Duru ve Sabır Tohumu: 8 Yaş Masalı
Duru, Renkli Yaş Halkası’na kendi çiçeğini götürmek ister. Tomurcuğu açılmasa da saksıyı götürmeye karar verir; sonra öğrendiklerini Ekin’le paylaşır.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Yumuşak tepelerin arasına kurulmuş, pencerelerinde renkli kâğıt çiçekler sallanan Işıkdere köyünde Duru adında meraklı bir çocuk yaşardı. Duru, sabahları evlerinin önündeki küçük taşları dizer, öğleden sonraları da dedesi Suna'nın bahçesindeki bitkileri incelerdi. Onun en sevdiği şey, renklerin nasıl değiştiğini gözlemekti. Güneş doğarken yaprakların açık yeşil, akşama doğru koyu yeşil olduğunu fark eder; yağmurdan sonra taşların daha parlak göründüğünü hayranlıkla seyrederdi.
Işıkdere'de her yıl baharın ilk ılık gününde Renkli Yaş Halkası yapılırdı. Köy meydanındaki büyük çınarın çevresine farklı yaşlardan çocuklar ve yetişkinler oturur, yıl boyunca öğrendikleri güzel bir davranışı anlatırdı. Kimi bir arkadaşını dinlemeyi, kimi kırılan bir şeyi onarmayı, kimi de ihtiyacı olan biriyle ekmeğini paylaşmayı seçerdi. Her anlatının ardından çınarın dallarına birer renkli kurdele bağlanırdı. Kurdeleler rüzgârda dalgalanırken meydan, gökyüzüne açılmış bir renk çemberi gibi görünürdü.
Duru bu yıl halkada kendi yetiştirdiği bir çiçeği göstermek istiyordu. Çiçeğinin, güneşin ilk ışığında sarı; akşamın serinliğinde mor görünmesini hayal ediyordu. Bir sabah dedesi ona, avucunda duran küçük, yuvarlak bir tohum verdi.
"Bu, sabır tohumu," dedi Suna. "Onu büyütmek için düzenli ilgi gerekir. Her gün biraz su, uygun ışık ve toprağını incitmeden bakım. Fakat filizin ne zaman çıkacağına sen karar veremezsin."
Duru tohumu dikkatle aldı. "Renkli Yaş Halkası'na kadar büyür mü?"
"Bunu zaman gösterecek," dedi dedesi. "Senin işin, bugün yapabileceğin küçük adımı fark etmek."
Duru, evlerinin yanındaki güneşli köşeye küçük bir saksı yerleştirdi. İçine yumuşak toprak doldurdu, tohumu ortaya bıraktı ve üstünü ince bir tabakayla örttü. Sonra yalnızca üç yudum su verdi. Saksının yanına da tahta bir çubuk dikti. Çubuğun üzerine bir yaprak resmi çizdi.
Ertesi sabah Duru erkenden saksının başına koştu. Toprak aynı görünüyordu. Tohum ortada yoktu. Biraz daha yakından baktı, parmağıyla toprağı hafifçe yokladı. Yine hiçbir şey göremedi.
"Belki de daha çok su istiyordur," diye düşündü.
Tam sulama kabını doldururken dedesinin sözünü hatırladı. Üç yudum su vermişti; fazla suyun toprağı ağırlaştırabileceğini biliyordu. Duru bir an kararsız kaldı. Çiçeğin hızlı büyümesini o kadar çok istiyordu ki beklemek zor geliyordu.
O gün köy meydanında hazırlıklar başladı. Marangoz Aras, çınarın çevresine alçak tahta oturaklar yerleştiriyor; terzi Lalin, kurdeleleri renklerine göre ayırıyordu. Duru da yardım etmek için yanlarına gitti. Lalin'in elinde mavi, turuncu, pembe ve mor kurdeleler vardı.
"Bu yıl hangi rengin en güzeli olacak?" diye sordu Duru.
Lalin gülümsedi. "Hepsi yan yana durduğunda güzelleşiyor."
Duru saksısını düşündü. Onun çiçeği de bütün renkleri taşısa ne güzel olurdu. Fakat daha topraktan çıkmamıştı. Duru'nun omuzları biraz düştü.
Lalin bunu fark etti. "Aklını meşgul eden bir şey mi var?"
