Masal Odası
Eğitici Masallar

Duru ve Sabır Tohumu: Küçük Fener Masalı | Eğitici Masallar

Duru, annesinden kısa süre ayrı kalacağı sıcak atölyede bir sabır tohumu eker ve küçük fenerinin ışığında beklemenin yollarını keşfeder.

5-8 yaş 10 dakika Sesli anlatım
Duru ve Sabır Tohumu: Küçük Fener Masalı | Eğitici Masallar
Yelda ile sesli masal Duru ve Sabır Tohumu: Küçük Fener Masalı | Eğitici Masallar Sırada: Ay Işığını Toplayan Minik Tilki
0:00 10:51
Okuma görünümü

Duru’nun ayrılık kaygısı masalı, pencereye vuran yumuşak yağmur sesleriyle başladı. Duru o sabah annesinden kısa bir süre ayrı kalacağını düşündükçe karnında küçük bir düğüm hissediyordu. Düğüm canını acıtmıyordu ama kahvaltı masasındaki ılık ekmeği bitirmesini zorlaştırıyordu.

Annesi Selin Hanım, Duru’nun yanına oturdu. Mutfakta tarçın ve kızarmış ekmek kokusu vardı. Pencerenin önündeki saksılardan yağmur damlaları süzülüyordu.

“Bugün Işık Atölyesi’ne gideceğiz,” dedi annesi. “Sen çocuklarla birlikte küçük bir fener yapacaksın. Ben de işlerimi bitirip seni almaya geleceğim.”

Duru, annesinin elini tuttu.

“Sen de benimle içeride kalabilir misin?” diye sordu.

Selin Hanım onun elini yavaşça sıktı.

“Ayrı kalmak sana zor geliyor, biliyorum,” dedi. “Montunu birlikte asacağız. Öğretmenin Nihan Hanım bizi karşılayacak. Sonra ben çıkacağım. Siz tohum ekecek, ara öğününüzü yiyecek ve fenerlerinizi yakacaksınız. Fenerler yandığında ben kapının önünde olacağım.”

Duru bir süre düşündü. Annesinin söylediklerini zihninde sıraya koydu: tohum, ara öğün, fener ve kavuşma. Karnındaki düğüm hâlâ oradaydı. Yine de ayakkabılarını giydi ve sarı yağmurluğunu üzerine geçirdi.

Işık Atölyesi, mahalle kitaplığının arkasındaki küçük bahçedeydi. Kapısının üzerinde tahta bir güneş vardı. İçeride renkli kâğıtlar, minderler ve alçak masalar bulunuyordu. Yağmurun serinliğine karşı oda sıcacıktı. Bir köşede papatya çayı kokan bir demlik duruyor, kaloriferin üzerinde minik çoraplar kuruyordu.

Nihan Hanım onları gülümseyerek karşıladı.

“Hoş geldin Duru,” dedi. “Bugün fenerlerimiz için ışık hazırlayacağız. Ama önce bahçeye birer sabır tohumu ekeceğiz.”

Duru bu sözleri duyunca meraklandı.

“Sabır tohumu nasıl bir şey?” diye sordu.

Nihan Hanım avucunu açtı. Avucunda küçücük, kahverengi bir tohum vardı.

“Bu bir kadife çiçeği tohumu,” dedi. “Biz ona sabır tohumu diyoruz. Çünkü onu ektikten sonra hemen çiçek açmıyor. Toprağını nemli tutuyor, güneş almasını sağlıyor ve değişmesini bekliyoruz.”

Duru tohumu dikkatle inceledi. Bu kadar küçük bir şeyin bir gün çiçeğe dönüşebilmesi ona şaşırtıcı geldi.

Annesi, Duru’nun montunu askıya asmasına yardım etti. Sonra birlikte kapının yanındaki mavi mindere gittiler. Burası sabah vedaları ve akşam kavuşmaları için ayrılmıştı.

Selin Hanım dizlerinin üzerine çöktü.

“Ben şimdi gidiyorum,” dedi. “Fenerin yandığında burada buluşacağız.”

