Masal Odası
Türk Masalları

Deniz ve Köy Meydanındaki Çan: Paylaşan Sofra Masalı | Türk Masalları

Ramazan akşamında köy meydanındaki sofrayı hazırlayan Deniz, yeni komşularına yer kalmadığını fark eder. Küçük bir değişiklik, herkesi aynı sıcak sofrada buluşturur.

5-9 yaş 7 dakika Tarayıcı seslendirmesi
Deniz ve Köy Meydanındaki Çan: Paylaşan Sofra Masalı | Türk Masalları
Tarayıcı seslendirmesi Deniz ve Köy Meydanındaki Çan: Paylaşan Sofra Masalı | Türk Masalları Sırada: Yağmurdan Korkan Küçük Bulut
0:00
Okuma görünümü

Deniz, ninesinin anlattığı her Ramazan masalı gibi, o akşamın da yumuşak bir ışıkla başladığını düşündü. Güneş, köyün kiremit çatılarına bal rengi bir parıltı bırakıyor; meydandaki küçük dükkânların önünde renkli fenerler usulca sallanıyordu. Fırından yeni çıkmış pidelerin kokusu, çiçek açan ıhlamur ağacının kokusuna karışıyordu.

Köyde Ramazan boyunca haftada bir akşam meydanda büyük bir iftar sofrası kurulurdu. Her evden sofraya bir şey gelirdi. Kimi mercimek çorbası getirir, kimi zeytin, kimi de küçük bir tabak hurma koyardı. Yemeklerin az ya da çok olması önemli değildi. Her tabak uzun masanın ortasına yerleştirilir, yan yana oturanlar önlerindekini bölüşürdü.

Meydanın ortasında, ahşap çatılı küçük bir çan vardı. Bu çan iftar vaktini bildirmezdi. Sofranın hazır olduğunu haber verirdi. Çan bir kez çalınca herkes yerine oturur, akşam ezanını birlikte beklerdi.

O gün çanı çalma görevi Deniz'indı.

Deniz bu görevi sabahtan beri düşünüyordu. Çanın ipine uzanacak, derin bir nefes alacak ve ipi yavaşça çekecekti. Ama önce masanın tamamen hazır olduğundan emin olması gerekiyordu.

Narin Nine büyük bir tencerede çorba getirmişti. Fırıncı Cemil Amca, pideleri temiz bezlere sarıp masanın ortasına dizmişti. Çocuklar kaşıkları ve peçeteleri dağıtıyordu. Deniz de her sandalyenin önüne bir bardak koyuyor, sonra geri dönüp bardakları yeniden sayıyordu.

Tam son bardağı yerleştirdiğinde meydanın taş yolunda üç kişi göründü. Bunlar köye o sabah taşınan yeni komşulardı. Selma Hanım, küçük kızı Zeynep ve Zeynep'in dedesi, ellerinde bir sürahi ayranla meydana yaklaşıyordu.

Zeynep, uzun sofraya bakınca yavaşladı. Bütün sandalyeler doluydu. Masanın iki ucunda bile boş yer görünmüyordu.

“Galiba geç kaldık,” dedi annesine sessizce.

Deniz bu sözleri duydu. Elindeki son bardağa baktı, sonra yan yana dizilmiş sandalyelere. Bir an ne yapacağını bilemedi. Çanı çalmasına çok az kalmıştı. Herkes bekliyordu. Fakat yeni komşular ayakta dururken sofra ona hazır görünmüyordu.

Deniz, Narin Nine'nin yanına gitti.

“Üç kişilik daha yere ihtiyacımız var,” dedi. “Ama boş sandalye kalmamış.”

Narin Nine masayı dikkatle inceledi. Sonra meydanın kenarındaki mavi, küçük tahta masayı gösterdi. O masanın üzerinde su sürahileri duruyordu.

“Sürahileri çeşmenin yanındaki tezgâha koyabiliriz,” dedi. “Mavi masayı da büyük sofranın ucuna ekleriz. Onu taşımak için yetişkinlerden yardım isteyelim.”

