşil kanatları vardı. Rüzgâr gülü döndükçe renkler birbirine karışıyor, küçük bir gökkuşağına benziyordu.

Nehir yaptığı rüzgâr gülünü annesine gösterdi.

“Bahçedeki salıncağa oturup birlikte döndürür müyüz?” diye sordu.

Annesi fırından yeni çıkan çörekleri tezgâha bırakırken gülümsedi.

“Elbette,” dedi. “Çörekler biraz soğusun, sonra salıncakta yan yana otururuz.”

Nehir bu söz üzerine sevindi. Rüzgâr gülünü dikkatle pencerenin önüne koydu. Salıncakta annesine anlatmak istediği şeyleri düşünmeye başladı. Sınıfta ektiği fasulye filizlenmişti. Ayrıca resim dersinde kocaman yapraklı bir ağaç çizmişti. Hepsini sırayla anlatacaktı.

Tam o sırada dört yaşındaki kardeşi Mert mutfağa geldi. Hırkasının bir kolunu giymiş, diğer kolunu bulamamıştı.

“Anne, yardım eder misin?” dedi.

Selin, Mert’in yanına eğilip hırkasını giymesine yardım etti. Sonra eğri duran yakasını düzeltti. Mert annesine sarıldı. Annesi de onun saçlarına küçük bir öpücük kondurdu.

Nehir onları izlerken göğsünün içinde belli belirsiz bir sıkışma hissetti. Sanki görünmeyen bir düğüm, kalbinin hemen yanında yavaşça bağlanıyordu.

Annesinin Mert’e yardım etmesinin normal olduğunu biliyordu. Kardeşini de seviyordu. Yine de o sabah annesinin yalnızca kendisiyle ilgilenmesini istemişti. Bu iki duygu yan yana durunca Nehir’in kafası karıştı.

Mert, masanın üzerindeki rüzgâr gülünü fark etti.

“Ben de isterim!” diyerek elini uzattı.

Nehir rüzgâr gülünü hemen eline aldı.

“Bu benim,” dedi. Sesi düşündüğünden biraz daha sert çıkmıştı.

Mert elini indirdi. Selin ikisine de baktı ama çörekleri tabaklara koymakla meşgul olduğu için o anda bir şey söylemedi. Nehir, kardeşinin yüzündeki şaşkınlığı görünce üzüldü. Yine de içindeki düğüm çözülmemişti.

Biraz sonra bahçeye çıktılar. Toprak, sabah güneşiyle ısınmıştı. Saksılardaki naneler hafifçe kokuyor, çitin yanındaki papatyalar rüzgârla usulca sallanıyordu.

Nehir rüzgâr gülünü yanında taşıyarak salıncağa koştu. Annesi de arkasından geldi. Nehir iki minderden pencereye yakın olanına oturdu. Diğer minderi eliyle düzeltti. Annesi birazdan oraya oturacaktı.

Fakat Mert de küçük adımlarla bahçeye çıktı.

“Ben de salıncak!” dedi.

Selin, “Peki, birlikte bir yol buluruz,” diyerek salıncağa yaklaştı.

Mert hemen boş mindere oturdu. Nehir’in annesiyle yan yana oturmak için ayırdığı yer artık doluydu. Selin salıncağın arkasında durup onları hafifçe sallamaya başladı.

Mert neşeyle ayaklarını uzatıyordu. Rüzgâr gülü de dönüyordu. Her şey güzel görünüyordu ama Nehir güzel hissetmiyordu. Anlatmak istediği cümleler sanki boğazında birbirine sokulmuştu.

Bir süre sessiz kaldı. Sonra ayakkabılarının ucuna baktı. İçindeki düğüm biraz daha sıkılaştı. “Mert gitse,” diye düşündü. Ardından bunu düşündüğü için kendine kızdı.

Selin, Nehir’in sessizliğini fark etti. Salıncağı yavaşça durdurdu ve onun yanına çömeldi.

“Yüzün düşünceli görünüyor,” dedi. “İçinde söylemek istediğin bir şey var mı?”

Nehir önce omuzlarını kaldırdı. “Yok,” demek kolaydı. Böyle söylerse kimse üzülmezdi. Fakat içindeki düğüm orada kalacaktı.

Rüzgâr gülünün renkli kanatlarına baktı. Derin bir nefes aldı. Söylemek istediği cümle çok uzun değildi. Yine de onu söylemek için küçük bir cesaret gerekiyordu.

“Anne,” dedi yavaşça, “Mert’i seviyorum ama bugün seninle biraz baş başa sallanmak istemiştim. Sen hep onunla ilgilenince içim daralıyor.”

Bahçede kısa ve yumuşak bir sessizlik oldu. Mert ayaklarını sallamayı bıraktı. Nehir annesinin yüzüne baktı. Kızgınlık görmedi. Annesinin gözlerinde dikkatli, sıcak bir ifade vardı.

Selin, Nehir’in elini tuttu.