Duru’nun gözleri doldu. Annesinin boynuna sarıldı.

“Gitmeni istemiyorum,” diye fısıldadı.

“Bunu söyleyebilirsin,” dedi annesi. “Seni duyuyorum. Ben giderken üzgün olabilirsin. Yine de geri geleceğim.”

Duru bir kez daha sarıldı. Annesi kapıdan çıkınca Duru, pencereden onun bahçe yolunda yürüyüşünü izledi. Selin Hanım dönüp el salladı. Duru da elini kaldırdı. Ardından annesi köşeyi döndü ve gözden kayboldu.

Karnındaki düğüm biraz daha sıkılaştı.

Nihan Hanım, Duru’nun hemen yanına oturdu.

“Onu özledin,” dedi.

Duru başını salladı.

“Ya gelmeyi unutursa?” diye sordu.

“Annen ne zaman geleceğini biliyor,” dedi Nihan Hanım. “Beklerken zamanı birlikte takip edebiliriz.”

Nihan Hanım masadan üç yuvarlak tahta parçası getirdi. Birinin üzerinde saksı, birinin üzerinde elma dilimi, sonuncusunun üzerinde fener resmi vardı. Tahtaları pencerenin önüne yan yana koydu.

“Tohumumuzu ekince saksı resmini çevireceğiz,” dedi. “Ara öğününden sonra elmayı çevireceğiz. Fenerini yakınca son resmi de çevireceğiz.”

Duru resimlere baktı. Yapacağı şeyleri görmek, bekleme süresini biraz daha anlaşılır kılmıştı. Yine de annesini özlüyordu. Nihan Hanım onun elinden tutmadı, acele etmesini de istemedi. Sessizce yanında bekledi.

Bir süre sonra Duru, “Tohumu şimdi ekebilir miyiz?” diye sordu.

Birlikte bahçeye çıktılar. Yağmur durmuştu. Yaprakların üzerinde parlak damlalar vardı. Duru küçük bir saksıyı toprakla doldurdu. Parmağının ucuyla ortasına minicik bir çukur açtı. Kahverengi tohumu içine bıraktı ve üzerini yumuşakça kapattı.

“Tohum şimdi ne yapıyor?” diye sordu.

“Toprağın içinde dinleniyor ve suyu içine çekiyor,” dedi Nihan Hanım. “Biz göremesek de kendi işiyle uğraşıyor.”

Duru küçük sulama kabından birkaç damla su döktü. Sonra saksının üzerine adını yazdığı tahta çubuğu yerleştirdi. İçeri girdiklerinde saksı resimli parçayı ters çevirdi.

“Birincisi bitti,” dedi.

Karnındaki düğüm tamamen çözülmemişti ama artık eskisi kadar sıkı değildi.

Fener yapma zamanı geldiğinde Duru sarı ve açık yeşil kâğıtlar seçti. Nihan Hanım, güvenli ve pilli küçük bir ışığın çevresine saydam kâğıt yerleştirmesine yardım etti. Duru kâğıdın üzerine ince bir yol çizdi. Yolun bir ucunda kendisini, diğer ucunda annesini resmetti. Yolun ortasına da yeni ektiği tohumu koydu.

Yan masada çalışan Aras, Duru’nun çizimine baktı.

“Bu yol nereye gidiyor?” diye sordu.

“Anneme gidiyor,” dedi Duru. Sonra biraz düşünüp ekledi: “Ben burada olsam da yolumuz duruyor.”

Fener henüz yanmıyordu ama sarı kâğıdı odanın ışığında bile sıcak görünüyordu. Duru onu iki eliyle tuttu. Annesine göstereceği anı düşündü. Bu düşünce içindeki özlemi yok etmedi. Fakat özlemin yanına küçük bir sevinç ekledi.

Ara öğününde masaya elma dilimleri, peynir ve minik ekmekler geldi. Duru önce iştahsızdı. Kapıya baktı, sonra tahta resimlere döndü.

“Şimdi hangisindeyiz?” diye sordu.

“Elma resmindeyiz,” dedi Nihan Hanım.

