Cik Cik Serçe ve Oyunun Küçük Molası
Cik Cik Serçe, bloklarının bozulmasından endişelenir. Annesinin desteğiyle son küçük hamlesini seçer ve oyunu bitirmeden bakım molasına geçer.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Gökkuşağı Sokağı’ndaki küçük evde Cik Cik Serçe, alçak masanın başında tahta bloklarla bir yol yapıyordu. Yol bir köprünün altından geçiyor, sonra geniş bir meydana doğru kıvrılıyordu. Cik Cik mavi bir bloku iki kanadının arasında çevirdi. Onu yolun ucuna koyunca sıra meydanın çevresine gelecekti. Masanın üstünde hâlâ boş yerler vardı. Cik Cik bu yerlere bakınca daha neler yapacağını düşünüyordu.
Tahta parçalar kanatlarının altında pürüzsüzdü. Cik Cik düz blokları yan yana getirmiş, yuvarlak olanlara meydanda yer ayırmıştı. Köprünün altından geçecek yolu biraz önce kendisi bulmuştu. Bunun için iki parçayı yan çevirmişti. Meydanın ortasına yassı, yuvarlak bir parça koymuştu. Orası, oyunda herkesin buluştuğu yerdi. Cik Cik, kıvrımlı yolun tam oraya ulaşmasını istiyordu. Masanın önünde oturmak, kendi kurduğu küçücük bir sokağa bakmak gibiydi. Henüz bitmemişti ama her köşesinde onun seçtiği bir şey vardı.
Annesi odanın kapısında durdu. — Cik Cik, dişlerini fırçalama zamanı geldi. Cik Cik başını kaldırdı. — Biliyorum, dedi. Ama ben daha bitirmedim. Mavi blok hâlâ kanatlarının arasındaydı. Annesi yaklaşınca onu biraz daha sıkı tuttu. — Ben gidersem blokları toplar mısın? Daha yolun devamını yapacaktım. Geri geldiğimde burada olmazsa oyunuma nasıl dönerim?
Annesi bloklara uzanmadı. Cik Cik’in yanındaki mindere oturdu ve anlatmasını bekledi. — Şurada bir kapı olacak, dedi Cik Cik. Meydanın bu yanı da açık kalmayacak. Ama hepsini şimdi yapamam. Annesi onun gösterdiği yerlere baktı. Sözünü kesmeden dinledi. — Oyunun bitmedi. Benim onu toplamamı istemiyorsun. Cik Cik başını salladı. — Evet. Oyun bitince blokları kutuya koyuyoruz. Ama benimki daha bitmedi. Sen bitti sanırsan diye düşündüm.
Annesi masanın kenarındaki boş blok kutusunu olduğu yerde bıraktı. — Sen dönene kadar bu oyuna dokunmayacağım, dedi. Blokların masada, bıraktığın gibi kalacak. Cik Cik mavi bloku daha gevşek tutmaya başladı. — Şunu da bir yere koymak istiyorum. — Mola vermeden önce yapacağın son küçük hamleyi sen seçebilirsin, dedi annesi.
Cik Cik önce köprünün üstüne baktı. Sonra meydanın boş yanına. İkisini de yapmak istiyordu, ama elindeki mavi blok için başka bir yer seçti. — Bunu yolun ucuna koyacağım. Sonra seninle geleceğim. Bloku yavaşça indirdi. Yanındaki sarı parçayla arasına dar bir boşluk bıraktı. Bu boşluk, oyundaki küçük patikaydı. Cik Cik kanadının ucuyla patikayı gösterdi. — Buradan yürüyenler meydana girecek. Annesi de gözleriyle o yolu izledi.
Cik Cik kanatlarını masadan çekip dizlerine koydu. Yolun ucu hâlâ açıktı. Meydanın bir yanı da boştu. Bir an, önündeki bloklardan birini daha almak istedi. Sonra kendi seçtiği mavi bloka baktı. Onu istediği yere koymuştu. Kanatlarını dizlerinde tuttu. Annesi yanında sessizce beklerken Cik Cik oyuna dokunmadan oturdu. Hiçbir parça yerinden oynamadı. Yarım kalan yol, olduğu gibi durabiliyordu.
Annesi ayağa kalkıp yakındaki sandalyeden hırkasını aldı. Cik Cik onun kanatlarına baktı. Annesi masaya yaslanmadan hırkasını giydi. Önündeki eğri bloku düzeltmedi, kutuya tek bir parça bile koymadı. Masanın yanından geçip kapıda durdu. Sözünü tutmuştu. Cik Cik’in yaptığı her şey, bıraktığı biçimde duruyordu. — Oyunum hâlâ burada, dedi Cik Cik. — Evet, dedi annesi.
Cik Cik sandalyesinden indi. Masaya biraz uzaktan bakınca köprüyü, kıvrılan yolu ve yolun ucundaki mavi bloku bir arada gördü. Birkaç adım uzaklaşmıştı, ama oyunu elinden gitmemişti. Şimdi orada bitmiş bir yol değil, devam edebileceği bir oyun vardı. — Daha yapacaklarım var, dedi. Ama hepsini şimdi yapmayacağım. Bakım molasından sonra buraya dönebilir miyim? — Dönebilirsin, dedi annesi. Burada kaldığın yerden devam edersin. Cik Cik başını salladı. Yolun tamamını yetiştirmesi gerekmiyordu. — Tamam. Şimdi seninle gelmek istiyorum.
Annesi kanadını uzattı. Cik Cik ona doğru yürüdü. — Birlikte gidelim, dedi annesi. Cik Cik kanadını annesininkine koydu. Kapıdan ilk o geçti. Annesi de onun adımlarına uydu. Koridordaki yumuşak halıya birlikte bastılar. Cik Cik annesinin yanında yürürken odasının kapısı arkalarında kaldı. Banyodan gelen yumuşak ışık önlerindeki duvara vuruyordu. Birlikte yürürken Cik Cik, meydana yapmak istediği kapıyı anlattı. Kapı için hangi parçaları kullanacağını henüz seçmemişti. — Küçük bir kapı mı olacak? diye sordu annesi. — Daha karar vermedim. Cik Cik bunu söylerken gülümsedi. Şimdi karar vermesi gerekmiyordu.
Banyonun kapısı açıktı. Cik Cik içeri girince askıdaki küçük havlusunu gördü. Lavabonun yanında diş fırçası duruyordu. Annesi onunla birlikte aynanın önüne geldi. Aynada yan yana görünüyorlardı. Cik Cik, annesinin hırkasındaki iri düğmelere baktı; biraz önce masanın yanında giydiği hırkaydı bu. Sonra başını kaldırıp annesinin yüzüne baktı. — Burada yanımda durur musun? — Buradayım, dedi annesi.
Cik Cik bir kanadıyla annesinin kanadına dokundu. Ötekiyle diş fırçasına uzandı. Masadaki oyunu bitirmesi gerekmiyordu; mavi blok yerinde kalmış, annesi de söylediğini yapmıştı. Şimdi annesiyle birlikte bu küçük molayı verebiliyordu. İçinde hâlâ yolun devamını yapma isteği vardı, ama artık hemen masaya dönmesi gerekiyormuş gibi hissetmiyordu. — Tamam, başlayabilirim, dedi. Annesi hafifçe gülümsedi. Cik Cik de ona gülümseyip dişlerini fırçalamaya başladı. Oyunu masada, annesi yanı başındaydı.