Masal Odası
Kısa Masallar

Boncuk Kaplumbağa ve Kayıp Düğme: Minik Saat Masalı | Kısa Masallar

Boncuk Kaplumbağa, minik saatinin düğmesini kaybedince telaşını yavaşça dinlemeyi ve arkadaşının yardımıyla çözüm bulmayı öğrenir.

4-8 yaş 5 dakika
Boncuk Kaplumbağa ve Kayıp Düğme: Minik Saat Masalı | Kısa Masallar
Okuma görünümü

Kısa masallar, küçük bir anın içine sıcak bir başlangıç, anlaşılır bir sorun ve iç rahatlatan bir çözüm sığdırır; Boncuk Kaplumbağa'nın bu masalı da yumuşacık bir sabahın içinde başlar.

Güneş, Dutlu Bahçe'nin yapraklarına bal rengi ışıklar bırakırken Boncuk Kaplumbağa kabuğunun önünü küçük bir bezle siliyordu. Kabuğunun yan cebinde, nenesinden kalma minik bir saat vardı. Saat yuvarlak, parlak ve avuca sığacak kadar küçüktü. Üzerinde mavi bir düğme bulunurdu. Boncuk o düğmeye nazikçe basınca saat incecik bir sesle tıkırdar, sonra da yumuşak bir zil gibi “din” derdi.

Boncuk, o gün bahçe kulübesinin önünde yapılacak çiçek sulama zamanını hatırlamak istiyordu. Çünkü minik fesleğenler sabah serinliğinde su içmeyi severdi. Boncuk saatini cebinden çıkardı, düğmeye basmak için baktı. Ama mavi düğme yerinde yoktu.

Boncuk'un gözleri büyüdü. İçinde küçük bir telaş kabardı. Saat hâlâ avucundaydı, ama düğmesiz olunca sessizleşmiş gibiydi. Boncuk derin bir nefes aldı. Nenesinin bir sözünü hatırladı: “Kaybolan şeyler bazen koşarak değil, bakarak bulunur.”

Önce kabuğunun yan cebine baktı. Cebin içinde iki minik yaprak, yuvarlak bir taş ve ince bir dut sapı vardı. Düğme yoktu. Sonra kulübenin basamağına baktı. Basamakta sabah tozu, birkaç çiçek tohumu ve güneş lekeleri vardı. Düğme yine yoktu.

Tam o sırada Maviş adında küçük bir bahçe salyangozu, ıslak yaprakların arasından ağır ağır geldi. Maviş'in sırtında parlak bir çiy damlası duruyordu. Boncuk'un yüzündeki düşünceli ifadeyi görünce durdu.

“Boncuk, bugün adımların biraz sessiz,” dedi Maviş. “Bir şey mi arıyorsun?”

Boncuk minik saati gösterdi. “Saatimin mavi düğmesi kayboldu. Fesleğenleri sulama vaktini kaçırmak istemiyorum.”

Maviş başını anlayışla salladı. “Birlikte bakalım. Sen yüksek yerlere, ben yaprak altlarına bakarım.”

İkisi de acele etmeden aramaya başladı. Boncuk, taş yolun kenarını inceledi. Her küçük yuvarlak şeyi düğme sandı, sonra sakin sakin ayırdı. Bir tanesi mor bir tohumdu. Bir tanesi parlak bir yağmur tanesiydi. Bir tanesi de eski bir boncuktu. Boncuk boncuğu görünce hafifçe gülümsedi, ama aradığı şey o değildi.

Maviş ise yaprakların altına bakıyordu. “Burada bir kabuk parçası var,” dedi. “Burada da maviye yakın bir çiçek gölgesi. Ama düğme değil.”

Boncuk'un içindeki telaş biraz daha küçüldü. Çünkü artık yalnız aramıyordu. Bahçedeki sesleri duymaya başladı: Dut yapraklarının hışırtısı, uzaktan gelen su kovasının hafif tıngırtısı, toprağın sabah kokusu. Her şey ona, yavaş bakınca daha çok şey görüldüğünü söylüyor gibiydi.

