Duru ve Yavaş Büyüyen Tohum
Duru, Bulut Köprüsü’nde ektiği tohumun hemen çiçek açmasını ister. Arkadaşı Nemi’yle küçük adımlar atarken birlikte beklemenin tadını keşfeder.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Duru, Bulut Köprüsü’nün geniş bahçesindeki sarı saksıya toprak dolduruyordu. Küçük küreğinden dökülen toprak, saksıda yumuşak bir tepe yaptı. Etraftaki çiçekler hafifçe sallandı. Duru saksıya baktı. Burada da bir çiçek olsun istiyordu. Tam o sırada arkadaşı kaplumbağa Nemi göründü. Bir yaprağın üzerinde tek bir tohum taşıyordu.
“Çabuk gel, Nemi!” dedi Duru. “Hemen ekelim!”
Nemi yaprağı iki eliyle tutuyordu.
“Geliyorum. Tohum yuvarlanmasın diye küçük adımlar atıyorum.”
Duru ayağını yere tıp tıp vurdu. Nemi sonunda saksının yanına geldi.
Nemi yaprağı yere bıraktı.
“Bu, Yavaş Büyüyen Tohum,” dedi.
Duru tohumu avucuna aldı. Küçüktü, yuvarlaktı ve açık kahverengiydi.
“Ben çiçeğini hemen görmek istiyorum,” dedi. “Belki akşam olmadan açar. Sonra seninle yanına otururuz.”
Nemi başını saksıya doğru uzattı.
“Önce ona bir yer hazırlayalım.”
Duru küreğini hızla toprağa soktu. Kocaman bir çukur açtı. Nemi küçücük tohumu gösterdi.
“Şöyle küçük bir yer nasıl olur?”
Duru çukura baktı. Toprağın birazını geri koydu. Sonra parmağıyla minik bir oyuk yaptı. Tohumu içine bıraktı. Nemi de üzerine incecik toprak serpti. Duru toprağı avucuyla hafifçe düzeltti.
“Sıra suda!” dedi Duru.
Küçük sulama kabını kaptı. Kabı birden eğmek üzereyken Nemi elindeki fincanı uzattı.
“Bununla dökelim mi?”
Duru fincanı doldurdu. Suyu toprağa yavaşça akıttı. Toprak koyu bir renk aldı. Fincanı yeniden dolduracaktı ama durdu. Parmağıyla toprağa dokundu.
“Islanmış,” dedi. Kabı kenara bıraktı.
Tohumu ekmişlerdi. Duru saksının önüne çömeldi. Bekledi. Bir arı yakındaki çiçeğe kondu, sonra başka bir çiçeğe geçti. Duru yine saksıya baktı.
“Hiçbir şey görünmüyor.”
Nemi de yanına oturdu.
“Evet, daha toprağın altında.”
Duru dudaklarını büzdü. Çiçeğini şimdi görmek istiyordu. Parmaklarını saksının kenarında gezdirdi.
“Yarın yine bakabilir miyiz?”
“Bakabiliriz.”
Akşam olunca Duru küreği temizledi. Nemi fincanı rafa koydu. Birlikte sarı saksıyı, sabah ışık alan yere taşıdılar. Duru giderken bir kez daha arkasına baktı.
“İyi geceler, küçük tohum.”
Saksıda henüz çiçek yoktu. Ama tohum, yumuşak toprağın içindeydi.
Ertesi sabah Duru, Nemi’yi patikanın başında bekledi. Elinde sulama kabı vardı. Nemi ise küçük fincanı taşıyordu. Duru hemen yürümeye başladı. Birkaç adım sonra arkasına döndü. Arkadaşı geride kalmıştı.
“Hadi...” diye seslenecekti. Sonra Nemi’nin küçük adımlarına baktı.
Duru durdu. Nemi yanına gelince kabın sapını öbür eline aldı.
“Birlikte gidelim,” dedi.
