Tilki Lina ve Güvenli Yolun İşareti
Gökkuşağı Sokağı'nın resmini çizen Tilki Lina, uzakta duman fark edince hemen annesine haber verir. Güvenli Yolun İşareti, birlikte yürüdükleri yolda onlara yön gösterir.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Tilki Lina, Gökkuşağı Sokağı'ndaki evlerinin önüne serdiği kâğıdın köşesine sarı bir kapı çiziyordu. Annesi hemen yanındaki saksıları suluyor, saçak altındaki serçeler birbirine ince seslerle karşılık veriyordu. Lina, kâğıdı rüzgâr kaldırmasın diye iki ucuna düzgün taşlar koymuştu. Kapının tokmağını da ekleyince başını kaldırıp karşıdaki eve baktı. Gerçekteki kapı, çizdiğinden biraz daha yuvarlaktı.
Kütüphaneci Porsuk Suna, girişteki mantar panoyu sokakta yaşayan hayvanların resimlerine ayırmıştı. Kimi kendi evini, kimi sevdiği bir ağacı çiziyordu. Lina ise bütün Gökkuşağı Sokağı'nı tek kâğıda sığdırmak istiyordu. Bir köşede çiçekler, ortada kocaman çınar, öbür köşede de meydana çıkan yol olacaktı. Resmine bakıldığında sokağın neşesi anlaşılsın istiyordu.
Annesi sulama kabını yerine bırakıp yanına çömeldi. Lina'nın çizdiği pencerelerden birini gösterdi. “Bizim penceremizdeki fesleğeni de unutma.” Lina küçük bir saksı ekledi. Sonra boya kalemlerini çantasına, resmini de sert kapaklı dosyasına koydu. Kütüphaneye giderken köşedeki çınarı ve yol levhasını yakından görüp resmini tamamlayacaktı. Annesiyle birlikte kapıyı kapattılar.
Çınarın gölgesinde, yeşil zemin üzerinde beyaz bir ok bulunan bir levha duruyordu. Ok, ormanlık alandan uzaklaşarak kütüphanenin önündeki taş meydana giden yolu gösteriyordu. Lina, levhayı daha önce de görmüştü. O sabah ilk kez okun ucunun ne kadar kolay seçildiğini fark etti. Yaprakların arasından süzülen ışık, levhanın kenarına vuruyordu.
“Bunun adı neydi?” diye sordu. Annesi, “Güvenli Yolun İşareti,” dedi. “Görevlilerin toplanma yeri olarak belirlediği meydana giden yolu gösteriyor.” Lina dosyasını açtı. Yeşil levhayı çizerken okun yerini boyamadan bıraktı. Böylece beyaz ok kâğıtta da açıkça görünüyordu. Çınarın dallarını eklemeye hazırlanırken burnuna alışılmadık bir koku geldi.
Koku, evlerden gelen yemek kokularına benzemiyordu. Lina başını kaldırınca uzaktaki orman kıyısının üzerinde ince bir duman gördü. Hemen yanında duran annesine döndü. “Anne, yanık gibi bir koku geliyor. Orada da duman var.” Sesi her zamankinden biraz daha kısıktı. Parmağıyla uzaktan gösterdi; dumanın geldiği yöne yürümedi.
Annesi baktı, sonra Lina'nın elini tuttu. “Bana hemen söylemen iyi oldu. Şimdi birlikte güvenli meydana gidiyoruz.” Lina dosyasını kapatıp kolunun altına aldı. Annesiyle, ormandan uzaklaşan yola yöneldi. Ne olduğunu anlamak için yaklaşmaları gerekmiyordu. Onlar yürümeye başlarken annesi telefonundan 112 Acil Çağrı Merkezi'ni aradı.
Annesi, Gökkuşağı Sokağı'nın orman tarafında uzakta duman gördüğünü söyledi. Nerede olduklarını kısa ve açık biçimde anlattı. Telefonda verilen yönlendirmeyi dinledi; kullanacakları yolun ve toplanma yerinin uygun olduğunu doğruladı. Sonra telefonu kapatıp Lina'ya baktı. “Görevliler haber aldı. Biz bu yoldan devam edeceğiz.”
Sokağın bu tarafında mor kapılı bir ev, arkasında da küçük bir fırın vardı. Lina bu yolu biliyordu; yine de annesinin elini biraz daha sıkı tuttu. Dosyasının köşesi koluna batınca yalnızca dosyayı öteki koluna geçirdi. Resmindeki çınarın yarım kalması artık eskisi kadar önemli gelmiyordu. Annesi yanındaydı ve nereye gideceklerini biliyorlardı.
