Fındık Fare ve Yağmurun Yumuşak Şarkısı
Çınar Ormanı'nda gök gürleyince Fındık Fare annesine sokulur. Güvenli evlerinde beklerken yağmur damlalarının içinden sıcacık bir uyku şarkısı doğar.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Fındık Fare, Çınar Ormanı'ndaki evlerinde bez tavşanının sepetine küçük bir yastık yerleştiriyordu. Yastığın bir köşesi yukarıda kalmıştı. Onu patisiyle düzeltti, sonra mavi örtüyü tavşanın ayaklarına çekti. Kendi yatağına geçmeden önce bu küçük yatağı hazırlamayı seviyordu. Annesi de yakındaki koltukta oturmuş, dikiş kutusunu topluyordu.
Dışarıda akşam ışığı yavaşça çekiliyordu. Çınar yaprakları rüzgârla kıpırdadı. Ardından çatıya birkaç damla düştü. Pıt, pıt, pıt… Fındık, örtünün kenarını katlarken başını kaldırdı. Sanki biri çatının üstünde minicik parmaklarıyla yürüyordu. Biraz dinledi, sonra bez tavşanının kulağını yastığın üstüne yerleştirdi.
“Böyle yatarsa yağmuru daha iyi duyar,” dedi annesine.
Annesi gülümsedi. “Kulağı örtünün dışında kalmış. Sen de kendi yastığını böyle hazırlamıştın.”
Tam o sırada gök gürledi. Fındık'ın omuzları kalktı. Elindeki örtünün ucu yere düştü. Çatıdaki küçük damla seslerinden çok farklıydı bu ses. Fındık, tavşanın sepetini bıraktı ve annesine döndü.
“Anne, korktum,” dedi. “Ses birden geldi.”
Annesi dikiş kutusunu kapatıp elini uzattı. Fındık o tanıdık ele tutunarak koltuğa yaklaştı.
“Evet, birden geldi,” dedi annesi. “Yanındayım.”
“Bir daha gürler mi?”
“Yine duyabiliriz. Gök gürültülü havalarda dışarı çıkmayacağız. Pencereden uzaktaki bu koltukta birlikte oturalım.” Annesi biraz yana kayıp ona yer açtı. “Yanımda mı oturmak istersin, kucağımda mı?”
“Yanında. Ama çok yanında.”
Fındık, annesinin koluna sokuldu. Annesi yün battaniyeyi ikisinin dizlerine örttü. Battaniyenin ucunda küçük, sarı bir yama vardı. Fındık parmağını yamanın kenarında gezdirdi. Bu battaniyeyi tanıyordu; serin akşamlarda kitap dinlerken de dizlerine örterdi. Annesinin kolu sıcaktı. Fındık bir süre hiçbir şey söylemedi.
Yağmur çatıya vurmaya devam etti. Fındık önce yalnızca annesinin yanında durmak istedi. Sonra, beklerken, damlaların sesleri kulağına yeniden gelmeye başladı. Çatıda ince bir pıtırtı vardı. Yapraklara düşen su daha yuvarlak, daha dolgun ses çıkarıyordu. Saçaktan damlayanlar ise arada bir şıp diye duyuluyordu.
“Hepsi aynı sesi çıkarmıyor,” dedi Fındık.
Annesi başını hafifçe eğip dinledi. “Doğru. Çatıdaki sesle yapraklardaki ses birbirinden farklı.”
Fındık bir parmağını battaniyeye dokundurdu. Pıt. Sonra bir daha dokundurdu. Pıt pıt. Sertçe vurmuyordu; parmağı yumuşak kumaşın üzerinde küçük izler bırakıp kalkıyordu. Annesi de kendi dizinde aynı ritmi tuttu. Bir süre yalnızca damlalarla parmaklarının sessiz hareketleri birbirini izledi. Fındık'ın ağzının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Buna bir ses ekleyebiliriz,” dedi.
Dudaklarını kapatıp kısacık mırıldandı. Ardından yağmuru dinlemek için sustu. Mırıldandığı ses, çatıdaki pıtırtının arasına yerleşmişti. Bir daha denedi; bu kez biraz daha uzun tuttu. Annesi hemen katılmadı. Önce Fındık'ın nasıl söylediğini dinledi, sonra aynı yumuşak sesi onunla birlikte mırıldandı.
