Masal Odası
Hayvan Masalları

Köpek Poyraz ve Sessiz Yuvanın Dostları

Papatya Tepesi’nde bir kuşun yuva kurduğunu fark eden Poyraz, oyun planını değiştirir. Arkadaşlarıyla birlikte hem neşeli oyunlara hem sessiz bir yuvaya yer açar.

6-9 yaş 11 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Köpek Poyraz ve Sessiz Yuvanın Dostları
Tarayıcı seslendirmesi Köpek Poyraz ve Sessiz Yuvanın Dostları
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Poyraz, sarı topunu burnuyla hafifçe dürttü. Top, Papatya Tepesi’ne çıkan patikanın kenarında duran annesinin ayaklarına kadar yuvarlandı. Annesi Mina, topu patisiyle durdurdu. Poyraz’ın kuyruğu sağa sola sallanıyordu. O sabah tavşan Benek ile kuzu Yonca gelecekti. Poyraz onlarla tepedeki küçük çimenlikte oynamak istiyordu. Çimenliğin yanındaki yabani gül çalısı, rüzgâr estiğinde usulca hışırdardı.

Annesinin sepetinde bir matara su, birkaç bardak ve küçük bir tahta levha vardı. Poyraz levhayı evde bulmuştu. Üzerindeki eski boyalar silinmiş, açık renkli tahta ortaya çıkmıştı. Yeni oyun yerlerine bir ad koymayı ve bu adı levhaya yazmayı düşünüyordu.

— Önce yerimizi seçelim, sonra adını buluruz, dedi annesi.

— Ben seçtim bile! Gül çalısının yanındaki düzlük. Top orada güzel yuvarlanır.

Poyraz topu yeniden dürtecekken patikanın ötesinde küçük bir kıpırtı gördü. Kahverengi bir kuş, gagasında kuru otlarla çalının dalları arasına konmuştu.

Poyraz olduğu yerde durdu. Kuş bir dala sıçradı, sonra yaprakların arasında kayboldu. Poyraz merakla kulaklarını dikti ama patikadan ayrılmadı. Biraz sonra kuş yeniden göründü; bu kez gagası boştu. Çalıdan çıkıp tepenin öbür yanına doğru uçtu. Yaprakların arasında ince dallardan örülmüş küçük bir yuva belli belirsiz seçiliyordu.

— Anne, galiba çalının içinde bir ev var, dedi Poyraz.

Mina da bulunduğu yerden baktı. Dalları aralamak için ilerlemedi.

— Evet, bir kuş yuvası gibi görünüyor. Kuşun buraya rahatça gelip gidebilmesi güzel olur.

Poyraz topuna baktı. Az önce çimenlikte Benek’le koştuğunu, Yonca’ya top yuvarladığını hayal etmişti. Şimdi aynı yerde oyun oynadıklarında çalının yanının ne kadar hareketleneceğini düşündü. Top yuvarlanabilir, arkadaşları peşinden gidebilirdi. Poyraz topu iki ön patisinin arasında tuttu.

— Biz burada oynarsak onun yolu hep kalabalık olur mu?

— Olabilir, dedi Mina. Oyun için daha açık bir yer bulabiliriz.

Poyraz’ın kulakları biraz aşağı indi. En sevdiği yeri seçmişti. Gül çalısı güzel kokuyor, yanındaki düzlük de yumuşacık görünüyordu. Başka bir yerin bu kadar güzel olacağından emin değildi.

Bir süre patisinin altındaki topa baktı. Sonra başını kaldırdı.

— Yeni yeri birlikte bulur muyuz, anne? Ben çalının çevresine gitmeden nereden geçeceğimizi de bilmiyorum.

— Elbette, dedi Mina. Şimdilik topu sepete koyalım. Benek ile Yonca’yı patikanın ayrıldığı geniş yerde karşılayabiliriz.

Birlikte, çalılıktan uzaklaşan patikada yürüdüler. Poyraz arkasına dönüp yuvayı daha iyi görmeye çalışmadı. Annesinin yanında, papatyaların arasındaki açık yolu izledi. Yol ayrımındaki düz taşın üzerine oturduklarında Benek’in uzun kulakları göründü. Yonca da yanında, oyun örtüsünün bir ucunu taşıyordu. Örtünün öbür ucu Benek’in omzundaydı.

— Çalılığın yanına mı gidiyoruz? diye sordu Benek.

— Orada bir kuş yuvası var, dedi Poyraz. Biz kendimize başka yer bulacağız.

Yonca örtüyü dikkatle katladı.

