Arda ve İlk Günün Mavi Çantası
Arda, Fısıldayan Çayır’daki yeni sınıfına girmeye çekinir. Mavi çantası, tanıdık bir sabah hazırlığı ve annesinin desteğiyle kapıdan içeri ilk adımını atar.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Arda, mutfak masasının yanındaki sandalyeye mavi çantasını koydu. Ön cebindeki beyaz bulutu parmağıyla yokladı. Açık pencereden gelen rüzgâr perdeyi hafifçe kıpırdatıyordu. Pencerenin ötesinde Fısıldayan Çayır uzanıyor, çayırın sonunda sarı çatılı okul görünüyordu.
— Bugün o kapıdan içeri girecek miyim? diye sordu Arda.
Annesi çömelip onun göz hizasına geldi.
— Evet. Önce birlikte sınıfa bakacağız. Sonra ben bahçedeki bankta bekleyeceğim. Pencereden beni görebileceksin.
Arda çantasının sapını tuttu.
— İçeride neler var, merak ediyorum. Ama evde kalmak da istiyorum.
— İkisini birden hissedebilirsin, dedi annesi. Acelemiz yok.
Kahvaltıdan sonra, dışarı çıkmadan önce hep yaptıkları hazırlığa başladılar. Annesi matarayı doldurdu, Arda kapağını çevirdi. Sonra kapağın sıkıca kapandığını birlikte kontrol ettiler. Arda kumaş peçetesini katlayıp beslenme kutusunun yanına koydu. Bunu parka giderken de yaparlardı.
Ama bugün çanta başkaydı. Arda onu önceki akşam kapının yanına koymuş ve ona bir ad vermişti: İlk Günün Mavi Çantası. Annesi beyaz bulutu dikerken Arda da iplik makarasını tutmuştu.
— Mataram burada, peçetem burada, dedi Arda.
Fermuarı kapattı. Bildiği bu küçük hazırlık bitince çantasını sırtına taktı. Annesinin elini tutarak evden çıktı.
Çayırdaki dar patikada yan yana yürüdüler. Otlar rüzgârla hışırdıyordu. Fısıldayan Çayır adını işte bu sesten almıştı. Arda yürürken iki sarı çiçeğe, yuvarlak bir taşa ve okulun açık penceresine baktı. Pencerenin önünde renk renk kalemler duruyordu.
— Acaba mavi kalem de var mı?
— İçeri bakınca görebiliriz, dedi annesi.
Okulun kapısına gelince Arda durdu. İçeriden sandalye sesleri ve çocukların konuşmaları geliyordu. Annesinin elini biraz daha sıkı tuttu.
— Şimdi gitmek istemiyorum.
Annesi durdu. Onu kapıya doğru çekmedi.
— Burada biraz bekleyebiliriz.
Kapıda Lale Öğretmen belirdi. Elinde bir resim kâğıdı vardı. Kapının yanında durup Arda’ya gülümsedi.
— Hoş geldin Arda. Çantanı nereye asabileceğine birlikte bakmak ister misin?
Arda kapının eşiğinden içeri baktı. Küçük masalar, alçak bir kitap rafı ve duvara dizilmiş askılar gördü. Bir masada Ekin adında bir çocuk, yeşil kalemle uzun bir yol çiziyordu.
— Annem de bakabilir mi?
— Elbette, dedi öğretmeni.
Arda annesiyle birlikte içeri girdi, ama kapının hemen yanında kaldı. Lale Öğretmen iki boş askıyı gösterdi. Arda, üstündeki küçük pencere resmini görünce birini seçti.
— Çantam burada dursun.
Çantayı kaldırdı, sonra yeniden kucağına aldı.
— Önce matarama bakacağım.
Annesi gülümsedi. Evdeki gibi fermuarı açtılar. Arda matarayı çıkardı, kapağını kontrol etti ve peçetesini düzeltti. Elleri bu işleri biliyordu. Masa yeniydi, raf yeniydi. Peçetesi ise evdeki kadar yumuşaktı.
— Mataranı şu rafa koyabilirsin, dedi Lale Öğretmen. Susadığında buradan alırsın.
Arda matarayı yerleştirdi. Çantasını da seçtiği askıya astı. Sapını bırakmadan önce beyaz buluta bir kez daha dokundu. Artık çantasının nerede duracağını biliyordu.