Fındık, tavşanının sepetine baktı. Mavi örtünün bir ucu hâlâ yerdeydi.
“Damlalar çatıda, biz sıcak odada,” diye usulca söyledi.
Annesi onun sözlerini aynı ezgiyle tekrarladı. Fındık bu küçük şarkının sonuna uzun bir mırıltı ekledi. Sonra başını annesinin koluna yasladı. Şarkıyı yüksek sesle söylemek istemiyordu. İkisinin duyacağı kadar olması yeterliydi. Annesi de sesini onun sesine göre alçalttı.
Gök yeniden gürleyince Fındık'ın şarkısı durdu. Patileri battaniyenin kenarını tuttu. Annesine biraz daha sokuldu; bu kez ne olduğunu biliyordu ama yine de irkilmişti.
“Yine korktum,” diye fısıldadı.
Annesi elini onun elinin yanında açık tuttu. “Buradayım.”
Fındık annesinin parmağını kavradı. Şarkıya hemen dönmek istemedi. Annesi de başlamasını beklemedi. Birlikte sessizce oturdular. Fındık'ın elinin altında battaniyenin sarı yaması vardı. Bez tavşanı sepetinde duruyordu. Kapı ve pencereler kapalıydı; ikisi de evin içinde kalıyordu.
Bir süre sonra Fındık yeniden çatıyı dinledi. Damlalar hâlâ pıt pıt diyordu. Parmağını battaniyeye dokundurdu, sonra durdu. Bir daha dokundurdu. Mırıltısı yavaşça geri geldi. Annesi bu kez onun elini bırakmadan şarkıya katıldı. Fındık, sesini duyurmak için annesinden uzaklaşmak zorunda değildi; başını kaldırması bile gerekmiyordu.
“Adını buldum,” dedi sonunda.
“Neyin adını?”
“Şarkımızın. Yağmurun Yumuşak Şarkısı.”
Annesi adı alçak sesle tekrarladı. Fındık başını salladı. Tam istediği gibi duyulmuştu.
Sonra sepeti işaret etti. “Tavşanın örtüsü yerde kaldı.”
Annesi uzanıp sepeti koltuğun yanına aldı. Fındık örtünün ucunu kaldırdı, tavşanın ayaklarına dikkatle yerleştirdi. Bir kulağını yine dışarıda bıraktı. Yastığın köşesine de son bir kez dokundu. Artık küçük yatak hazırdı. Fındık, kendi yastığının da yanağına nasıl yumuşak geleceğini düşündü.
Odada lambanın sıcak ışığı vardı. Dışarısı iyice koyulaşmıştı. Yağmurun sesi bazen sıklaşıyor, bazen aralanıyordu. Fındık bir kez esnedi, sonra esnediğini annesinden saklamak ister gibi ağzını kapattı. Annesi bir şey söylemeden gülümsedi. Onun da gözleri yumuşamıştı.
“Şarkıyı yatağımda da söyleyelim mi?” diye sordu Fındık.
“Söyleyelim. Sepeti de yanımıza alalım.”
Birlikte Fındık'ın odasına geçtiler. Annesi tavşanın sepetini yatağın yanına koydu. Fındık yastığını düzeltti, yorganının altına girdi. Annesi yatağın başındaki sandalyeye oturdu. Fındık elini uzatınca yine tuttu. Şarkıya başlamadan önce ikisi de bir süre çatıyı dinledi.
“Damlalar çatıda, biz sıcak odada,” diye mırıldandı Fındık.
Annesi ona eşlik etti. Bu kez şarkının sonundaki uzun mırıltıyı Fındık tamamlayamadı; araya bir esneme girdi. İkisi de hafifçe gülümsedi. Annesi ezgiyi tek başına sürdürürken Fındık yanağını yastığa yerleştirdi. Bez tavşanının sepeti, elini uzatsa dokunabileceği kadar yakındaydı.
Dışarıda yağmur yağıyor, içeride annesinin sesi usulca dolaşıyordu. Fındık'ın parmakları gevşedi. Gözleri kapanırken şarkının sözleri de yavaşça mırıltıya dönüştü. Annesi yanında oturmaya devam etti. Mavi örtülü tavşan sepetinde, Fındık kendi yatağında, aynı yumuşak şarkının içinde uykuya daldı.