Duru, sabır tohumunu ve Renkli Yaş Halkası'nda çiçeğini gösterme isteğini anlattı. Lalin onu dikkatle dinledi. Sözünü kesmedi, hemen bir çözüm önermedi. Duru anlatmayı bitirince, "Beklemek bazen düşüncelerimizi büyütür," dedi. "Ama bazen de onlara yeni bir yön verir."
Duru o gün eve dönerken saksısına bakmamaya çalıştı. Yine de kapıdan girer girmez pencerenin önüne gitti. Toprak hâlâ düzdü. Duru'nun içindeki acele kabardı. Bir çubuk alıp toprağın kenarını biraz aralamayı düşündü. Tohumun ne yaptığını görürse belki daha iyi anlayacaktı.
Sonra elini geri çekti. Tohumu rahatsız etmek istemedi. Bunun yerine tahta çubuğun yanına küçük bir kâğıt astı. Kâğıda, "Bugün toprağı nazikçe kontrol ettim ve beklemeyi seçtim," yazdı.
Ertesi gün yağmur başladı. İnce damlalar çatının üzerine tıpır tıpır vurdu. Duru saksıyı pencerenin iç tarafına taşıdı. Bu kez de fazla su alırsa diye endişelendi. Bir süre sonra annesi, yağmurun sesini dinlerken onun yanına oturdu.
"Tohumun büyümesini çok istiyorum," dedi Duru. "Ya yetişmezse?"
Annesi, "İstediğimiz bir şey hemen gerçekleşmeyince üzülmemiz normal," diye karşılık verdi. "Üzüntü geldiğinde onu fark edebilir, sonra elimizden gelen küçük işe dönebiliriz."
Duru, küçük işe dönmenin ne demek olduğunu düşündü. Saksının altındaki suyu kontrol etti, yaprak resmi çizdiği çubuğu düzeltti ve pencerenin önünü temizledi. Tohuma bakmadan da ona iyi bakabileceğini anladı.
Üçüncü sabah Duru, toprağın ortasında incecik bir çatlak gördü. Çatlağın içinden açık yeşil bir kıvrım yükseliyordu. Duru sevinçle ellerini çırptı, sonra hemen durup bitkiye çok yaklaşmadan baktı. Filiz küçücüktü. Rüzgârda sallanıyor, ışığa doğru eğiliyordu.
Duru bu haberi dedesine verdi. Suna, filizin yanına küçük bir destek çubuğu koydu.
"Bak," dedi, "sen tohumu çekiştirmedin. Her gün ilgilendin ve ona büyüyeceği alanı bıraktın."
Duru filizin üzerinde iki minik yaprak görünce çiçeğin ne zaman açacağını sordu.
"Bunu da zaman gösterecek," dedi Suna.
Duru derin bir nefes aldı. Bu kez beklemek sözü ona önceki kadar zor gelmedi. Yine de günler geçtikçe sabırsızlandığı anlar oluyordu. Filiz uzuyor, yaprakları genişliyor, fakat üzerinde renkli bir tomurcuk görünmüyordu. Duru bazen başka çocukların hazırlıklarını görünce kendi saksısının yeterince özel olmadığını düşünüyordu.
Meydanın kenarında bir gün, küçük Ekin elindeki kurdeleleri yere düşürdü. Rüzgâr kurdeleleri taşların arasına sürükledi. Duru hemen koşup mavi ve pembe kurdeleleri yakaladı. Ekin'in yüzü aydınlandı.
"Teşekkür ederim," dedi Ekin. "Ben de senin çiçeğini görmek istiyorum."
Duru saksısını gösterdi. Üzerinde yapraklardan başka bir şey yoktu.
"Henüz açmadı," dedi.
Ekin, "Yaprakları güzel. Hem senin ona baktığını biliyorum," diye karşılık verdi.
Bu söz Duru'nun içini ısıttı. Çiçeğin yalnızca açtığında değerli olmadığını fark etti. Her sabah verdiği ölçülü su, toprağı dikkatle gözlemesi ve acele etmemesi de bu küçük yaşamın bir parçasıydı.
Renkli Yaş Halkası'ndan bir gün önce, Duru'nun çiçeğinde yuvarlak bir tomurcuk belirdi. Tomurcuk yeşil ve sıkıydı. Duru onu saatlerce izledi. Akşam olduğunda hâlâ kapalıydı. Duru'nun içine bir endişe düştü. Ya çiçek ertesi gün de açılmazsa? Ya herkes güzel çiçekler getirirken onun tomurcuğu sessizce kapalı kalırsa?