Ekin başını kaldırdı.
— Benim yolum çayırdan geçiyor, dedi. Sen de bir şey çizmek ister misin?
Arda masadaki mavi kaleme baktı.
— Bir bulut çizebilirim. Benim çantamda da bulut var.
Lale Öğretmen masanın kenarına boş bir kâğıt bıraktı. Arda hemen oturmadı. Önce sandalyeyi eliyle yokladı, sonra annesine döndü.
— Sen şimdi nerede olacaksın?
Annesi pencereden görünen bankı gösterdi.
— Şurada. Bugünkü tanışma bitince seni kapıda karşılayacağım.
— Ben buradan bakınca seni görebilir miyim?
— Evet.
Arda pencereye yaklaşıp bankı gördü. Sonra masaya döndü.
— Ben bulutu çizeyim. Sen bankta otur.
Annesi elini hafifçe sıktı.
— Tamam. Ben dışarı çıkıyorum.
Kapıda dönüp el salladı. Arda da elini kaldırdı. Lale Öğretmen yakındaki masada kâğıtları düzenliyordu.
Mavi kalem kâğıdın üzerinde dolandı. Arda’nın bulutu bir yanında tombul, öbür yanında ince olmuştu. Altına çantasını çizdi. Çantanın sapını yapmak için kalemi yavaşça çevirdi. Sonra sarı çatılı bir okul ekledi.
Ekin kendi resmini biraz yana kaydırdı.
— Resimlerimiz yan yana dursun mu?
Arda başını salladı. İki kâğıdı birbirine yaklaştırdılar.
Bir süre sonra Arda pencereden baktı. Annesi bankta oturuyordu. Kucağındaki kitabı kapatıp ona el salladı. Arda’nın içi biraz rahatladı. Yeniden resmine döndü. Bu kez evden okula uzanan bir patika çizdi. Patikanın kenarına da çayırdaki sarı çiçekleri ekledi.
Biraz sonra Lale Öğretmen çocukları ellerini yıkamaya çağırdı. Arda da onlarla lavaboya gitti. Döndüğünde çantasından beslenme kutusunu ve peçetesini çıkardı. Matarasını raftan aldı. Peçetesini evdeki gibi önüne serdi, kutuyu üstüne koydu.
— Senin peçetende çizgiler varmış, dedi Ekin.
— Annemle katladık, dedi Arda. Köşeleri üst üste geliyor.
Peçetenin bir köşesini düzeltti, suyundan bir yudum aldı. Sınıfın sesleri sürüyordu. Yine de artık hangi rafta kendi eşyasının durduğunu, hangi sandalyede oturduğunu biliyordu. Ekin ona çizdiği yolun sonundaki yuvarlak evi gösterdi. Arda da resmindeki mavi çantayı gösterdi.
Lale Öğretmen resimleri asmak için yanlarına geldi.
— Resmini panoya koymamı ister misin?
Arda kâğıdına baktı. Çizdiği okulun kapısı pek büyüktü. Tam önünde küçücük mavi bir çanta duruyordu.
— İsterim. Yarın gelince görebilirim.
Tanışma bitince Arda matarasıyla peçetesini çantasına yerleştirdi. Lale Öğretmen kapıya kadar onunla yürüdü. Annesi söz verdiği gibi oradaydı.
— Resmim içeride kaldı, dedi Arda.
— Yarın seni burada bekleyecek, dedi öğretmeni.
Eve dönerken Arda bir süre çayırın sesini dinledi. Sonra annesine baktı.
— Yarın da kapıya kadar benimle gelir misin?
— Gelirim.
— Ben de çantamı pencere resimli askıya asarım. Mataramı nereye koyacağımı biliyorum.
Evde mavi çantayı sandalyeye koydu. Fermuarını açıp boş beslenme kutusunu çıkardı. Çantanın önündeki beyaz bulut hafifçe yana eğilmişti. Arda onu eliyle düzeltti.
— Yarın mavi kalemle bir de ağaç çizeceğim, dedi.
Annesi mutfakta kutuyu yıkarken Arda çantasını kapının yanına bıraktı. Dışarıda otlar yine usulca hışırdıyordu. Arda bu sesi dinlerken yarın çizeceği ağacın dallarını düşündü.