Boncuk Kaplumbağa ve Minik Köprü: Kıvrık Kafiye Masalı | Kısa Masallar
Boncuk Kaplumbağa, dereciğin öte yanındaki kahvaltıya yetişmek ister. Yerinden oynayan köprü tahtasını görünce acele etmek yerine yardım ister ve neşeli kafiyelerle güvenli bir çözüm bulur.
Bu tekerlemeli masal, ılık bir ilkbahar sabahında başladı. Güneş, çimenlerin üzerindeki çiy damlalarını parlatıyor; bahçe, taze nane ve ıslak toprak kokuyordu. Boncuk Kaplumbağa, küçük evinin yuvarlak penceresini açıp dışarı baktı.
“Gün uyandı, ışık doldu, Minik bahçem ne hoş oldu,” diye mırıldandı.
Boncuk’un kabuğu açık yeşildi. Üzerinde, boncuğa benzeyen sarı benekler vardı. Yavaş yürürdü ama hazırlanmayı severdi. O sabah mavi mendilini boynuna bağladı, küçük sepetini koluna taktı. Sepetin içinde üç çilek, iki dilim ekmek ve mis gibi kokan bir tutam nane vardı.
Dereciğin öte yanında arkadaşı Lila onu bekliyordu. Birlikte çınar ağacının altında kahvaltı edeceklerdi. Boncuk, kapısını usulca kapattı ve taşlı patikaya çıktı.
“Bir adım, iki adım, Yavaş gider, yol alırım. Taş düz ise tıpır tıpır, Yaprak varsa kıpır kıpır.”
Patikanın sonunda küçük bir derecik vardı. Su derin değildi. İncecik akıyor, güneşte gümüş bir kurdele gibi parlıyordu. Dereciğin üzerinde, Boncuk’un her zaman kullandığı minik tahta köprü bulunuyordu.
Fakat o sabah köprü her zamanki gibi görünmüyordu.
Boncuk biraz yaklaştı. Köprünün orta tahtalarından biri yana kaymıştı. Tahta düşmemişti, ama bir ucu yerinden çıkmıştı. Boncuk ön ayağını uzatacak oldu. Sonra durdu.
“Tahta eğri, köprü dar, Aceleye ne gerek var?” dedi.
Sepetini çimenlerin üzerine bıraktı. Köprüyü uzaktan dikkatle inceledi. Suyun sesi hâlâ sakindi: şıpır şıpır, şıpır şıpır. Ama Boncuk’un içindeki sevinç biraz küçülmüştü.
“Lila beni bekliyordur,” diye düşündü. “Çilekler de sepetin içinde. Acaba kahvaltıya geç mi kalacağım?”
Karnında minicik bir düğüm hissetti. Burnundan yavaşça nefes aldı. Nane kokusu ona iyi geldi.
Tam o sırada, bahçenin kıyısından düzenli bir süpürme sesi duyuldu: hışır, hışır, hışır.
Gelen, bahçeyle ilgilenen Neşe Hanım’dı. Başında sarı şapkası, elinde küçük süpürgesi vardı. Boncuk’un köprünün yanında beklediğini görünce yanına geldi.
“Günaydın Boncuk,” dedi. “Burada bir sorun mu var?”
Boncuk yerinden oynayan tahtayı gösterdi.
“Köprüdeki tahta kaymış. Üzerinden geçmek istemedim. Lila’ya gidiyordum ama şimdi ne yapacağımı bilmiyorum.”
Neşe Hanım eğilip köprüye baktı. Eliyle dokunmadan önce Boncuk’u biraz geride bekletti.
“Durman iyi olmuş,” dedi yumuşak bir sesle. “Bu tahta yeniden yerine oturmalı. Ben alet kutumu getireyim. Sen de burada, düz taşın yanında bekler misin?”
Boncuk başını salladı. Neşe Hanım bahçe kulübesine doğru yürürken Boncuk, düz taşın üzerine oturdu. Beklemek ona uzun gelmesin diye kendi kendine yeni bir tekerleme söyledi:
“Dere akar şırıl şırıl, Güneş parlar pırıl pırıl. Köprü bekler usul usul, Çözüm gelir, gönlüm huzur.”
Son dizeyi pek beğenmedi. “Huzur ile usul tam kafiyeli olmadı,” diye düşündü. Bir daha denedi:
“Dere akar şırıl şırıl, Güneş parlar pırıl pırıl. Bekle Boncuk, kıpır kıpır, Çözüm yakın, sabır sabır.”
Bu kez gülümsedi. Tam o sırada karşı kıyıdan Lila göründü. Boynunda kırmızı bir fular, elinde kapaklı bir sürahi vardı.
