Masal Odası
Kısa Masallar

Cik Cik Serçe ve Muayene Koltuğundaki Ayıcık

Cik Cik Serçe, annesiyle diş hekimini ziyaret eder. Muayene koltuğundaki ayıcıkla tanışırken yeni odayı keşfeder ve merak ettiklerini sorar.

4-8 yaş 7 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Diğer kısa masallar

Cik Cik Serçe ve Muayene Koltuğundaki Ayıcık
Tarayıcı seslendirmesi Cik Cik Serçe ve Muayene Koltuğundaki Ayıcık
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Mavi Dere’nin kıyısında sabah ışığı pırıldarken Cik Cik Serçe, annesiyle beyaz bir kapının önüne geldi. Kapının üzerindeki tahta tabelada bir papatya resmi vardı. İçeriden sayfa çevirme sesi duyuldu. Cik Cik, kapı tokmağına uzanan annesinin kanadına hafifçe dokundu.

“Anne, içeri girmeden önce biraz bakabilir miyiz?” diye sordu. O gün diş hekimi Lale Tavşan’ın odasını tanımaya gelmişlerdi. Cik Cik evden çıkarken çok meraklıydı; şimdi kapının arkasını göremeyince kanatlarını kendine biraz daha yaklaştırmıştı.

Annesi kapıyı açmak için acele etmedi. “Elbette,” dedi. “Neyi merak ediyorsun?” Cik Cik bir süre tabeladaki papatyaya baktı. “İçeride nerede duracağım? Sen de yanımda olacak mısın?” Annesi, “Bugün birlikte bakacağız,” diye karşılık verdi.

Kapı açıldığında önce geniş bir pencere gördüler. Pencerenin önünde fesleğen, duvarda Mavi Dere’nin resmi vardı. Bir köşede kitaplar, başka bir köşede küçük minderler duruyordu. Cik Cik’in gözü, resimdeki derenin üstüne çizilmiş minicik köprüye takıldı.

“Biz buradan geçtik,” dedi annesine. Kanadıyla köprüyü gösterdi. Tam o sırada Lale Tavşan yanlarına geldi. Üzerinde açık yeşil bir önlük vardı. “Hoş geldiniz, Cik Cik,” dedi. “Odamı görmeye hazır olduğunda birlikte yürüyebiliriz.”

Cik Cik hemen cevap vermedi. Önce annesine baktı, sonra açık duran kapıya. Annesi küçük minderlerden birinin yanında bekledi. Cik Cik de onun yanında durdu. Pencereden görünen söğüt dalları, derenin kıyısındaki dallarla aynı rüzgârda sallanıyordu.

“Önce kapıdan bakmak istiyorum,” dedi sonunda. Lale Tavşan bir adım yana çekildi. Böylece Cik Cik, odanın ortasındaki geniş koltuğu gördü. Koltuğun sırtı yüksekti; üzerinde yumuşak, sarı bir yastık vardı. Yastığın üstünde de küçük bir ayıcık oturuyordu.

Ayıcığın kahverengi kulakları, yuvarlak bir burnu ve mavi bir atkısı vardı. Patileri kucağında duruyordu. Sanki pencerenin önündeki bulutu izliyordu. Cik Cik başını yana eğdi. “O da mı odayı tanımaya geldi?” diye sordu.

Lale Tavşan gülümsedi. “Bu oyuncak ayıcık burada duruyor. İstersen onu yakından görebilirsin.” Cik Cik annesinin kanadına sokuldu. “Koltuğu bilmiyorum,” diye fısıldadı. “Yerden biraz yüksek. Bir de üstünde düğmeler var.”

Annesi onunla aynı hizaya eğildi. “Düğmelerin ne yaptığını sorabiliriz,” dedi. Cik Cik, ayıcığın mavi atkısına baktı. Atkının bir ucu yastığa yayılmıştı. Evdeki koltuğunda böyle düğmeler yoktu; annesine nerede oturacağını da henüz sormamıştı.

“Aklımdaki sorular birbirine karıştı,” dedi. Annesi başını salladı. “Önce birini söyleyebilirsin. Diğerleri bekler.” Cik Cik biraz düşündü. Sonra Lale Tavşan’a dönüp, “Koltuğun yanında durursam ayıcığı görebilir miyim?” diye sordu.

“Evet, birlikte yanına gidelim,” dedi Lale Tavşan. Cik Cik annesiyle birkaç adım attı. Yakından bakınca ayıcığın atkısında minik bir bulut gördü. Bulutun kenarı biraz eğriydi. Cik Cik de resim yaparken bulutları bazen böyle çizerdi.