— Peki nerede oynayacağız?

Poyraz, annesine baktı.

— Henüz bilmiyoruz. Birlikte seçeceğiz.

Benek, tepenin öbür yanındaki armut ağacını gösterdi. Ağacın çevresinde geniş bir çimenlik vardı. Papatyalar bir kenarda kümelenmiş, ortada açık bir alan bırakmıştı. Gül çalılığı oradan epey uzakta kalıyordu.

Armut ağacına ulaşan iki patika görünüyordu. Birinin ucu çalılığın yanına kıvrılıyor, öteki genişçe bir yay çizerek açık çimenliğe uzanıyordu. Poyraz patikaları gözleriyle izledi.

— Şuradan yürüyelim mi? diye sordu, açık yolu göstererek.

Mina başını salladı. Arkadaşları da Poyraz’ın arkasına geçti. Birlikte geniş yolu seçtiler; papatyaları ezmeden, topu sepette tutarak yürüdüler. Benek önden koşmak yerine onlarla kaldı. Daha armut ağacına varmadan Yonca burnunu havaya kaldırıp gülümsedi.

— Burada çimen kokusu var, dedi.

Mina, ağacın yanına varınca alanı gözden geçirdi. Yerde sivri bir dal ya da topun takılacağı bir çukur yoktu. Çocukların hepsi onu rahatça görebilecekti.

— Burası uygun, dedi.

Poyraz çimenlere bastı. Gerçekten yumuşaktılar. Birkaç adım atıp çevresine baktı. Ağaç gölge yapıyordu ama oyun alanı aydınlıktı. Yonca örtüyü gölgeye serdi. Benek de sepeti Mina’nın gösterdiği düz yere bıraktı.

— Buradan bulutları da görebiliyoruz, dedi Yonca. Şu bulutun kulağı var!

Benek başını kaldırdı.

— Bence o, uçan bir lahana.

Poyraz güldü. Yeni çimenlik, düşündüğünden daha güzeldi. Yine de sepetten çıkan tahta levhayı görünce bir şey hatırladı. İlk seçtiği yere ad koymak istemişti. Şimdi oyun yerleri değişmişti; acaba adı da değişmeli miydi?

Levhayı patilerinin arasında çevirdi. Bir yüzünde eski boyadan kalan ince çizgiler vardı, öbür yüzü düzdü. Düz yüzüne henüz hiçbir şey yazılmamıştı.

— Buraya ne yazalım? diye sordu.

— Sarı Top Bahçesi, dedi Benek.

— Ama burası bahçe değil, dedi Yonca. Hem topumuz hep sarı olmak zorunda mı?

Benek bunu düşününce burnunu oynattı. Poyraz, çalılığın uzaklarda kaldığı yöne baktı. Kuşun nerede olduğunu göremiyordu. Görmesi de gerekmiyordu.

— Biz buraya gelince kuş kendi yerinde kalabildi, dedi. Belki levhanın adı oyunla ilgili olmak zorunda değildir.

Yonca bir papatyanın gölgesine konan kelebeği izledi.

— O zaman neyle ilgili olsun?

Poyraz tahta levhanın üstüne patisini koydu.

— Birbirimize yer bırakmamızla ilgili olabilir.

Benek örtünün üzerine oturdu. Örtünün bir köşesini Poyraz için düzeltti, öbür köşesini Yonca’ya doğru çekti. Poyraz’ın aklına bir ad geldi.

— Sessiz Yuvanın Dostları, dedi yavaşça.

Yonca adı bir kez tekrarladı. Benek de gülümsedi.

— Güzel. Hem biz burada oynarız hem yuva kendi yerinde sessiz kalır.

Mina sepetten kalın bir kalem çıkardı. Harfleri yazmadan önce levhayı Poyraz’a gösterdi.

— Bunu nereye koymayı düşünüyorsun?

Poyraz önce çalılığa dönen yolu düşündü. Sonra levhayı okumak isteyenlerin o tarafa gidebileceği aklına geldi. Yuvanın çevresinde kalabalık olmasını istemiyordu.

— Burada, bizim örtümüzün yanında dursun, dedi. Kuşun evini göstermesin. Arkadaşlarımız oyun yerimizi bulsun yeter.

Mina levhaya iri harflerle “Sessiz Yuvanın Dostları” yazdı.

Yonca başını biraz yana eğerek yazıya baktı.

— Harfler kocaman bir merdivene benziyor, dedi.

