Boncuk Kaplumbağa ve Beş Dakikalık Gökkuşağı: Sürpriz Mum Masalı | Kısa Masallar
Boncuk Kaplumbağa, yağmurdan sonra beliren gökkuşağının altında doğum günü dileğini tutmak ister. Fakat sürpriz mum ortada yoktur ve gökkuşağı yavaşça solmaktadır.
Boncuk Kaplumbağa'nın doğum günü masalı, yağmurdan sonra toprağın mis gibi koktuğu ılık bir sabah başladı. Bahçedeki incir yaprakları ışıl ışıldı. Pencereden içeri süzülen güneş, Boncuk'un kabuğuna küçük altın benekler konduruyordu.
Boncuk o gün altı yaşına girmişti. Yatağından kalkar kalkmaz mutfağa yürüdü. Masanın üzerinde çilekli bir pasta duruyordu. Pastanın çevresine yeşil yapraklar, mor çiçekler ve incecik elma dilimleri yerleştirilmişti.
Lale Teyze, pastanın yanındaki sarı kutuyu iki eliyle kapattı.
“Burada sana küçük bir sürpriz var,” dedi. “Ama pasta zamanı gelmeden açmak yok.”
Boncuk kutuya merakla baktı. Üzerinde gökkuşağı renklerinde bir kurdele vardı. Kutunun içinden tatlı bir vanilya kokusu geliyordu.
“Bir kez sallayabilir miyim?” diye sordu Boncuk.
Lale Teyze gülümsedi.
“İçindeki şey sallanmayı pek sevmez. En iyisi onu güvenli bir yerde bekletelim.”
Boncuk başını salladı. Sarı kutuyu dikkatle aldı ve bahçedeki uzun masanın ortasına koydu. Sonra hazırlıklara yardım etmeye başladı. Minderleri verandaya taşıdı. Peçeteleri tabakların yanına bıraktı. Küçük vazolara papatyalar yerleştirdi.
Bir süre sonra Boncuk'un arkadaşları geldi. Narin, mavi bir paket getirmişti. Efe ise kendi yaptığı renkli bir doğum günü kartını uzattı. Kartın önünde, kocaman bir pastanın çevresinde el ele duran altı küçük kaplumbağa vardı.
“Bunu masanın en güzel yerine koyalım,” dedi Boncuk.
Tam o sırada gökyüzündeki açık renkli bulutlar koyulaştı. Önce bir damla düştü. Ardından incir yapraklarına yumuşak bir yağmur başladı.
Kimse telaşlanmadı. Lale Teyze pastayı mutfağa götürdü. Narin tabakları topladı. Efe minderleri verandanın altına taşıdı. Boncuk da peçeteleri ve sarı kutuyu yağmurdan korumak için kollarına aldı.
Rüzgâr, masadaki doğum günü kartını havalandırdı. Kart bahçenin kenarındaki biberiye saksısına doğru sürüklendi.
“Ben kartı alırım!” dedi Boncuk.
Peçeteleri verandadaki sepete bıraktı. Sarı kutuyu da kuru kalacağını düşündüğü bir yere koydu. Sonra yavaş ama kararlı adımlarla biberiye saksısına gitti. Kartı iki eliyle tuttu ve verandaya getirdi.
Yağmur uzun sürmedi. Birkaç dakika sonra damlalar seyreldi. Bulutların arasından güneş göründü. Bahçenin üzerinden ince, parlak bir gökkuşağı yükseldi.
“Bakın!” diye seslendi Narin. “Renkler sanki gökyüzüne çizilmiş!”
Herkes verandanın önüne çıktı. Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor renkler yan yana uzanıyordu. Boncuk hayranlıkla gökkuşağına baktı.
“Pastamı gökkuşağının altında üflemek istiyorum,” dedi. “Böylece dileğimin bütün renkleri olur.”
Lale Teyze mutfaktan pastayı getirdi. Efe masayı kuruladı. Narin, masanın üzerinde duran küçük beş dakikalık kum saatini çevirdi.
“Bakalım gökkuşağı kumlar bitene kadar kalacak mı?” dedi.
Boncuk heyecanla sarı kutuyu aradı. Masaya baktı. Kutunun yerinde yalnızca birkaç parlak yağmur damlası vardı.
“Lale Teyze, sürpriz kutu nerede?” diye sordu.
Lale Teyze verandaya, mutfağa ve masanın altına baktı.
“Ben pastayı taşırken kutu masadaydı,” dedi. “Sen onu yağmurdan korumak için almıştın, hatırladın mı?”
Boncuk hatırladı. Fakat kutuyu nereye koyduğunu bir türlü bulamıyordu. Verandadaki minderlere baktı. Sandalyelerin çevresini dolaştı. Peçete sepetini kontrol etti. Sarı kutu hiçbir yerde görünmüyordu.
Kum saatindeki taneler ağır ağır aşağıya akıyordu. Gökkuşağının kırmızı çizgisi biraz solmuştu.