Köşedeki bir başka beyaz ok, aynı yolu göstermeyi sürdürüyordu. Annesi Lina'nın adımlarına uyarak yürüdü. “Resmim biter mi?” diye sordu Lina. Annesi, “Güvenli yere varınca bakarız,” dedi. “Şimdi yan yanayız.” Lina onun sıcak elini hissetti. Ne dumanın yanına gidip bakacak ne de ateş söndürmeye çalışacaktı; annesiyle birlikte güvenli yolda kalacaktı.
Meydan, kütüphanenin önünde geniş bir taşlık alandı. Orman tarafına açılmıyordu; çevresinde alçak binalar ve çiçek saksıları vardı. Girişte bekleyen Porsuk Suna onları görünce yer gösterdi. Görevlilerle haberleşmiş, bu alanın beklemek için güvenli olduğunu öğrenmişti. Lina ile annesi, kütüphanenin kapısına yakın banklardan birine oturdu. Bankın üzerinde çizgili bir minder duruyordu.
Lina oturunca omuzlarının biraz gevşediğini fark etti. Dosyasını dizlerine yerleştirdi ama hemen açmadı. “Biraz endişelendim,” dedi. Annesi yanına iyice yaklaştı. “Burada beraberiz. Ormanla ilgili işi eğitimli ekipler yapıyor.” Lina başını annesinin koluna yasladı. Kütüphanenin açık kapısından kâğıt ve tahta raf kokusu geliyordu; bu kokuyu çok severdi.
Porsuk Suna, onlara birer bardak su getirdi. Ardından bankın yanındaki küçük masayı gösterdi. “Resim yapmak isterseniz burayı kullanabilirsiniz.” Lina önce suyundan birkaç yudum içti. Sonra dosyasının kapağını araladı. Sarı kapı, mor pencere ve yarım çizilmiş çınar hâlâ oradaydı. Kâğıdın üzerinde, az önce aceleyle bıraktığı yeşil bir kalem izi de vardı.
Masanın öbür yanında Kirpi Misu oturuyordu. Büyükbabası hemen yanındaki sandalyedeydi. Misu, kütüphanenin eski bir dergisindeki bulut resimlerine bakıyordu. Lina'nın kâğıdını görünce dergiyi kapatıp gülümsedi. “Şu sarı kapı bizimki!” Lina da gülümsedi. “Tokmağını biraz büyük yaptım.” Misu resme eğildi. “Bizim tokmak zaten bana hep kocaman görünür.”
Lina kalemlerini masaya dizdi. Annesi sandalyesini yakına çekmişti; Porsuk Suna da gelen yetişkinlerle alçak sesle konuşuyordu. Lina, çınarın dallarını aklında kaldığı gibi uzattı. Gerçekteki her yaprağı çizmesi gerekmiyordu. Misu, ağacın altına düşen benekli gölgeleri hatırlattı. Lina kahverengi gövdenin yanına küçük yeşil lekeler ekledi. Resim, yeniden tanıdığı sokağa benzemeye başlamıştı.
Fakat yolun yanındaki boşluğa gelince kalemi durdu. Oraya önce bir çiçek sepeti çizmeyi düşünmüştü. Şimdi yeşil levhanın biraz daha belirgin görünmesini istiyordu. Sepeti pencerenin altına çizdi; Güvenli Yolun İşareti için kâğıdın ortasına yakın bir yer ayırdı. Levhanın ince direğini, çınardan ayrı duracak biçimde çizdi. Sonra beyaz okun çevresini dikkatle yeşile boyadı.
Misu başını yana eğdi. “Okun yanına neden iki küçük şekil çiziyorsun?” Lina, annesiyle kendisini gösterdi. İkisinin elleri birbirine değiyordu. Kendi kuyruğunu biraz kıvrık, annesininkini daha uzun çizmişti. “Böyle yürüdük,” dedi. Annesi resme baktı. Lina'nın çizdiği küçük el, kâğıtta da onun eline tutunuyordu. “Benim çantamın düğmesi de var,” dedi gülümseyerek.
Porsuk Suna masaya temiz bir kâğıt daha bıraktı. Misu da kendi evini çizmek istedi. Büyükbabasına penceredeki perdenin rengini sordu. Az sonra masanın iki yanında iki ayrı sokak görünmeye başladı. Birinde kapı tokmağı kocamandı, öbüründe pencere perdesi neredeyse bütün duvarı kaplıyordu. Lina ile Misu resimlerini yan yana getirince ikisi de hafifçe güldü.
Lina sonra kendi resminin en uzak köşesine baktı. Ormanın ağaçlarını sabah gördüğü gibi yeşil çizmişti. Kalemini havada tutunca annesi ona döndü. “Ağaçlara bir şey olmuş mudur?” diye sordu Lina. Annesi, “Henüz haber gelmedi,” dedi. “Burada bekleyip görevlilerden öğreneceğiz.” Lina yeşil kalemi masaya bıraktı. Annesi elini onun elinin üzerine koydu.