Bu kez Duru küçük adımlar attı. Nemi de yanında yürüdü. Yolun kenarında kıvrılmış bir yaprak vardı. Nemi onu gösterdi.
“Bak, minicik bir kayık gibi.”
Duru gülümsedi. Daha önce o yaprağı görmemişti. Yaprağı avucuna aldı. İkisi saksıya ulaşınca onu yanına bıraktılar. Sulama kabı bir yanda, yaprak kayık öbür yanda durdu.
Toprak hâlâ nemliydi. O sabah su dökmediler. Duru, yakındaki raftan iki küçük minder getirdi. Birini Nemi’nin önüne, öbürünü kendi önüne koydu. Saksının yanında oturup rüzgârda sallanan çiçekleri izlediler. Duru bazen toprağa eğiliyor, sonra yeniden doğruluyordu.
“Ben buradayım,” diye fısıldadı.
Nemi yaprak kayığı hafifçe çevirdi. Kayığın sivri ucu saksıyı gösterdi.
Sonraki günlerde Duru ile Nemi her sabah bahçede buluştular. Önce toprağa dokundular. Kurumuşsa biraz su verdiler. Sonra minderlerine oturdular. Bazen kuşların sesini dinlediler. Bazen yaprak kayığı çevirip uzun gölgesine baktılar. Duru hâlâ çiçeğini merak ediyordu. Yalnız artık Nemi saksıya gelmeden sulama kabına uzanmıyordu.
Bir sabah Nemi, “Bugün suyu ben dökeyim mi?” diye sordu. Duru dolu fincanı ona verdi. Nemi fincanı yavaşça kaldırdı. Biraz su döktü, durdu. Sonra biraz daha döktü. Duru bekledi. Arkadaşının eline uzanmadı. Son damla düşünce Nemi fincanı doğrulttu.
“Tamam,” dedi.
Duru boş fincanı aldı.
“Ben de yerine koyayım.”
Bir sabah toprağın üzerinde küçücük, yeşil bir uç belirdi. Duru’nun gözleri açıldı.
“Nemi! Burada bir şey var!”
Nemi başını yavaşça uzattı.
“Filiz!”
Duru sevinçle ellerini çırptı. Filiz, iki minik yaprağını açıyordu. Duru minik filize dokunmak istedi. Sonra elini geri çekip yalnızca baktı.
“Merhaba,” dedi. “Seni bekliyorduk.”
Nemi minderini biraz yaklaştırdı.
“İki yaprağı var,” dedi.
Duru iki parmağını kaldırdı. Sonra parmaklarını filizin iki yaprağı gibi yanlara açtı. Nemi gülümsedi. Duru da gülümsedi.
Filiz hemen çiçek olmadı. Günler geçtikçe biraz uzadı. Duru ile Nemi suyu yine azar azar verdiler. Bir sabah yeni bir yaprak gördüler. Başka bir sabah yaprakların arasında küçük, kapalı bir tomurcuk buldular.
Duru ellerini dizlerine koydu.
“Bu da yavaş yavaş açılacak galiba.”
Nemi başını salladı. Sonra minderine rahatça yerleşti.
Sonunda bir sabah, tomurcuk açıldı. Ortası sarı, yaprakları pembeydi. Çiçek, sarı saksının içinde hafifçe sallanıyordu.
Duru hemen Nemi’ye döndü. Arkadaşı patikada, küçük adımlarla geliyordu. Duru ona doğru yürüdü. Yanına varınca durdu.
“Çiçeğimiz açmış,” dedi. “Gel, birlikte bakalım.”
İkisi yan yana, aynı yavaş adımlarla saksıya gittiler. Duru bir mindere, Nemi öbürüne oturdu. Aralarında yaprak kayık, önlerinde çiçek vardı. Duru ayaklarını minderine topladı. İstediği çiçek tam önlerindeydi. Nemi de hemen yanındaydı.