Duru, saksıyı gecenin serinliğinden korumak için içeri aldı. Sonra tomurcuğu açmaya çalışmanın doğru olmayacağını anladı. Parmaklarını tomurcuktan uzaklaştırdı ve pencerenin yanına oturdu. Dedesiyle birlikte ılık süt içip dışarıdaki yıldızları izledi.
"Bazen bir şeyin hazır olup olmadığını anlamanın en iyi yolu onu zorlamamaktır," dedi Suna.
Duru başını salladı. "Yarın açılmazsa onu yine de götüreceğim."
"Bu kararın çok güzel," dedi dedesi. "Çünkü emek, yalnızca beklediğimiz sonucu alınca değerli olmaz."
Sabah güneşinin ince ışığı odaya girdiğinde Duru gözlerini açtı. Pencerenin önünden hafif bir çiçek kokusu geliyordu. Saksıya koştu. Tomurcuk açılmıştı. Taç yapraklarının içi sarı, dış kenarları pembe, gölgede kalan kıvrımları ise mor renkteydi. Çiçek güneşe döndükçe renkleri yumuşakça değişiyordu.
Duru çiçeği dikkatle taşıyıp meydana gitti. Meydan, renkli kurdelelerle çevrilmişti. Çınarın dallarında mavi, turuncu, pembe ve mor şeritler dans ediyordu. İnsanlar yaş sırasına göre değil, boş buldukları yerlere oturmuştu. En küçük çocuklar önde, büyükler arkada duruyordu. Herkesin birbirini rahatça görebildiği sıcak bir halka oluşmuştu.
Sıra Duru'ya geldiğinde kalbi hızlı attı. Saksısını çınarın altındaki küçük masaya koydu. Çiçek, sabah ışığında sarı ve pembe görünüyordu.
Duru, "Bu çiçeği bir günde büyütmedim," dedi. "Her gün biraz su verdim, toprağını nazikçe kontrol ettim ve açması için acele etmedim. Bazen beklemek zor geldi. O zaman elimden gelen küçük işi yaptım. Çiçek açınca sabrın, emek verirken umudu korumak olduğunu anladım."
Köy meydanı sessizleşti. Sonra Ekin alkışlamaya başladı. Diğerleri de ona katıldı. Duru, çiçeğinin yanında boş duran pembe kurdeleyi gördü. Kurdeleyi kendi çiçeğine bağlamak yerine Ekin'e uzattı.
"Bunu sen bağlar mısın?" diye sordu. "Kurdeleleri toplarken bana yardım etmiştin."
Ekin gülümseyerek kurdeleyi çınarın alçak dalına bağladı. Duru da mor kurdeleyi aldı ve çiçeğinin yanına iliştirdi. Bir süre sonra halkadaki herkes, kendisine yardım eden ya da kendisini dikkatle dinleyen birine bir kurdele verdi. Renkler dallarda çoğaldı; fakat en güzel görüntü, insanların kurdeleleri tek başına değil, birlikte bağlamasıydı.
Akşamüstü Duru saksısını evine götürdü. Çiçeği hâlâ değişen ışığa doğru usulca dönüyordu. Duru, saksının yanındaki kâğıda yeni bir cümle yazdı: "Sabır, zamanı durdurmak değil; zaman ilerlerken sevgiyle devam etmektir."
Sonra küçük Ekin kapısını çaldı. Elinde boş bir saksı vardı.
"Ben de bir tohum yetiştirmek istiyorum," dedi. "Ama hemen çıkmazsa ne yapacağım?"
Duru gülümsedi. Ona toprağı nasıl hazırlayacağını, kaç yudum suyun yeterli olacağını ve her gün neyi gözleyebileceğini anlattı. En sona da dedesinin sözünü ekledi:
"Bugün yapabileceğin küçük adımı bul. Geri kalanına zaman yardım eder."
İki çocuk saksıyı birlikte hazırladı. Duru bu kez tek başına yetiştirdiği çiçeği göstermekle kalmadı; öğrendiği sabrı başka bir kalple paylaştı. Pencerenin önünde iki küçük saksı yan yana dururken Işıkdere köyünde akşam ışıkları yandı. Renkli Yaş Halkası, çınarın dallarında ve çocukların içindeki umutla bir süre daha parladı.