Poyraz levhanın alt köşesine bir top resmi çizmek istedi. Mina tahtayı tutarken o da kalemi dikkatle kullandı. Çizdiği yuvarlağın bir yanı biraz yassı oldu.

— Bizim top oturmuş dinleniyor, dedi Benek.

Yonca topun yanına üç küçük çimen yaprağı ekledi. Resimde çalı ya da yuva yoktu; yalnızca onların yeni oyun alanı vardı. Üç arkadaş, kendi çizgilerini taşıyan tahtaya bakıp gülümsedi.

Levhayı ağaç gövdesine dayadılar. Benek biraz geriye çekilip baktı, sonra bir yana kaydı.

— Şimdi adımız oldu. Oyunumuz nasıl olacak?

Poyraz sarı topu sepetten aldı. Buraya kadar topu annesi taşımıştı. Şimdi onu çimenlere bırakınca tanıdık bir sevinç duydu. Top aynı toptu; yalnızca etrafındaki çimenler değişmişti.

Üç arkadaş birbirlerinden birkaç adım uzakta oturdular. Poyraz topu Yonca’ya yuvarladı. Yonca ön ayağıyla yavaşça Benek’e gönderdi. Benek topa burnuyla dokunmak isteyince top olduğu yerde minicik döndü. Üçü birden gülmeye başladı. Mina örtünün kenarında oturuyor, onları izliyordu.

Bir sonraki turda top Benek’e ulaştı. Bu kez tavşan acele etmeden dokundu ve top dosdoğru Poyraz’a geldi.

Oyun sürerken Poyraz topun bazen daha hızlı, bazen daha yavaş gittiğini fark etti. Yonca’ya giderken yumuşak bir itiş yetiyordu. Benek’e giderken biraz yana dönmesi gerekiyordu. Az sonra üçü, topun izlediği yolu hiç konuşmadan anlayacak kadar alışmıştı. Sarı top, çimenlerin üstünde kocaman, yuvarlak bir desen çiziyordu.

Bir süre sonra Yonca yorulup örtüye uzandı. Benek de yanına kıvrıldı. Poyraz oyuna devam etmek istiyordu ama arkadaşlarının rahat yüzlerini görünce topu sepetin dibine yerleştirdi. Kendine örtünün boş köşesinde bir yer buldu. Annesi bardaklara su doldurdu.

— Eski yerimizi özledin mi? diye sordu Mina.

Poyraz düşünmek için durdu. Gül çalısının kokusunu seviyordu. Ama burada Benek’in topu burnuyla döndürmesine gülmüş, Yonca’yla bulutlara bakmıştı.

— Biraz, dedi. Ama burayı da sevdim. Çalılığa gitmeden de güzel oynadık.

Mina başını sallayıp ona bir bardak uzattı.

Yonca bir süre levhadaki yazıya baktı.

— Sessiz Yuvanın Dostları yine burada toplanabilir mi?

— Toplanabilir, dedi Poyraz. Levhayı da yeniden getiririz.

Benek başını kaldırdı.

— O zaman bu, tek bir oyun yerinin adı değil. Bizim adımız.

Poyraz bunu sevdi. Levhayı eve götürseler de buldukları yeni yer orada kalacaktı.

Eve dönmek için örtüyü topladıklarında armut ağacının yaprakları usulca sallanıyordu. Mina herkesi geldikleri açık patikaya yöneltti. Poyraz sepeti taşıyor, Benek ile Yonca katlanmış örtüyü paylaşıyordu. Tahta levha annesindeydi. Yol ayrımına geldiklerinde, uzaktaki çalının üstünden bir kuş uçtu. Gagasındaki ince ot, güneşte bir an parladı. Sonra kuş yaprakların arasında kayboldu.

Arkadaşlar oldukları yerde, uzaktan baktılar. Mina yürümeye başlayınca onlar da peşine takıldı. Poyraz çalılığın içinde neler olduğunu bilmiyordu. Yuvayı yakından görmemiş, kuşun yanına gitmemişti. Yine de orada yaşayan küçük komşusu için bir şey yapmıştı: Oyununu başka yere taşımıştı.

Patika dönünce çalılık gözden kayboldu. Poyraz’ın kulağına Yonca’nın mırıldandığı neşeli ezgi geldi. Benek yürürken bulutların biçimini anlatıyordu. Poyraz sepetindeki sarı topa, sonra annesinin taşıdığı levhaya baktı.

Papatya Tepesi’nde armut ağacının altında oyunlarına, çalılığın içinde de sessiz bir yuvaya yer vardı. Poyraz, annesinin yanına sokulup kuyruğunu usulca salladı.