Masal Odası
Eğitici Masallar

Duru ve Rengârenk Oyun Bahçesi

Duru, arkadaşlarının farklı oyun tercihlerini Rengârenk Oyun Bahçesi’nde bir araya getirir. Renkli çizgiler, hareketler ve küçük hikâyeler ortak bir oyuna dönüşür.

5-8 yaş 8 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Duru ve Rengârenk Oyun Bahçesi
Tarayıcı seslendirmesi Duru ve Rengârenk Oyun Bahçesi
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Duru, Papatya Tepesi’ndeki bahçe kapısına konan beyaz kelebeği izliyordu. Kelebek uçunca kapının üstündeki renkli harfleri okudu: Rengârenk Oyun Bahçesi. Duru, sarı hırkasının kolunu düzeltti ve aralık kapıyı hafifçe itti. Yanındaki Ada, Ekin ve Cem de merakla içeri baktı.

Kapının iki yanında büyüyen papatyalar başlarını kaldırdı.

“Hoş geldiniz,” diye fısıldadılar.

Cem eğilip onlara aynı yumuşak sesle selam verdi. Ada, papatyaların sallanan yapraklarına el salladı. Ekin ise kapının üzerindeki kıvrımlı renkleri parmağıyla havada çizdi.

Bahçede yuvarlak taşlarla kaplı geniş bir alan vardı. Çevresinde lavantalar, çimenler ve gölge veren bir fındık ağacı duruyordu. Ağacın altında uzun bir bank, bankın yanında da renkli tebeşirlerle dolu bir sepet bulunuyordu. Fındık yaprakları, rüzgâr olmadığı hâlde küçük yelpazeler gibi açılıp kapanıyordu.

Duru, arkadaşlarıyla birlikte oynayacağı bir oyun bulmak istiyordu. Taşların ortasına geçip iki kolunu açtı.

“Kuş oyunu oynayalım mı? Kanatlarımızı açıp bahçede küçük küçük adımlar atarız.”

Ada hemen kollarını açtı.

“Ben bazen kuş, bazen tavşan olmak isterim!”

Ekin sepetten yeşil bir tebeşir aldı.

“Ben bugün resim çizmek istiyorum. Büyük bir ağaç, altında da minicik çiçekler.”

Cem bankın yanına oturdu.

“Ben de sessiz bir hikâye oyunu seviyorum. Birimiz başlar, öteki devam eder.”

Duru kollarını indirdi. Arkadaşlarının her biri bahçede başka bir şey yapmak istiyordu. Ada’nın hareketli oyunu, Ekin’in renkli resmi, Cem’in sakin hikâyesi… Duru bunların hepsini merak etmişti. Ama onları yan yana getirecek oyunu henüz bulamamıştı.

“Önce bana sevdiğiniz oyundan biraz gösterir misiniz?” diye sordu.

Ada, geniş taşın üzerinde iki yumuşak adım attı. Sonra kollarını kanat gibi açıp olduğu yerde döndü. Ekin yere oturup bir yaprak çizdi. Yaprağın kıvrılan ucunu yapmak için tebeşiri yavaşça çevirdi. Cem de onların yanına geldi.

“Benim hikâyemde bu yaprak, bir kuşa şemsiye oluyor,” dedi.

Duru, çizilen yaprağa baktı. Tam o sırada yaprağın yeşil çizgileri hafifçe kıpırdadı. Ucu yukarı kalkıp yeniden taşa uzandı. Ekin’in gözleri sevinçle büyüdü.

“Burada resimler de oynuyor!”

Ada, yaprağın altına sığınan bir kuş gibi başını yana eğdi. Cem gülümseyip hikâyesine bir cümle daha ekledi:

“Kuş, şemsiyesinin gölgesinde serinledi.”

Duru’nun aklına bir fikir geldi. Sepetten mavi tebeşiri aldı ve ilk taşın kenarına bir halka çizdi. Sonra fındık ağacının altındaki bankı gösterdi.

“Bu halkadan banka kadar bir Renkli Yol yapalım mı? Resimlerin yanına hareketler ve hikâyeler ekleyebiliriz.”

“Ben ilk resmi çizeyim,” dedi Ekin.

“Ben de resmin hareketini bulayım,” dedi Ada.

Cem halkaya yaklaştı.

“Hikâyeye burada başlayabilirim.”

Duru, mavi halkadan sonraki taşı işaret etti.

“Her taşta yeni bir şey olur. Dileyen başka bir şey de deneyebilir.”

Ekin, yaprağın yanına küçük bir kuş çizdi. Kuşun gövdesi yuvarlak, kuyruğu üç kısa çizgiydi. Çizim tamamlanınca kuş, tebeşir kanadını bir kez açıp kapadı. Ada, kuşun yaptığı gibi kollarını oynattı. Duru da ona katıldı. Cem, oturduğu yerden kuşun kuyruğunu parmağıyla havada çizdi.