Deniz'in yüzü aydınlandı. Hemen Cemil Amca ile Selma Hanım'a seslendi. Onlar mavi masayı birlikte kaldırıp uzun sofranın ucuna yerleştirdiler. Deniz ile Zeynep de sürahileri çeşmenin yanındaki taş tezgâha taşıdı. Birkaç kişi sandalyelerini biraz yaklaştırınca üç kişilik yer açıldı.

Yine de mavi masanın üstü bomboştu. Zeynep, elindeki ayran sürahisini oraya bıraktı.

“Biz bugün taşındığımız için yemek hazırlayamadık,” dedi mahcup bir sesle. “Sadece ayran getirebildik. Bir de penceremizin önündeki saksıdan biraz nane topladık.”

Deniz, sofranın ortasındaki tabaklara baktı. Büyük tabaklarda zeytinler, hurmalar, peynirler ve pideler vardı.

“Onları biraz yaklaştırırsak bu masaya da ulaşır,” dedi.

Sofradakiler tabakları elden ele uzattı. Bir tabak hurma, bir sepet pide ve bir kâse zeytin mavi masaya geldi. Zeynep de yıkanmış nane yapraklarını ayran bardaklarına paylaştırdı. Ayranın üstünde küçücük yeşil yapraklar yüzmeye başladı.

Şimdi masanın iki ucu da birbirine benziyordu. Her yerde bardaklar, kaşıklar ve paylaşılacak yiyecekler vardı. Deniz yeniden saydı. Bu kez herkesin oturacağı bir yer bulunuyordu.

Narin Nine, “Sanırım sofra hazır,” dedi.

Deniz çanın yanına yürüdü. Zeynep de birkaç adım gerisinde durdu. Deniz ipe uzandı, fakat hemen çekmedi. Önce meydana baktı. Selma Hanım ile Zeynep'in dedesi yeni yerlerine oturmuştu. Köydekiler onlara pideleri uzatıyor, hangi evin nerede olduğunu anlatıyordu. Zeynep ise naneli ayranları dağıtıyordu.

Deniz derin bir nefes aldı ve ipi yavaşça çekti.

Çan, “Dan!” diye tek ve berrak bir ses çıkardı.

Ses meydanın taş duvarlarına değdi, sonra akşam göğüne doğru yükseldi. Konuşmalar yavaşladı. Herkes yerine oturdu. Deniz de Zeynep'in yanındaki sandalyeye geçti.

Biraz sonra ezan okunmaya başladı. Önce su içildi, ardından hurmalar paylaşıldı. Narin Nine çorbayı kâselere doldurdu. Cemil Amca pideleri böldü. Mavi masadaki zeytin tabağı boşalınca karşı taraftan yeni bir tabak uzatıldı. Ayran sürahisi masanın bir ucundan ötekine dolaştı.

Deniz, kendi bardağındaki nane yaprağını görünce gülümsedi.

“Bu ayran çok güzel kokuyor,” dedi.

Zeynep'in yüzündeki çekingen ifade yumuşadı.

“Yarın daha çok nane getirebilirim,” diye karşılık verdi.

Yemekten sonra gökyüzünde ilk yıldızlar belirdi. Büyükler masayı toplarken çocuklar bardakları tezgâha taşıdı. Meydan yavaş yavaş sessizleşti. Fenerlerin ışığı taşların üzerine küçük, sarı halkalar bırakıyordu.

Zeynep çanın yanından geçerken durdu.

“Bir sonraki sofrada çanı birlikte çalabilir miyiz?” diye sordu.

Deniz biraz düşündü, sonra ipin iki kişinin tutabileceği kadar uzun olduğunu fark etti.

“Elbette,” dedi. “Sen bir ucundan tutarsın, ben de öteki ucundan.”

O gece küçük çan yalnızca bir kez çalmıştı. Fakat sesi herkese yetecek kadar genişti. Mavi masa uzun sofranın ucunda kalmış, yeni komşular için açılan üç yer artık hiç de yeni görünmemişti.

Deniz eve dönerken arkasına baktı. Meydanda dışarıda kalmış tek bir sandalye bile yoktu.