Tam o sırada meydanın girişinde orman görevlisi Leylek Ekin göründü. Önce Porsuk Suna'yla ve bekleyen yetişkinlerle konuştu. Annesi Lina'nın yanında durarak haberi dinledi. Ekipler, dumanın geldiği yerdeki yangını ağaçlara yayılmadan söndürmüştü. Ormandaki ağaçlar zarar görmemişti. Görevliler çevrede kontrollerini sürdürüyordu; meydanda bekleyenlerin bulundukları yer güvenliydi. Annesi haberi Lina'ya da anlattı.
Lina'nın kuyruğunun ucu sandalyenin kenarında hafifçe kıpırdadı. Yeşil kalemi tekrar eline aldı. Resimdeki ormanın üzerine, sabah evlerinin saçağında gördüğü serçeleri ekledi. Biri kanatlarını açmıştı, öteki bir dala konuyordu. Misu, kuşların ayaklarını nasıl çizdiğine baktı. Lina ona kâğıdın kenarında küçücük bir örnek gösterdi. İki ince çizgi, bir kuşun dala tutunmasına yetiyordu.
Bir süre sonra görevliler, evlerine dönecekler için sokağın açık ve güvenli olduğunu da bildirdi. Orman kıyısındaki bölüm ise kontrol için kapalı kalacaktı. Annesi kendi evlerine giden yolu Porsuk Suna'yla doğruladı. Aceleleri yoktu; Lina resmini bitirmek, annesi de onunla biraz daha kütüphanede oturmak istiyordu. Masadaki kalemler henüz çantaya girmemişti.
Lina resmin alt köşesine kendi adını yazdı. Son harfin yanına minicik bir fesleğen yaprağı çizdi. Annesi onu görünce başını salladı. “Penceremizdekinin aynısı.” Lina kâğıdı biraz uzağa tutup baktı. Sarı kapı, çınar, beyaz ok ve el ele yürüyen iki tilki bir aradaydı. Sabah hayal ettiği resimden farklıydı ama içinde kendi sokağını bulabiliyordu.
Porsuk Suna yanlarına gelince Lina dosyasını ona uzattı. “Panoya bunu asabilir miyiz?” Suna resmi iki eline aldı. Önce yakından, sonra biraz uzaktan baktı. “Elbette. Sarı kapı hemen gözüme çarptı.” Misu gururla doğruldu. “O bizim kapı!” Büyükbabası da gülümsedi. Lina, resminin yanına Misu'nun resminin asılabilmesi için panoda yer olup olmadığını sordu.
İçeri birlikte girdiler. Porsuk Suna iki resmi, alçaktaki boş bölüme yan yana yerleştirdi. Üstlerinde bir tavşanın çizdiği bostan, yanlarında bir sincabın boyadığı çatı vardı. Lina bir adım geri çekildi. Kendi resmindeki beyaz ok, kapılar ve yapraklar arasında kolayca seçiliyordu. Küçük tilkinin eli de büyük tilkinin elinden ayrılmıyordu.
Kütüphaneden çıkmadan önce Lina, geniş yapraklı ağaçların resimlerini içeren bir kitaba baktı. Çınar yaprağının kenarını parmağıyla havada izledi. Bir dahaki resminde yaprakları biraz daha farklı çizebilirdi. Sonra kitabı yerine koydu, kalemlerini sayıp çantasını kapattı. Misu'ya el salladı. Misu büyükbabasıyla içeride kalıp bulut resimlerine biraz daha bakacaktı.
Eve dönüşte annesi, görevlilerin açık olduğunu bildirdiği sokaktan yürüdü. Lina yanında, dosyasını bu kez boş olarak taşıyordu. Köşedeki çınarın yanından geçerken yeşil levhayı gördü. Beyaz ok yerli yerindeydi. Lina levhaya baktı, ardından annesinin elini tuttu. Kütüphanedeki resimde de tam böyle duruyorlardı. Annesi ona dönüp gülümsedi; birlikte evlerinin kapısına yöneldiler.
Eve vardıklarında pencerenin önündeki fesleğen hâlâ güneşteydi. Lina saksının yanına oturup çantasından küçücük bir kâğıt çıkardı. Annesi mutfaktan iki tabak dilimlenmiş armut getirdi. Lina bu kez yalnızca bir yaprak çizdi. Büyük resmi kütüphanedeydi; sarı kapısı, çınarı ve Güvenli Yolun İşareti ile birlikte. Sonra kalemini bıraktı, bir armut dilimi aldı ve annesine sokuldu.