Lale Tavşan, “Ayıcığı eline almak ister misin?” diye sordu. Cik Cik başıyla evet dedi. Diş hekimi oyuncağı ona uzattı. Serçe, ayıcığı iki kanadının arasına aldı. Yumuşak patilerinden biri kendi kanadının üzerine düştü.

“Anne, sen nereye oturacaksın?” diye sordu. Annesi koltuğun yanındaki sandalyeyi gösterdi. “Buraya oturabilirim.” Cik Cik sandalyeyle koltuk arasına baktı. Annesinin kanadını görebileceği bir yerdi. Ayıcığın atkısını usulca düzeltti; sonra Lale Tavşan’a bir sorusu daha olduğunu söyledi.

“Şu düğme ne yapıyor?” “Koltuğu biraz yükseltiyor,” dedi Lale Tavşan. “Şimdi çalıştırmıyorum. İstersen önce ayıcığı koltuğa koyup nasıl hareket ettiğini gösterebilirim.” Cik Cik düşündü. “Ben annemin yanında durayım, ayıcık da yastıkta otursun,” dedi.

Ayıcığı Lale Tavşan’a uzattı. Diş hekimi onu yastığın üzerine yerleştirdi ve koltuğun kenarından atkının ucunu topladı. “Şimdi koltuğu biraz yükselteceğim,” dedi. Cik Cik dikkatle baktı. Koltuk hafif bir ses çıkararak yükseldi, sonra durdu.

Cik Cik gözlerini ayıcıktan ayırmadı. Ayıcık yine patilerini kucağında tutuyordu, ama artık pencereye biraz daha yakındı. “Bulutu daha iyi görüyor,” dedi Cik Cik. Annesi de pencereye baktı. Gerçekten, ince uzun bir bulut söğüt dallarının üstünden geçiyordu.

Lale Tavşan koltuğu yeniden alçaltacağını söyledi. Cik Cik bu kez önce düğmeye, sonra koltuğa baktı. Hareket bitince bir adım yaklaştı. “Ben de oturup pencereye bakmak istiyorum. Ama koltuk şimdilik böyle kalsın,” dedi.

“Böyle bırakabiliriz,” dedi Lale Tavşan. Annesi yanındaki sandalyeye oturdu. Diş hekimi Cik Cik’in koltuğa yerleşmesine yardım etti. Ayıcığı da yanına koydular. Cik Cik’in ayakları minderin kenarındaydı; annesinin kanadı hemen yanı başında görünüyordu.

Odada daha önce fark etmediği şeyler vardı: tavanda küçük bir yaprak resmi, rafta kapaklı kutular, pencerenin yanında çizim kâğıtları. Cik Cik birini gösterdi. “Şu yuvarlak ışık ne için?” Lale Tavşan, “Bakacağım yeri daha iyi görmeme yardımcı oluyor,” dedi.

Cik Cik, ayıcığı kucağına alıp pencereye döndü. “Buradan köprü de görünüyor,” dedi. Sonra annesine baktı. “Dönüşte oradan geçebilir miyiz?” Annesi, “Geçebiliriz,” diye cevap verdi. Cik Cik, ayıcığı köprüye bakacak şekilde çevirdi. “Sen de bak,” diye fısıldadı.

Gitmeden önce Lale Tavşan ona bir kâğıt uzattı. “İstersen burada gördüğün bir şeyi çizebilirsin.” Cik Cik sarı bir koltuk, üstüne kahverengi bir ayıcık çizdi. Koltuğun yanına bir sandalye ekledi. Sandalyede annesi vardı; pencereden de Mavi Dere görünüyordu.

Resmi bitirince annesine gösterdi. “Ayıcığın bulutunu da yaptım,” dedi. Mavi atkının üstündeki bulut bu kez de biraz eğriydi. Lale Tavşan resme baktı. “Koltuğun yanındaki sandalyeyi de çizmişsin,” dedi. Cik Cik gülümsedi. “Onu ilk başta merak etmiştim.”

Sonra ayıcığı yastığına bıraktı. Atkısını yine düzeltti ve kulağına, “Ben bugün bir sürü soru sordum,” diye fısıldadı. Oyuncak cevap vermedi; patileri eskisi gibi kucağında duruyordu. Cik Cik ona kanadını salladı.

Annesiyle dışarı çıktıklarında derenin üstündeki köprüye yürüdüler. Cik Cik dönüp papatyalı tabelaya baktı. İçeride hâlâ tanımadığı şeyler vardı. “Bir dahaki gelişimizde şu yaprak resmini de soracağım,” dedi annesine. Sonra kanadını onun kanadına değdirdi. Mavi Dere, köprünün altından yumuşak bir şırıltıyla akıp gitti.