“Bu kuş sabah gezintisine çıkmış,” diye başladı Cem. “Önce kocaman bir yaprağın yanından geçmiş.”

Ada heyecanla kuş sesi çıkardı. Cem cümlesini bitirmek için bekledi.

“Kuş sesi biraz daha yumuşak olabilir mi?” diye sordu.

Ada bir daha öttü; bu kez sesi yaprak hışırtısı kadar hafifti. Kanatlarını ise iyice geniş açtı. Cem kaldığı yerden devam etti. Ekin, kuşun yanına minik ses çizgileri ekledi. Çizgiler taşa değince bir an titreyip duruldu.

İkinci taşta Duru sarı bir güneş çizdi. Güneşin ışınlarından biri, yerde ince bir yol gibi uzadı. Kuş çizimi, taşın üzerinden kayıp güneşin yanına geldi. Duru parmağını sarı çizginin üzerinde gezdirdi.

“Kuş şimdi güneşli yere gelmiş.”

“Orada gölgesini görmüş,” diye ekledi Cem.

Ada, kendi gölgesine bakıp kollarını kaldırıp indirdi. Taştaki kuş da aynı hareketi yaptı.

Ekin tebeşirini sepete bıraktı.

“Bu sefer kuşu ben oynatabilir miyim?”

Ada biraz yana çekildi.

“Olur. Ben de gölgeyi çizeceğim.”

Ekin kollarını yavaşça açtı. Ada, kuşun altına mor bir gölge çizdi. Mor çizgiler küçük bir dalga gibi kıpırdanıp kuşun ayaklarının dibine yerleşti.

Cem üçüncü taşın önünde durdu. Bir süre boş duran taşa baktı, sonra pembe tebeşiri seçti.

“Hikâyeye bir çiçek eklemek istiyorum.”

Taşa beş yuvarlak yaprak çizdi. Yaprakların boyları birbirinden farklıydı. Cem çiçeğin ortasını sarıya boyayınca yapraklar usulca açıldı. Duru, çiçeğin yanına oturup avuçlarını bir tomurcuk gibi birleştirdi; sonra parmaklarını yavaşça açtı.

“Kuş bu çiçeğin kokusunu merak etmiş,” dedi Cem.

Ada burnunu hafifçe yukarı kaldırdı.

“Bence papatya gibi kokuyor.”

Ekin de eğilip kokladı. Taştaki çiçekten gerçekten hafif bir papatya kokusu geliyordu. Dört arkadaş biraz daha yaklaşıp yeniden kokladı. Bahçenin kapısındaki papatyalar da aynı anda yapraklarını salladı.

Yol boyunca bazen önce bir resim doğdu, bazen bir hareket, bazen de küçük bir cümle. Duru mavi bir kıvrım çizince Cem onu hikâyelerindeki dere yaptı. Ekin derenin akışını parmaklarıyla gösterdi. Ada, resimdeki suyun üzerinden uzanan geniş bir köprü çizdi. Kuş çizimi köprüden geçerken hepsi taşın iki yanında yavaşça ilerledi.

Bankın önündeki son taşa geldiklerinde Duru durdu.

“Sonunda ne olsun?”

Ada çimenlere baktı.

“Kuş dinlensin.”

Ekin büyük, yuvarlak bir minder çizdi. Cem minderin yanına küçük bir ağaç ekledi. Duru, ağacın dibine bir papatya yaptı. Ada da resmin çevresine sarı noktalar koydu.

“Kuş kendine güzel bir yer bulmuş,” dedi Cem. “Minderine oturup bahçedeki sesleri dinlemiş.”

Taştaki kuş mindere yerleşti. Başını kanadına yasladı. Çizdikleri ağacın yaprakları da yukarıdaki fındık ağacı gibi hafif hafif sallandı.

Duru, arkadaşlarına yer bırakmak için bankın bir ucuna oturdu. Ada onun yanına geldi. Ekin yere oturup sırtını bankın tahtasına yasladı. Cem bankın öteki ucuna yerleşti. Önlerinde, halka halka uzanan Renkli Yol parlıyordu.

“Ben en çok kuşun kanatlarını sevdim,” dedi Ada.

“Ben de onun gölgesini,” dedi Ekin.

Cem çiçeği gösterdi.

“Ben kokusunu.”

Duru, arkadaşlarının gösterdiği yerlere ayrı ayrı baktı. Sonra tebeşirleri toplamak için ayağa kalktı. Ada, Ekin ve Cem de yanına gelip kendi kullandıkları tebeşirleri sepete bıraktı.

Papatyalar, kapının yanında bir kez daha usulca sallandı. Duru arkadaşlarıyla fındık ağacının gölgesine döndüğünde taştaki kuş gözlerini kapatmıştı. Önlerinde uzanan renkli yolun yanında oturdular. Lavanta kokusu yaprakların arasından geçerken dört arkadaşın yumuşak gülüşleri bahçeye yayıldı.