“Boncuk!” diye seslendi. “Seni beklerken dereciğin yanına geldim. Köprüye ne olmuş?”
“Bir tahta kaymış,” dedi Boncuk. “Bu yüzden geçmedim. Neşe Hanım aletlerini getiriyor.”
Lila da köprüye yaklaşmadı. Sürahiyi çimenlerin üzerine bıraktı ve karşı kıyıya oturdu.
“Öyleyse burada birlikte bekleyebiliriz,” dedi. “Sen o yanda, ben bu yanda.”
Boncuk’un içindeki küçük düğüm gevşedi. Arkadaşı uzakta değildi. Yalnızca dereciğin öte yanındaydı.
Lila elleriyle ritim tuttu:
“Boncuk burada, Lila şurada, Minik dere tam ortada. Tahta yerine oturunca, Buluşuruz az sonra da.”
Boncuk kahkaha attı.
“Son dize biraz uzun oldu,” dedi.
“Öyleyse sen düzelt,” dedi Lila.
Boncuk düşündü, sonra yüksek sesle söyledi:
“Boncuk burada, Lila şurada, Minik dere tam ortada. Tahta sağlam olunca, Kahvaltı var sonunda!”
İki arkadaş aynı anda gülümsedi.
Neşe Hanım kısa süre sonra alet kutusuyla geri döndü. Kutudan küçük bir tahta tokmak, birkaç sağlam vida ve bir tornavida çıkardı. Önce köprünün iki yanına geçici olarak renkli kurdeleler bağladı. Böylece kimse onarım bitmeden köprüye yaklaşmayacaktı.
“Şimdi biraz tıkırtı duyabilirsiniz,” dedi.
Tahtayı dikkatle yerine yerleştirdi. Tokmak, “tak, tuk, tak” diye ses çıkardı. Tornavida, “fırıl fırıl” döndü. Boncuk ile Lila da bu seslere bir kafiye uydurdu:
“Tak tuk tahta, dön vida, Köprü hazır az sonra. Fırıl fırıl, sıkı sıkı, Sağlam olsun iki yakası.”
Neşe Hanım son vidayı da yerleştirdikten sonra köprüyü dikkatle kontrol etti. Her tahtaya tek tek bastı. Korkulukları yokladı. Sonra renkli kurdeleleri çözdü.
“Köprü şimdi sağlam,” dedi. “Yine de üzerinden her zamanki gibi yavaşça geçebilirsin.”
Boncuk hemen koşmadı. Sepetini aldı, mavi mendilini düzeltti ve köprünün başında durdu. Önce bir ayağını, sonra diğerini tahtaya koydu.
“Bir adım, iki adım, Sağlam yere basarım. Üç adım, dört adım, Dostuma kavuşurum.”
Köprü hiç sallanmadı. Altından geçen su şıpır şıpır şarkısını sürdürdü. Boncuk karşı kıyıya ulaştığında Lila onu sıcak bir gülümsemeyle karşıladı.
“Hoş geldin,” dedi Lila.
“Beklediğin için teşekkür ederim,” dedi Boncuk.
“Sen de köprüyü fark edip durduğun için teşekkür ederim,” dedi Lila. “Böylece artık herkes güvenle geçebilir.”
Neşe Hanım aletlerini toplarken iki arkadaş çınar ağacının altına geçti. Lila sürahiden bardaklara ılık elma suyu doldurdu. Boncuk sepetinden ekmekleri, çilekleri ve naneyi çıkardı. Çileklerden birini Neşe Hanım için ayırdılar.
Çınarın yaprakları hafifçe hışırdadı. Güneş dalların arasından küçük ışık benekleri bırakıyordu. Boncuk, sabah hissettiği o minicik düğümün tamamen kaybolduğunu fark etti. Kahvaltı biraz geç başlamıştı ama ekmek yine yumuşak, çilekler yine tatlıydı.
Lila bardağını kaldırıp son bir tekerleme söyledi:
“Köprü küçük, dostluk geniş, Sabır gelmiş, kaygı gitmiş. Nane kokar, çilek güler, Sakin kalan çözüm bulur.”
Boncuk son dizeye kendi dizesini ekledi:
“Dere söyler ince ince, İçim ısınır birlikte.”
Üçü de gülümsedi. Minik köprü güneşin altında sessizce uzanıyor, dereciğin iki kıyısını yeniden birleştiriyordu. Boncuk ile Lila kahvaltılarını paylaşırken su şıpırdadı, yapraklar hışırdadı ve sıcak bahçe sabahı, yumuşacık kafiyelerle akıp gitti.