“Bunu bana söylemen iyi oldu,” dedi. “Mert’i sevmen, bazen benimle yalnız kalmak istemene engel değil. İkinize ayırdığım zaman her zaman aynı anda olmak zorunda da değil.”

Sonra Mert’e döndü.

“Nehir’le biraz baş başa sallanacağım. Bu sırada babanla naneleri sulayabilirsin. Sonra sıra sana gelecek.”

Bahçenin öbür yanında saksıları düzenleyen babaları Emre, küçük sulama kabını kaldırdı.

“Mert, naneler bugün yardım bekliyor,” dedi.

Mert önce salıncağa, sonra sulama kabına baktı. Biraz düşündü. Ardından minderden indi.

“Sonra ben mi?” diye sordu.

“Evet,” dedi Selin. “Sonra sen.”

Mert babasının yanına gitti. Emre küçük kaba biraz su doldurdu. Mert suyu yavaşça saksıya dökerken Nehir’in içindeki düğüm gevşemeye başladı.

Selin boş mindere oturdu. Nehir rüzgâr gülünü önünde tuttu. Salıncak usulca ileri geri hareket etti. Hafif rüzgâr, renkli kanatları döndürdü.

Nehir annesine fasulye filizini anlattı. İncecik gövdesinin toprağın içinden nasıl çıktığını elleriyle gösterdi. Sonra resim dersinde çizdiği ağacı tarif etti. Ağacın dallarından birinde mor yapraklar vardı, çünkü Nehir o gün mor bir ağaç görmek istemişti.

Annesi onu acele ettirmeden dinledi. Bazen soru sordu, bazen yalnızca gülümsedi. Nehir konuşurken omuzlarının rahatladığını fark etti. İçindeki sıkışıklık artık küçücük olmuştu.

Bir süre sonra Selin, “Söylediğin o küçük cümle oldukça cesurdu,” dedi.

Nehir şaşırdı.

“Ama sadece ne hissettiğimi söyledim.”

“Bazen ne hissettiğimizi sakin bir şekilde söylemek cesaret ister,” dedi annesi.

Nehir bunu düşündü. Cesaretin her zaman yüksek sesle konuşmak ya da çok zor bir şey yapmak olmadığını fark etti. Bazen cesaret, kalbinin içindeki karışık duygulara isim verip onları sevdiğin birine anlatmaktı.

Rüzgâr gülü birkaç tur daha döndü. Nehir, babasıyla Mert’e baktı. Mert nane yapraklarından birini dikkatle kokluyor, sonra gülüyordu. Onu görünce Nehir’in içindeki son küçük düğüm de çözüldü.

“Sanırım şimdi Mert’in sırası,” dedi.

Annesi salıncağı durdurdu. Mert koşmadan, küçük adımlarla yanlarına geldi. Bu kez annesi mindere oturdu, Mert de yanına geçti. Nehir rüzgâr gülünü tutarak karşılarında durdu.

Mert sallanırken, “Nehir’in gülü dönüyor!” diye seslendi.

Nehir gülü biraz daha yukarı kaldırdı. Mert’in kahkahası bahçeye yayıldı. Birkaç dakika sonra Mert salıncaktan indi ve rüzgâr gülüne dokunmadan yakından baktı.

“Ben de yapabilir miyim?” diye sordu.

Nehir düşündü. Sabah olsa rüzgâr gülünü hemen arkasına saklayabilirdi. Şimdi ise kardeşinin kendisine ait olanı almak istemediğini, yalnızca benzerini yapmak istediğini anladı.

“Olur,” dedi. “Sana turuncu ve yeşil kâğıt seçebiliriz.”

Öğleden sonra mutfak masasına renkli kâğıtlar serildi. Nehir katlama yerlerini gösterdi. Mert yapıştırıcıyı dikkatle sürdü. Rüzgâr gülleri tamamlanınca ikisi bahçeye çıktı.

Bu kez iki kardeş salıncağın yan yana duran minderlerine oturdu. Anneleri onları yavaşça salladı. Nehir’in rüzgâr gülü bir yanda, Mert’inki diğer yanda dönüyordu. Renkler birbirine karışmadan aynı rüzgârda hareket ediyordu.

Akşam olduğunda Nehir, annesinin Mert’e pijamasını giydirdiğini gördü. İçindeki eski düğüm geri gelmedi. Yalnızca annesine anlatmak istediği yeni bir şey olduğunu hatırladı.

“İşin bitince yanıma gelir misin?” diye sordu.

Selin başını çevirip gülümsedi.

“Gelirim,” dedi.

Nehir odasına giderken sabah söylediği cesur küçük sözü düşündü. Artık biliyordu: Kalbinde kıskançlık belirdiğinde onu saklamak ya da kendine kızmak zorunda değildi. Duygusunu sakin bir cümleyle anlatabilir, sevginin içinde kendisine de kardeşine de yer açabilirdi.

Bahçedeki iki kişilik salıncak gece rüzgârında hafifçe kıpırdadı. Yan yana duran iki minder, ertesi günün yeni konuşmalarını sessizce bekledi.