Boncuk'un boğazında küçük bir düğüm oluştu. Bütün sabah beklediği sürpriz mumu göremeden gökkuşağı kaybolacakmış gibi geldi.
“Yetişemeyeceğiz,” dedi sessizce.
Narin, Boncuk'un yanına oturdu.
“İstersen birlikte düşünelim,” dedi. “Yağmur başladığında ilk ne yaptın?”
Boncuk derin bir nefes aldı. Gözlerini bir an kapattı.
“Önce peçeteleri topladım,” dedi. “Sonra sarı kutuyu aldım. Kart uçunca ikisini de taşımaya çalışıyordum.”
“Peçeteleri nereye bıraktın?” diye sordu Efe.
“Verandadaki sepete.”
Üçü birlikte sepete baktılar. İçinde yalnızca katlanmış peçeteler vardı.
“Peki kutu elindeyken kartı tutabilir miydin?” diye sordu Narin.
Boncuk, iki elini önünde birleştirip kartı nasıl tuttuğunu düşündü.
“Hayır,” dedi. “Kutuyu önce bir yere bırakmış olmalıyım.”
Yavaşça verandadan bahçeye doğru yürüdü. Islak taşlara basmadan, kuru yolun üzerinden geçti. İncir ağacına baktı. Masanın köşesine dokundu. Sonra biberiye saksısından gelen güzel kokuyu duydu.
Birden gözleri parladı.
“Kartı almak için buraya gelmiştim!” dedi.
Saksının yanında ters çevrilmiş mavi bir bahçe kabı vardı. Boncuk, kutuyu yağmurdan korumak için bu kabın altına koyduğunu hatırladı.
Lale Teyze kabı kaldırdı. Sarı kutu, tek bir damla bile ıslanmadan altında duruyordu. Gökkuşağı renkli kurdelesi hâlâ pırıl pırıldı.
“Buldum!” dedi Boncuk. Sonra hemen kendini düzeltti. “Birlikte bulduk.”
Masaya döndüklerinde kum saatinin üst bölümünde yalnızca incecik bir kum tabakası kalmıştı. Gökkuşağının mavi ve mor renkleri solmaya başlamıştı ama sarı ile yeşil hâlâ gökyüzünde parlıyordu.
Lale Teyze kutuyu Boncuk'un önüne koydu.
“Artık açabilirsin,” dedi.
Boncuk kurdeleyi çözdü. Kapağı yavaşça kaldırdı. Kutunun içinde altı renkli şeritle süslenmiş bir doğum günü mumu vardı. Mumun çevresinde kırmızıdan mora uzanan ince renk halkaları bulunuyordu.
“Küçük bir gökkuşağı!” dedi Boncuk.
Lale Teyze mumu pastanın ortasına yerleştirdi ve dikkatle yaktı. Boncuk masanın önüne oturdu. Arkasında bahçeye uzanan gökkuşağı, önünde ise küçücük mum ışığı vardı.
Narin ile Efe doğum günü şarkısını söylediler. Boncuk gözlerini kapattı. Acele etmeden dileğini düşündü. Arkadaşları onu sessizce bekledi.
Boncuk, o gün masasına gelen herkesin kendisini beklenmiş ve değerli hissetmesini diledi. Sonra gözlerini açtı ve mumu tek, yumuşak bir nefesle söndürdü.
Tam o anda kum saatinin son tanesi de aşağı düştü. Gökyüzündeki gökkuşağı yavaşça silindi. Önce mor renk kayboldu, sonra mavi, ardından diğer renkler soldu. Fakat kimse üzülmedi.
Kırmızı renk çileklerdeydi. Turuncu renk tabaklardaki elma dilimlerinde görünüyordu. Sarı renk mumun kutusundaydı. Yeşil renk incir yapraklarında, mavi renk Narin'in paketinde, mor renk ise vazodaki çiçeklerdeydi.
“Gökkuşağı gitmedi,” dedi Efe. “Sadece masaya dağıldı.”
Boncuk çevresine baktı ve gülümsedi. Biraz önce içindeki düğüm bütünüyle çözülmüştü. Pastasını eşit dilimlere ayırdı. İlk dilimi Lale Teyze'ye, ikinci dilimi Narin'e, üçüncü dilimi Efe'ye uzattı.
Yağmurdan kalan damlalar, güneşte küçük ışıklar gibi parladı. Bahçe yeniden neşeli konuşmalarla doldu. Boncuk sarı kutuyu yanına koydu. İçindeki sürprizi artık biliyordu ama kutu yine de ona çok özel görünüyordu.
Akşam olduğunda Boncuk, renkli mumu odasındaki rafa yerleştirdi. Pencereden gökyüzüne baktı. Gökkuşağı çoktan kaybolmuştu. Yine de o beş dakikayı düşündüğünde renkleri açıkça görebiliyordu.
Boncuk gözlerini huzurla kapattı. Doğum gününün en güzel yanı, gökkuşağına yetişmek değildi. En güzel yanı, küçük bir sorun çıktığında herkesin yanında sakince durması ve aradıkları şeyi birlikte bulmasıydı.