Duru ve Sırasını Bekleyen Çan
Duru, Mavi Dere kıyısındaki etkinlikte çanı çalmak için beklerken sabırsızlanır. Sıra düzenini anlayıp kendine küçük bir uğraş bulduğunda, hem başkalarının sırasına saygı gösterir hem de beklemenin içindeki güzel sesleri keşfeder.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Duru, Mavi Dere’nin kıyısındaki ahşap sehpanın önünde, mavi taşlarla çizilmiş sıranın sonuna geçti. Sehpanın üzerinde gümüş renkli küçük bir çan asılıydı. Yanında yumuşak saplı, yuvarlak bir tokmak duruyordu. Duru, tokmağa bakarken ayaklarının ucunda hafifçe yükseldi. Birazdan o da çana vuracaktı. Ama önce önündeki dört çocuğun sırası vardı.
O gün Mavi Dere’nin kıyısında Dere’nin Şarkısı etkinliği yapılıyordu. Çocuklar sırayla çanı çalacak, sonra gölgeli çimenliğe geçip suyun sesini dinleyecekti. En sonunda çan sesleri, dere ve rüzgârla birlikte küçük bir şarkıya dönüşecekti. Etkinliği düzenleyen Usta Lale, çanın adını söylemişti: Sırasını Bekleyen Çan.
Her çocuk sıraya girerken avucuna bir mavi taş alıyordu. Öndeki çocuk çanı çalınca bir adım ilerleniyor, herkes sırası geldiğinde yalnızca bir kez tokmağı kullanıyordu. Çan, sırası gelmeyen birinin elinde sessiz kalıyordu. Duru bu düzeni duymuştu. Yine de çanın parlak yüzü göz kırpar gibi göründüğü için kendi sırasının hemen gelmesini istiyordu.
İlk çocuk tokmağı kaldırdı. Çın! Çanın sesi Mavi Dere’nin üstünde yuvarlandı. Sonra ikinci çocuk öne geçti. Çın! Duru mavi taşını biraz daha sıkı tuttu. Üçüncü çocuk çana yaklaşırken Duru kendi kendine, “Şimdi bana yaklaşmıştır,” diye düşündü. Fakat üçüncü çocuk da çanını çaldı ve sırasına döndü.
Bir süre sonra Duru’nun ayakları yerinde durmak istemedi. Önündeki çocuğun yanına doğru minicik bir adım attı. Sonra bir adım daha atacakken Beren ona döndü. Beren’in elinde Duru’nunkinden biraz daha koyu bir mavi taş vardı.
“Duru, benim taşım önde,” dedi Beren.
Duru kendi taşına, sonra Beren’in taşına baktı. Yüzü hafifçe ısındı.
“Haklısın,” dedi. “Seni geçtim. Özür dilerim.”
Bir adım geri çekilip yeniden yerine geçti. Beren de başını sallayarak önüne döndü.
Duru, çanın neden hemen çalmadığını merak etti.
“Çan neden benim elime gelince susuyor?” diye sordu Usta Lale’ye.
“Çünkü şu anda Beren’in sırası,” dedi Lale. “Mavi taşlar kimin önde olduğunu gösteriyor. Öndeki çocuk işini bitirince bir adım ilerliyoruz. Herkes bir kez çalıyor, sonra sıra bir sonraki çocuğa geçiyor.”
Duru, mavi taşların oluşturduğu çizgiye dikkatle baktı. Gerçekten de herkesin yeri vardı. Sıra, dereye uzanan ince bir yol gibi önden arkaya ilerliyordu. Duru’nun taşı da o yolun içindeydi; yalnızca henüz ön tarafa gelmemişti.
Beklerken ne yapabileceğini düşünürken, çizginin hemen dışında üç kuru yaprak gördü. Biri sarı, biri kızıl, biri de açık kahverengiydi. Yapraklar rüzgârla biraz kıpırdıyor, sonra yeniden yere konuyordu. Duru onları yerden aldı ve sıranın yolunu kapatmayacak boş bir yere küçük bir halka yaptı.
“Bu benim yaprak halkam olsun,” diye mırıldandı. “Her çan sesinde bir yaprak daha yerleşsin.”
İlk çan sesi geldiğinde sarı yaprağı halkanın bir kenarına koydu. Sonra gözlerini kapatmadan, başını hafifçe eğip Mavi Dere’yi dinledi. Su, taşların arasından geçerken incecik bir şırıltı çıkarıyordu. Uzakta bir kuş öttü. Rüzgâr da söğüt dallarını birbirine değdirdi.