Duru bir elma dilimi aldı. Çıtır sesi hoşuna gitti. Aras, yaptığı mavi fenerin gökyüzüne benzediğini anlattı. Duru da kendi fenerindeki yolu gösterdi. Konuşurken ikinci elma dilimini de yediğini fark etmedi.

Ara öğünü bitince elma resimli tahtayı çevirdi. Geriye yalnızca fener kalmıştı.

Tam o sırada dışarıda yağmur yeniden başladı. Damlalar çatıya düzenli seslerle vuruyordu. Duru annesinin yağmurda yürüdüğünü düşününce kapıya doğru bir adım attı.

“Onu yine özledim,” dedi.

Nihan Hanım başını salladı.

“Özlemek bazen geri gelir,” dedi. “İstersen mavi minderde oturup üç yağmur sesi boyunca birlikte nefes alabiliriz.”

Duru mindere oturdu. Bir damla sesi duydu ve yavaşça nefes aldı. İkinci seste nefesini verdi. Üçüncü seste ellerini karnının üzerine koydu. Düğüm oradaydı ama biraz yumuşamıştı.

“Ben bekleyebiliyorum,” dedi usulca. “Sadece bazen zor geliyor.”

“İkisi aynı anda olabilir,” dedi Nihan Hanım.

Fenerleri yakma vakti geldi. Odanın büyük ışıkları açık kaldı; çocuklar yalnızca yaptıkları küçük pilli ışıklara bastılar. Masanın üzerinde sarı, yeşil ve mavi ışıklar belirdi. Duru’nun fenerindeki çizgi aydınlandı. Kâğıda çizdiği yol, bir ucundan diğerine kadar parlıyordu.

Duru son tahta parçayı da çevirdi. Sonra fenerini alarak mavi mindere geçti. Kalbi biraz hızlı atıyordu. Kapının arkasından ayak sesleri duyuldu. Kapı açıldı ve Selin Hanım içeri girdi. Yağmurluğunun omuzlarında birkaç damla vardı.

Duru ayağa kalktı. Annesi de kollarını açtı. Duru ona sarıldı ve bir süre hiçbir şey söylemedi. Selin Hanım da sessizce sarılmaya devam etti.

Sonra Duru geri çekilip fenerini gösterdi.

“Bu yol seninle benim aramda,” dedi. “Sen dışarıdayken de kaybolmadı.”

Selin Hanım fenerdeki resmi dikkatle inceledi.

“Bunu çok güzel hatırlamışsın,” dedi. “Ayrı yerlerde olsak da birbirimizi sevmeye devam ederiz.”

Duru, saksısını da aldı. Eve dönerlerken yağmur dinmişti. Sokak lambaları ıslak taşların üzerinde parlıyordu. Duru bir elinde annesinin elini, diğer elinde sabır tohumunun saksısını tutuyordu.

O akşam küçük feneri pencerenin önüne koydular. Saksı da hemen yanında durdu. Tohum ertesi sabah filizlenmedi. Bir sonraki gün de toprağın üzerinde hiçbir şey görünmedi. Duru her gün ona biraz su verdi. Beklerken atölyedeki üç resmi, yağmur sesleriyle aldığı nefesleri ve annesinin söz verdiği zamanda gelişini hatırladı.

Birkaç gün sonra toprağın arasından incecik, yeşil bir filiz çıktı. Duru sevinçle annesini çağırdı. İkisi pencerenin önünde yan yana eğilip filize baktılar.

Ertesi atölye sabahı Duru’nun karnında yine küçük bir düğüm vardı. Bu kez düğümün yanında bildiği bir yol da bulunuyordu. Montunu astı, annesine sarıldı ve fenerini mavi minderin üzerine bıraktı.

“Tohumdan sonra ara öğünü, sonra feneri bekleyeceğim,” dedi.

Annesi kapıdan el salladı. Duru da ona el salladı. Özlemi hemen geçmedi ama Duru ne yapacağını biliyordu. Saksısına biraz su verdi, arkadaşlarının yanına oturdu ve küçük fenerini yakacağı zamanı sakin adımlarla beklemeye başladı.