Kulübenin yanında eski bir ahşap masa vardı. Boncuk dün akşam saatini orada temizlemişti. Masanın üzerinde kırmızı bir iplik, tahta bir makara ve yarım kalmış küçük bir kumaş mendil duruyordu. Boncuk masanın altına eğildi. Orada yalnızca serin gölge vardı.

Maviş, masanın ayağındaki ince çatlağa yaklaştı. “Burada bir şey parlıyor,” dedi.

Boncuk hemen yanına geldi. Çatlağın içinde mavi, minicik bir yuvarlak görünüyordu. Düğme oradaydı. Ama çatlak dardı; Boncuk'un tırnağı sığmadı. Zorlayınca ahşap gıcırdadı. Boncuk durdu. Düğmeyi çıkarmak istiyordu, ama masayı incitmek de istemiyordu.

“Başka bir yol bulalım,” dedi kendi kendine.

Maviş düşündü. Sonra sırtındaki çiy damlasını yaprağın ucuna bıraktı. “Düğme çok hafif olabilir. Çatlağın kenarına biraz su değerse kayıp dışarı gelir belki.”

Boncuk küçük bir yaprağı kaşık gibi tuttu. Maviş'in bıraktığı damlayı dikkatle aldı ve çatlağın yanına dokundurdu. Damla ahşabın kenarında usulca yayıldı. Mavi düğme bir an kıpırdadı, sonra pıt diye masanın altındaki yumuşak toprağa düştü.

Boncuk düğmeyi iki eliyle aldı. Üzerindeki tozu üfledi. İçinden sıcak bir sevinç geçti. “Bulduk,” dedi. Sesi yüksek değildi, ama çok mutluydu.

Maviş gülümsedi. “Bazen küçük şeyler küçük yardımlarla çıkar.”

Boncuk düğmeyi saate taktı. Bu kez daha dikkatli bastı. Saat incecik tıkırdadı ve ardından yumuşak bir “din” sesi duyuldu. Boncuk'un yüzü aydınlandı. Sulama vakti henüz geçmemişti.

İkisi birlikte fesleğenlerin yanına gitti. Boncuk küçük bakır kaptan su döktü. Maviş de yaprakların dibine yakın durup toprağın ne zaman yeterince nemlendiğini söyledi. Fesleğenler sabah serinliğinde mis gibi koktu.

Sulama bitince Boncuk, saatinin düğmesini küçük bir iplikle gövdesine bağladı. İplik düğmeyi sıkmadı, sadece kaybolursa uzağa gitmesini önleyecek kadar nazik tuttu. Boncuk saatini cebine koymadan önce Maviş'e baktı.

“Bugün düğmeyi buldum,” dedi. “Ama daha önemlisi, telaşlanınca durup nefes almayı hatırladım.”

Maviş çiy damlası gibi parlak bir sesle karşılık verdi. “Ben de bir damlanın bile işe yarayabileceğini gördüm.”

Öğleye doğru Dutlu Bahçe daha aydınlık oldu. Kulübenin gölgesi kısaldı, fesleğenlerin kokusu yola yayıldı. Boncuk kabuğunun önünde oturdu, minik saatini dinledi. Tıkır tıkır, din. Tıkır tıkır, din.

Bu ses Boncuk'a yalnızca zamanı değil, sabırlı bakışları, iyi bir arkadaşın sessiz yardımını ve küçük sorunların yavaşça çözülebileceğini hatırlattı. Bahçe sakinleşti. Boncuk'un içi de bahçe gibi sakindi.

Akşamüstü güneş dalların arasından çekilirken Boncuk, saatini kabuğunun güvenli cebine yerleştirdi. Mavi düğme bu kez ipiyle yanında duruyordu. Boncuk gözlerini kapatmadan önce fesleğenlere, masaya ve Maviş'in bıraktığı ince yola baktı.

“Yarın yine zamanında uyanırız,” diye fısıldadı.

Minik saat yumuşakça tıkırdadı. Dutlu Bahçe'de herkes kendi küçük yerinde huzurla dinlendi.