İkinci çan sesi geldiğinde kızıl yaprağı sarı yaprağın yanına yerleştirdi. Duru, çanı çalan çocuğun yüzündeki sevinci gördü. Çocuk tokmağı yerine bırakana kadar bekledi. O kenara çekilince Duru, kendi mavi taşını bir adım ileri taşıdı.
Arkasında duran küçük Narin o sırada mavi taşını düşürdü. Taş, çimenlerin arasında yuvarlanıp Duru’nun ayağının yanına geldi.
“Taşımı bulamazsam sırayı kaçırır mıyım?” diye sordu Narin.
Duru taşı yerden alıp ona uzattı.
“Hayır,” dedi. “Taşın burada. Efe’den sonra sen, senden sonra ben varım. Çan sesi gelince birer adım ilerleriz.”
Narin taşını avucuna aldı. “O zaman sıramı biliyorum,” dedi ve rahatça gülümsedi.
Duru da gülümsedi. Artık yalnızca kendi sırasını düşünmüyordu. Önündeki çocuğun çanı tutuşunu, sırası gelenlerin nasıl dikkatle öne çıktığını izliyordu. Beren tokmağı iki eliyle tuttuğunda Duru sessizce bekledi. Beren çana bir kez vurup kenara çekilene kadar Duru kendi elini öne uzatmadı. Sonra sıra gerçekten ona geldiğinde bir adım attı.
Çan sesleri ilerledikçe yaprak halkası da büyüdü. Sarının yanına kızıl, kızılın yanına kahverengi yaprak geldi. Duru bir yaprağı düzeltirken beklediğini fark etmiyor, beklerken Mavi Dere’nin kaç farklı sesi olduğunu duyuyordu. Kimi zaman su hızlı akıyor, kimi zaman taşların yanında yavaşlayıp küçük halkalar oluşturuyordu.
Sonunda Duru’nun önünde kimse kalmadı. Mavi taşı, çanın altındaki yuvarlak çizginin içine geldi. Usta Lale, tokmağı ona uzattı.
Duru’nun içi sevinçle doldu. Bir an çana iki kez vurmak istedi. Fakat herkesin bir kez çaldığını hatırladı. Yaprak halkasına baktı. Sonra dereyi dinledi.
Tokmağı kaldırdı ve çana bir kez vurdu.
Çın!
Ses ne çok yüksek ne de aceleciydi. Önce çanın çevresinde parladı, sonra Mavi Dere’nin üstünde ilerledi. Suyun şırıltısına, söğüt yapraklarının hışırtısına ve uzaktaki kuş sesine karıştı. Duru, çanın onun sırasını beklediğini hissetti. O da çanın sesini beklemişti.
Duru tokmağı yumuşak örtünün üzerine bıraktı ve sıradaki çocuğa yer açmak için bir adım yana çekildi. Elini yeniden çana uzatmadı. Arkasındaki çocuk heyecanla öne gelirken ona gülümsedi.
“Şimdi sıra sende,” dedi Duru.
Etkinliğin sonunda bütün çocuklar çimenlikte yan yana oturdu. Herkes bir kez çan çalmış, sonra Mavi Dere’yi dinlemişti. Çan sesleri farklıydı. Kimi ince, kimi uzun, kimi de minicik bir gülümseme gibi duyulmuştu. Hepsi birleşince dere kıyısında yumuşak bir melodi oluştu.
Usta Lale, Duru’nun yaptığı yaprak halkasına baktı.
“Bu güzel halka ne anlatıyor?” diye sordu.
Duru, sarı yaprağın yanındaki kızıl yaprağı düzeltti.
“Her çan sesinde bir yaprak yerini buldu,” dedi. “Ben de beklerken sesleri dinledim. Beren çalarken onun sesine yer açtım. Sonra benim sesime sıra geldi.”
Narin yaprak halkasının yanına çömeldi. “Bunu burada bırakabilir miyiz?” diye sordu. “Sonraki çocuklar da görsün.”
Duru başını salladı. “Bırakalım. Belki onlar da halkaya yeni bir yaprak ekler.”
Rüzgâr, halkanın üzerinden hafifçe geçti. Yapraklar yerlerinden ayrılmadı; yalnızca birbirlerine dokunup küçük bir hışırtı çıkardılar. Mavi Dere akmaya, Sırasını Bekleyen Çan da yeni sesleri beklemeye devam etti.
Duru eve dönerken avucundaki mavi taşa baktı. Taş artık ağır gelmiyordu. Çünkü Duru, kendi sırasını beklerken Mavi Dere’nin suyunu, rüzgârın sesini ve başkalarının mutluluğuna yer açmayı öğrenmişti. Uzakta bir kez daha çan çınladı. Duru gülümsedi; o sesin şimdi kimin sırasına ait olduğunu biliyordu.